Gezi Notları

Tarih, Lezzet ve Kültürün Kesiştiği Yer: Gaziantep

Gazileriyle meşhur Gaziantep’i gezmeden önce son derece kısıtlı malumatım vardı. Tüm bilgim, baklavasının meşhur olduğu, önemli sanayi ve ticaret kenti olduğundan ibaretti. Gezimin sonunda bu şablonun tamamen değiştiğini itiraf etmeliyim.

Gezime “Kültür Yolu” olarak adlandırılan caddesinden başladım. Cadde çok sayıda cami, müze, han vb. yapılara ev sahipliği yapıyor. Bir manada şehrin kalbi konumunda. Hoş bir tevafuk olarak kentin en eski camisi olan Ömeriye ilk durağımdı. Sizin de bir gün yolunuz Gaziantep’e düşürse kültür yolundaki bu camiden başlamanızı tavsiye ediyorum. Ömeriye camisi ilk olarak 1150’li yıllarda yapılmış. Çeşitli zamanlarda onarım görmüş. Hem tarihi cami olması, hem de Antep savunmasından kalan kurşun izlerini minarede görünmesi bakımından insana ciddi manada tesir ediyor. Ayrıca, Hatay da ilk olarak gördüğüm pabuç minare olarak adlandırılan minare şekli bu camide de gözlemleyebilmek mümkün. Caminin minberi hareket edebilme özelliğine sahip. Yani, duvarda minberin içine girebileceği bir boşluk var. İhtiyaç olduğunda kullanılıyor. Normal vakit namazlarından duvar içindeki bölmesine konuluyor böylece saflar bölünmediği gibi yerde açılmış oluyor. Bir kaç örneğini de diğer Gaziantep camilerinde de gördüm. Diğer şehirlerde böyle bir oluşuma denk gelmedim. Kesme taşların işlemesine de hayran kaldım. Sanat; tarih ve ihlasla birleşince bir başka güzel oluyor…

Gaziantep’te ziyaret edilmesi gereken çok cami var. Ben bir kısmının isimlerini vererek ve birkaç tanesinden genel olarak bahsederek özetlemeye çalışayım. Mutlaka görülmesi gereken camiler arasında Nuri Mehmet Paşa, Karagöz, Alüddevle, Hacı Nasır Ağa, Şirvani, Handanbey, Ali Necar, Tahtani, İhsanbey, Kozanlı, Kurtuluş, Şeyh Fetullah ve Boyacı ön plâna çıkıyor.

Bunlar içeresinde Kurtuluş, Şeyh Fethullah ve Boyacı camilerine ayrı bir parantez açayım. Boyacı Camisinin bir adı da Camii Kebir yani Ulu Cami. Büyüklük, tarih ve sanat yönünden bu ismi fazlasıyla hak ediyor.

Kurtuluş Camisi restorasyonda olduğu için maalesef tam manasıyla gezemedim. Bir zamanlar kiliseymiş. Şimdi cami olarak hizmet veriyor. Şu kadarını söylemem gerekiyor ki duruşu yetiyor. Çok fazla kelama ihtiyaç bırakmayan bir görüntüsü var. Hele ki o güzel iki minareyi görmeniz yeterli bir çekim gücü oluşturuyor. Gaziantep’in en güzel camisi olarak zihnimde yer etti.

Şeyh Fethullah Camisi şehrin en önemli külliyesine (cami, zaviye, medrese ve hamam) sahiptir. Harim, ortada sekizgen taş ayağa oturan ve yelpaze şeklinde açılan tonozlarla,askı kemerlere bağlanan bir örtü sistemine sahip olması dünyadaki ilk ve tek örneğidir.

Gaziantep camilerinin minareleri hakkında da birkaç cümle söyleyeyim. İlki cami boyutlarından 3-4 kata varan yükseklikte minarelerin inşa edilmesi, mabeti daha azametli gösteriyor. İkincisi, genel olarak ince ve uzun yapıda olduğundan estetik bir görüntüye vesile olması. Üçüncüsü de minarelerdeki şerefelerin altında kimi zaman mukarnas, kimi zamanlarda çini panolar, geometrik işlemeler, palmet gibi yapıların mevcudiyeti,bu yapılara ince bir sanat anlayışını izhar ediyor.

