Düşünceler

Radyo gibi bir nimet…

Bu aralar kimse TV izlemiyormuş. İyi bir şey. Atasının pabucunu çoktan dama attıran, birilerine külahını ters giydirecek helezonlar avucumuzun içinde hâlbuki.

İçinde bulunduğumuz zamanın en bariz unsurlarından birisi, tekrarını dile getirmekten vazgeçmeyeceğimiz iyi ile kötünün, hayır ve şerrin iç içe olması. Ellerimizi kavuşturup, büyük bir pişkinlikle sırf kendisinden dert yandığımız. Yaptığımız yanlışlara kılıf uydurmakta zorlanmadan gösterebileceğimiz tek müsebbip belki de o. Bu müşevveşiyet içinde insanın o gün, o an revaçta olup da merakını celp edecek bir şeylere ulaşması ise saniyeler hızında. Ardından zihnini o nesneyle meşgul edip fikrini ise bütün bütün o işe hasretmesi bu çığırın olmazsa olmazı.

Dünya küçülüp, mesafeler kısaldı. Her şey bir “tık” uzaklığında. Günlük işlerimizi kolaylıkla halledebilmek için tüyolar alabiliyoruz. Bilmediklerimizi saniyeler içinde araştırıp öğreniveriyoruz. Aklımıza takılan sorulara cevaplar(?) bulabiliyoruz. Özlem duyduğumuz yakınlarımızla görüşüp hasret giderebiliyoruz. Olmadı sırf vakit geçirmek adına avarece dolanıyoruz. Bunun misli, daha birçoğu. Akşama değin saymaya kalksak bitiremeyiz.

Öte yandan bizi ‘başka bir biz’ e dönüştüren de kendisi. Baş döndürücü bir hızla çalışan cihazların önünde bizler de sabırsız olduk. Elimize ne gelirse, önümüze ne çıkarsa çarçabuk tüketip bir kenara atıyoruz. Yaşananlar anlık, hayatlar saniyelik.  Duygular, kabiliyetler, hasseler… Neyi nereye kullanacağımızı bilemez olduk. Tüketen. Sûrîleştiren. Aceleci. Bakışlarımızı nimetlere kör ederek, şükrü bırakıp daha fazlasına, daha lüksüne, marka düşkünlüğüne kadar götüren… Başka hayatları merak ile hırsımızı kolumuza takıp bizi özentiye sürükleyen. Bizi mutsuz, karamsar birer birey haline dönüştüren. Çöpe ekmek- yiyecek atmak şöyle dursun; zamanı, zemini, ömrü, hatta insanı… İsrafın her türlüsünü bize yaptıran.

Bize kazandırdıkları ile kaybettirdiklerini kıyaslamak yaptığımız işte nereye doğru gittiğimize dair yön verebilir. Yanan ateşle elimizi dağlamak yahut da onunla yemek pişirmek nihayetinde bizim elimizdedir, bizim irademizledir.

Onca müşkülat içinde ezilen insan ruhu azim bir gayretle, sağlam bir rehbere muhtaç. Ki yaratılışında kendisine tevdi edilen kabiliyetleri, gücü-kuvveti, enerjiyi hakikat olana sarf edip hakikati yaşayabilsin. Ömrünü telef etmesin, ahiretini kazanabilsin. Yoksa batılın içinde kıvranıp hakikat denizinde yüzdüğünü zanneder de, ancak gafletini katmerleştirmekten ötelere geçemez…

Hırsızlık mal ile hayır-hasenat yapmak nasıl bir tezatsa, çöplüğün içinde kıvranıp güller dermeye çabalamak da öyle.

 

Yazının devamını Bizim Aile dergisi Ağustos sayısından okuyabilirsiniz.

 

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*