Kapak

Ey göz, güzel bak!

Gözün rütbesi yaptığı işe göredir
Güzel nedir, güzel kimdir, güzel kime göredir, güzel kimin içindir?
Güzel, nefs-i emmârenin hoşlandığı ve mânâ-yı ismiyle baktığı nesne midir?
Yoksa güzel kalbin, akl-ı selimle marifet ve ilim devşirdiği ve mânâ-yı harfîyle baktığı madde midir?
Bunlardan birincisi nefs-i emmârenin güzeli, ikincisi kalbin ve gönlün güzelidir.
Birincisinde nefs-i emmâre, gördüğü güzele kendi hesabına bakar ve çirkinleştirir.
İkincisinde kalp ve gönül, gördüğü güzele Allah hesabına bakar ve güzelleştirir.
Birincisinde nefs-i emmârenin çıkış noktası kendi açısıdır, niyeti ve nazarı kendi zevkidir. Burada göz bir kavvat ve bir tahrik âleti derecesine inmiştir. Bakılan şey nâmahrem olmasa da, bu bakışta hayır yoktur. Bu bakış şükürsüzdür, nankörcedir; bundan dolayı haramdır. Nâmahrem açık da olsa, örtülü de olsa, güzel de olsa, çirkin de olsa, ona nefs-i emmâre hesabına bakmak haramdır.
İkincisinde kalbin ve gönlün çıkış noktası, niyeti ve nazarı Allah’ın sonsuz güzelliğine ulaşmaktır, yaptığı iş ilim, marifet ve şükürdür. Gayesi Allah’ın rızasını tahsildir. Göz Üstad Bedîüzzaman’a göre burada her şeye gözün yaratıcısı hesabına bakar, her şeyi güzel görür, bu büyük kâinat kitabının okuyucusudur, Allah’ın sanat mucizelerinin bir seyircisidir ve yeryüzü bahçesindeki rahmet çiçeklerinin mübarek bir arısıdır.1

Her şey nasıl güzel olur?
Bu ikinci yaklaşımda her şey güzeldir. Bu bakışta lütuf da güzeldir, kahır da güzeldir. Huzur da güzeldir, belâ da güzeldir.
Göz, Kur’ân gibi, “Allah her şeyi güzel yaratmıştır.”2 Der, her tecellide güzellik arar, güzellik bulur. Allah’ın isimlerinin ve sıfatlarının eserlerini büyük bir saadet ve huzur içinde izler, görür.
Bu bakışta kalb Bedîüzzaman gibi, “Melekûtiyet ve hakikat cânibinde her şey şeffaftır, güzeldir.”3)
Der, Allah’ın isimlerinin tecellîlerinden ilim, marifet ve şükür balı devşirir.
Gönül, bu bakışta İbrâhîm Hakkı gibi her tecellî için, “Görelim Mevlâ’m neyler, Neylerse güzel eyler!” der, Mevlâ’nın tasarruflarına teslim olur.
Göz ya birinci yaklaşımdaki gibi kalacak, ya da ikinci yaklaşımla değeri yükselecek, kâinat kütüphanesinde her şeyi okuyacak, her şeyi güzel görecektir.
Bedîüzzaman Hazretleri bu noktada göze şöyle hitap eder: “Ey göz, güzel bak! Âdi bir kavvat nerede? Kütüphâne-i İlâhînin mütefennin bir nâzırı nerede?”
Nefs-i emmâre hesabına namahreme bakmak sevap değil, günahtır. Nikâhımız altında olan güzele, ya da bakışı haram olmayan yaratılış, fıtrat ve tabiat güzelliklerine Yaratıcı hesabına bakmak ise sevaptır.
Peygamber Efendimiz’in (asm) muaf olduğunu bildirdiği bakış, ansızın göze çarpan ilk bakıştır. Göz namahrem üzerinde çivilenmiş gibi kalırsa, bu, “bakışı bakışa eklemek” olur, yani ikinci bakışa intikal olur ki, yasaklanan budur. Burada haram olan nefs-i emmârenin pis, hasis ve hakir lezzeti hesabına bakıştır.

Gözün hainliği
Kur’ân, haram bakışı “hâinete’l-a’yün”, (=gözlerin ihâneti) sözüyle ifade eder. Cenab-ı Allah şöyle buyurur: “Allah gözlerin ihanetini de bilir, gönüllerin sakladığını da.”4
Gözlerin ihaneti ifadesi, Kur’ân’ın eşsiz dilinde, gözlerin gizlice harama kayması demektir. Burada nefs-i emmâre, birer kudret harikası olan gözleri kendi hesabına kullanıyor. O iki inci tanesini insanlardan gizleyerek harama yönlendiriyor.
Oysa bu esnada gözlerin haram noktaya kayıp gidişini Allah görmektedir. Nefs-i emmâre ise, Allah’ın, gözlerin bakışını görüyor olduğunu ya nazara almıyor, ya da unutuyor.
İşte Kur’ân buna “gözlerin ihaneti” diyor.

Bakışta haram olan nedir?
İşte bu nefsanî ve haram bakış, Peygamber Efendimiz’in (asm) dilinde “göz zinası” olarak nitelendirilmiştir. Aynı şekilde Peygamber (asm) dilinde nefsanî ve haram söyleyiş “dil zinası”5 ; nefsanî ve haram dokunuş “el zinası”; nefse hoş gelen haram sözleri işitmek “kulak zinası”; haram yere haram işlemek niyetiyle yürümek “ayak zinâsı”dır.6
Bu hadis-i şeriflerde göz, dil, el, kulak, ayak… vs. zinası tabirleri mecazi birer tabirdir. Kast olunan şey gerçek zinâ değil; bakış, dokunuş, işitiş ve yürüyüş gibi fiillerin harama götürecek şekilde yapılmasıdır. Peygamber Efendimiz (asm) ümmetini zinaya götüren bakıştan, dokunuştan, söyleyişten, işitişten ve yürüyüşten sakındırmıştır.
Hiç şüphesiz bakışın, dokunuşun, söyleyişin, işitişin ve yürüyüşün haram oluşunu niyet belirleyecektir. Namahreme her bakış haram değildir. Zorunlu olan, bir iş ve ihtiyacın gereği olan, haram niyet taşımayan ve ansızın olan bakışlar, muaftırlar, haram değildirler.
Nefsanî haz ve lezzet niyetiyle sarf edilen bakış ise haramdır.
Kaynaklar
1. Sözler, 6. Söz, s. 32
2. Secde Sûresi: 7
3. Sözler, 22. Söz, s. 264
4. Mü’min Sûresi: 19
5. Câmiü’s-Sağîr, 2/477 (1007); 3/1056 (2305);
6. Buharî, İstizân 12, Kader 9; Müslim, Kader 20, (2657); Ebû Davud, Nikâh 44, (2152).]

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*