 

Çok sayıda kapalı çarşı ve han var

Gaziantep camiler şehri olduğu kadar aynı zamanda kapalı çarşılar ve hanlar şehri. Önce isimlerini zikrederek giriş yapalım. Ardından bazı hususi noktaları arz etmeye çalışayım. Budeyri, Millet, Gümrük, Yeni, Pürsefa, Emir Ali, Tütün, Kürkçü, Tuz, Şire, Yüzükçü, Yemiş, Zeytin hanları,  Zincirli ve Kemikli bedestenleri, Bakırcılar çarşısı ve Almacı pazarı ilk aklıma gelenler arasında. Görüldüğü üzere 17 farklı alışveriş merkezi saydım. Tarihi İpekyolunun önemli duraklarından biri olan kentin bugün gibi geçmişte de ne denli bir ticaret kenti olduğuna şahit oluyorum. Hemen hepsinin kendisine ait bir tarihi, kültürü, mimarisi ve hikayesi olduğunu belirtmek isterim. Her ziyaretim sanki yüzyıllar öncesine yapılmış bir yolculuk hissiyatı verdi bana…

Tarihî yeni han içerisinde 500 yıllık Kaleoğlu mağarası var. Yani, tarih içinde tarih var. 1557 yılında yapılan tarihi yeni han zamanında taş ocağı olarak kullanılan mağara iken günümüzde kafeterya ve hediyelik eşya dükkanı olarak kullanılıyor. Doğal bir klima özelliği gösteren mağarada yaz sıcağında ziyaretçilerineüşüme fırsatı veriyor. İşgal sırasında yiyecek ve cephanelerin depolandığı bir mekan olarak kullanılmış. Dört su kuyusuna sahip ve yaklaşık 750 metrakarelik bir alana sahip. Allah’ın sonsuz kudreti akla geliyor. Rabbimiz öyle mekanlar yaratıyor ki yaz ortasında üşütüyor. Rahman Suresinde 31 defa tekrarlanan ayet geliyor aklıma: “Şimdi, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?”

Gaziantep’in bir diğer özelliği de müzeler şehri olması. Çok az şehirde bulunacak kalite ve sayıda müzelere sahip. Arkeoloji, Hasan Süzer Etnografya, Gaziantep Savunması ve Kahramanlık Panorama, Savaş, Mutfak, Mevlihane Vakıf, Bakır, Para, Medusa Cam Eserler, Kent (beyazhan), Oyuncak müzeleri… Birkaç cümle de olsa birkaçından söz etmek istiyorum.

Hasan Süzer Etnografya Müzesiyle başlayalım. Genel bir bilgi olarak ifade etmeliyim ki ziyaret ettiğiniz şehirlerin insanını, kültürünü ve yaşamlarını tanımak isterseniz ilk adresiniz etnografya müzeleri olmalı. Zira bu tür müzelerde yöre halkının günlük yaşayışlarını, kıyafetlerini, yeme içme kültürleri kadar hayatın tüm noktaları hakkında bilgi alabilme imkanınız oluyor.

Emine Göğüş Mutfak müzesi de alanında ülkemizdeki sayılı müzelerden. Hem kullanılan kap kacak hem de yöresel yemekler konusunda ilgi çekici malumat alabilme imkanı sunuyor. Mesela analı kızlı köfte yemeğinin çok zor bir yemek olmasından dolayı bayram günlerinde evin erkeklerinin de yardım ettiği bilgisi benim ilgimi çekmişti.

 

 

Tarihi bakırlar sergileniyor

Saklı Konak Bakır Müzesinin bir ikinci örneği yok ülkemizde. Müze kurucusu ve sahibi Ali Atalar Bey bir kültür elçisi. Müzeyi baştan sonra gezdirdi ve kolay kolay unutamayacağım bilgiler edindim. Bakıra olan bakış açımı değiştirdi. Müze binası tarihi bir konakta. Tabaklardaki mühürlerden, komşu komşunun külüne muhtaçtır sözünün nereden geldiğine kadar çok çeşitli konularda bilgi edinebilirsiniz. Ali Bey her gelen ziyaretçisine aynı şekilde rehberlik yaparak gezdirmesi ve güzel bilgileri paylaşması  ziyaretçiler açısından çok kıymetli diye düşünüyorum.

Son olarak alanında dünyanın zirvesinde yer alan Zeugma Mozaik müzesinden bahsedeyim. Öncelikle çok güzel bir binası ve sergi salonları var. Çağın gerekleri doğrultusunda yapılmış ve organize edilmiş. Bu kadar büyük bir müze beklemiyordum doğrusu. Çok çeşitli eserler var. Dünyaca meşhur “Çingene kızı” adlı mozaik bir odada tutuluyor. Odanın neresine giderseniz gidin çingene kızı size bakıyor. Yani öyle bir ustalıkla yapılmış ki farklı konumlarda dahi gözlerinden kaçamıyorsunuz.

