Düşünceler

Yüzler gülecek mi?

Yollarımız muzlim bir çizgiye düşünce kaybolmasın diye sabırda bulduğum, gayret ettiğim, ellerinden tuttuğum, yeri gelince zorluklarını dahi sevip katlandığım, bakışlarında nihân bir tebessüm umduğum o küçük kız çocuğu… Yıllar geçse de, ömürler erse de nihayete. Kimsenin umursamadığı, çoğunun varlığını bile takmadığı, göz göze dahi gelmediğimiz. Susadığı sadece kalbindeki nüveye lügatçe olacak sıcacık bir gülümseyişti. Bu satırlar sadece ufak bir çıtırtısıdır, olsa olsa misalini kırdığım zincirlerin. Tutundum ben de hayata bir köşesinden, eğreti varlığıma isyan edercesine. Bu tabiri istimal etmek ne kadar da sakil bir yük! Cehlimi cidden katmerleştirense ne zatımın kıymetimi biliyor olmam, ne de kimsenin aynı kıymeti vermesi varlığıma. Kız çocuğu olmak dar zihinlerde bir sıfır yenik başlamaktır hayata. Hele ki, cahiliye kokan geleneklerin gölgesi sindiyse çocukluğunuza, kaybolmuş kimliğinizi arar durursunuz seneleri devirmiş olsanız bile.

Cedit zamanların nahif talihsizleri olarak hayat çarkında bulduk kendimizi. Yazık ki, hak ettiğimiz hayatı ne yaşayabildik, ne de elimizdekilerin kıymetini bildik. Hayal ettiklerimizse sadece düşlerimizi kâbus olmaktan azat eden birer misali ivme olarak kaldı. Sessiz bir köşede hıçkırıklara boğulur zamanın kadınları. Yıpranmış, solgun ve bitmiş ümidi çeyizi olur. Cefa ender cefa mazi derelerinde kalmıştır kimisi. Mütebakisine oyalanmanın ve çarçabuk geçen ömrün kanıtı olarak, çekip gitmiştir çoktan. Kimisi ise bahtına düşmüş yollarda koşuşturup durmaktadır. Üç- beş dakikacığı bile yoktur, durup da ne söylediğimizi dinlemeye… Yeniden yeşerecek bahara toprak olabilmek elzemdir oysa! Benliğinden, hırslarından, taşıdıklarından, egolarından, ondan-bundan… Cümle ne varsa incitip kül ufak edecek. Hepsinden sıyrılıp, bile isteye feda edebilmektir. Fedakâr olmak ne başa kakmak, ne sızlanmak, ne de hayattan takatsiz kalmak.

Hem elimdekileri gasp edip, hem de yüreğimi incitti bu hayat. Başlara taç olan (?) nihayetimi, elemli bir rüyadan uyanmakla bitirdi. Rüyada kalmak sürura namzet gibi gözükse de, ne uyanmaya cüret edebildim, ne de uyandırmaya cesaret edemedi beni kimse. Nasırlı yüreğim her gün haykırdı. Yorgun ve bıkkın bir bedeni taşımaktan usanmıştı. Kulaklar sağır, gözler kör idi dağ misali hırstan. Bir dünya koydu ceplerime sökük, parça, bölük. Ne bir sevgi kırıntısı bıraktı, ne de merhamete dair bir kıpırtı. Kuzu postunu giyinip gün be gün karşımdaydı. Utanmaksızın dillendirdiği yalanları işitirdim, ta gurbetlerde yankılanan. Peş peşe sömürdü sevgileri, hayatları, yaşanılacakları… Gözlerimdeki ışığı kuytulara, ciğerimdeki şefkati şûrezara çevirdi. Zevale mahkûm oyuncakları avuçlarımdaki rüşvetiydi.

Bir pırıltıya kandı gönlüm, uykuda berdevamdı. Gençlik akıldan ziyade hissiyatı dinlermiş. Şayet dinlemekle mecbur olduğumu ezberlediğim sadece o değil, gaddar asrın sayısız çığırtkanlarıydı. Ezel defterlerinde yazılıydı varlığım, bu bana yetmez miydi? Yetmedi. Ya ete kemiğe bürünmüş varlığımdan mı çizilmişti kaderim? İradeyi hoyrat bir rüzgâr bilip esmekte mi kalmıştı sayılı günlerim? Bildiğim ne varsa, unuttuğum kendime dair. Ben kul olarak yaşamalıydım, zira dünyaya insan olarak gelmiştim. Ne kimsenin kıymeti umurumdaydı cüda varlığımda, ne de teveccüh denilen şöhret-i kâzibem.

Ukala büyükler dünyayı günahlarıyla kirlettikçe, masum küçüklere ne yaşanılacak bir hayat ne de etrafında çocukluğunu paylaşacak nezih bir varlık kaldı. Nerede şimdi o masum kız çocukları? Ve kimler tutacak ki hayatlarından, ukbada yüzler gülebilsin?

“Evet küfrün divaneliğiyle, dalaletin sekriyle, gafletin şaşkınlığıyla fıtraten ebedî ve ebed müşterisi olan bir latîfe-i insaniye sukut eder; ebedî şeyler yerine fâni şeyler alır, yüksek fiyat verir.”1

Dipnot

  • Bediüzzaman Said Nursi, Barla Lahikası, s 338

 

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*