Dünyada eşi ve benzeri bulunmayan ve su mimarisinin eşsiz örneklerinden olan Gaziantep kastelleri birçok fonksiyonları bulunan yapılar olarak inşa edilmiştir. Genel olarak cami altlarından geçen su kanallarının belli bir noktasına yüzeyden 30-40 merdivenle inilen; içinde tuvaleti, yıkanma yeri, dinlenme ve abdest alma yerleri, hanımların çamaşır ve yün yıkama mekanları ve bazılarında da namaz kılma alanlarının da (mescit) bulunduğu genişçe mağaramsı boşluklar oluşturulmuştur. Yaz aylarında oldukça serin olan kastellerin en çok rağbet gördüğü zaman şüphesiz Ramazan ayının yaz mevsimine geldiği dönemlerdir.Bugünkü manada bir tür dinlenme tesisi olarak anlaşılabilir. Altı tane örneği mevcut. En önemlisi de pişirici kastellisi. Başka bir yerde örneği olmadığı için şehre yolu düşünlerin ziyaret etmesini tavsiye ederim.

Kendirli Kilisesi de çok etkileyici bir mimariye sahip. Kilisenin plânı Roma’daki Saint Fransua Kilisesi’nden örnek alınmıştır. Kilise geniş bir bahçe içerisinde siyah kesme taştan temel üzerine, beyaz kesme taştan yapılmıştır. Dikdörtgen plânlı ve kırma çatılıdır. Günümüzde toplantı salonu olarak olarak kullanıyor.

Aziz Bedros Kilisesi de uzun yıllar gizli kalıp, depo olarak kullanıldıktan sonra  kilise tam olarak ortaya çıkarılıp tescillenmiş. Mülk sahibiyle yapılan görüşmeler neticesinde belediye tarafından alınarak hoşgörünün sembolü olarak kültürel amaçlı kullanılmak üzere restore edilmiş. Yeni adı Ömer Ersoy Kültür Merkezi olan yapı çevre düzenlemesiyle birlikte çok hoş bir görünüme sahip. Umarım yer altında bekleyen diğer tarihî eserlerimizde benzer akıbete nail olurlar!…

 

Çok zengin bir mutfağı var

Tarihi Antep evlerini ve sokaklarını görmek isterseniz Bey mahallesine gitmeniz gerekecektir. Dar sokakları ve tarihî konakları insanı kendine çekiyor. Özgün kimliğine dokunulmadan restore edilmesi cazibesini artırıyor. Sokaklarında yürürken iç dünyamda tarifi zor bir mutluluk ve huzuru yaşarken; zaman kavramı değişerek, sanki yüzyıllar öncesine yolculuk ediyor gibi hissediyorum.

Bey mahallesi, ismini Bey camisinden alıyor. Gaziantep’te mahalle isimlerinin hemen hepsi bir cami veya mescitten geliyor. Bu bilgi bize yöre insanın tarih ve dinimizle olan sıkı bağını göstermesi açısından manidardır.

Gezim boyunca zaman zaman gülümseten tebessümler de olmadı değil. Özellikle küçük yaştaki çocuklar sizinle ilgileniyor. Tek başıma gezdiğim için zaman zaman fotoğrafımı çekme ricasında bulunuyordum. Birbirleriyle yarışır halde fotoğraf çekmeye çalışıyorlardı. Bir de kendilerinin de fotoğraf çekme istekleri oluyordu. Çıplak ayakla dolaşan küçük bir çocuğun ısrarı hala hatıramda. Fotoğraf makinem açıkken birkaç saniye içerisinde fotoğraf çekilmezse kapanıyordu. Tabi ki çocuklar da ekranın karanlık olduğunu görünce “Abi, bir şey görünmiyy” “Abi, karanlık görüniyy” “Abi, çekmiyy” cümleleri gezime renk kattı doğrusu.

Son olarak Gaziantep mutfağından da bahsedelim. Çok zengin bir mutfağı var. Lahmacunundan kebaplara, baklavasından katmerine kadar zengin bir menü sizi bekliyor. Ayrıca ev yemekleri konusunda da çok zengin bir çeşitliliğe sahip. Her bütçeye uyan lokantalar ve güzide şehir siz ziyaretçileri bekliyor vesselam…

 

Cenk Çalık

 

 

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*