Diğer

İbrahim Hakkı Konyalı’yı hatırlarken…

1895/1896 Konya doğumlu, son yüzyılımızın lider tarihçilerinden İbrahim Hakkı Konyalı merhum; Osmanlı medreselerinde tahsil ederek kendini yetiştirmiş, devlet dairelerinde uzun seneler vazife yapmasının yanında, bulduğu pek çok eser ve vesikayı da toplamıştır. Ömrü boyunca çok nadide eserler ortaya çıkarmıştır. Bunlardan bazıları Konya, Üsküdar Tarihi gibi şehirlere dair mevsuk eserlerdir.

 

Güzide tarihçilerimizden Merhum İbrahim Hakkı Konyalı ile ilk görüşmemiz – Yeni Asya Gazetesi’nde çalıştığım 1970’lerin son senelerine rastlar. Gazetedeki “Tarihten Sohbetler” köşesinde uzun zamandır mühim tarihî mevzuları yazmakta idi.

 

O zamanlar yazılarını almak ve cüz’î ücretini takdim etmek üzere Selimiye’deki evine giderdim. Üsküdar Selimiye Harem İskele Caddesindeki Karlık Apartımanı’ndaki dairesine, tam bir beyefendilik ve tevazu ile kabul edilirdim. Salonun ‘Saray’a bakan koltuklarından birine buyur edilir hal hatır soruşlardan sonra; ‘Şefikacığım’ diye eşi hanımefendiye seslenir, kahvelerimizi söylerdi.

 

Herhangi bir konuda bir şeyler soracak olsak hemen kendine has nazik üslûbu ve derin bilgisiyle anlatmaya başlar, teferruat ve tafsilatına girişirdi.

 

Mevzu bahis ettiğimiz hususlardan neler yoktu ki; Kız Kulesi’nin tarihinden, Ayasofya’nın minarelerini yıkılmaktan nasıl kurtardığını, Osmanlı’nın çok değerli arşiv vesikalarının okkası az bir paraya Bulgarlara satıldığını, dalkavukluğun da bir meslek olduğunu, Mehter’in, hatta merkebin tarihini onun anlattıklarından ve yazdıklarından öğrenmekteydik. Bunlardan bazılarını hazırladığımız Faydalı Bilgiler Antolojisi’ne de koyduk.

 

Bir gün fakülteden bir arkadaşım çalınan mezar taşlarından bahsediyordu. O zaman taze bir hadise olan, tarihi bir şahsiyetin ( Mimar Ayas Ağa ) Saraçhane’deki taşlarının mezarından kaybolduğunu o arkadaşım haber vererek beni bu konuda bir yazı yazmaya teşvik etti. Bunun üzerine “Tarihimize birer köprü olan’ mezar taşlarıyla alâkalı bir yazı hazırladım. Taşların resimlerini de koyduğumuz yazıyı şair Eşref’in; “ … İstemem ben Fâtiha, tek çalmasınlar taşımı!” mısralarıyla bitirmiştim.

Yazının yayınından sonraki günlerde merhuma uğradığımda yazıyı okuduğunu ve çok memnun kaldığını dile getirdi. Zaten –her biri tarih ve sanat eseri olan- mezar taşlarımızın hâli pür melalinden, kırılıp, tahrip edilip yok oluşundan muzdaripti. Yazının benim tarafımdan kaleme alındığını öğrenince de beni hem takdir, hem de tebrik etti. Bu konuya daha çok değinilmesini ve gündemde tutulup çareler bulunmasını da arzuluyordu.

 

Yine mezar taşlarımızın ehemmiyetinden bahsederek, bunların yok edilmesinden veya tahrip oluşundan büyük üzüntü duyduğunu hüzünlenerek dile getirmişti. (Yazının Yeni Asya gazetesinde yayınlanmasından iki gün sonra o mezar taşlarının haziredeki yerlerine getirilip konduğunu, bahsettiğim arkadaş bana haber verdi. O taşların daha sonraları Eyüb Sultan’a nakledildiğini de öğrendim.)

 

Merhum tarihçimizle olan hatıralarımdan biri de –belki de sonuncusu- kitaplarını vakfettiği günlere rastlar. O günlerde uğradığımda mutad görüşmemizden sonra, ah hemşehrim sana bir kitabımı hediye edeydim’dedi. (Benim de Ispartalı oluşumdan ve Isparta’nın eskiden Konya vilâyetine merbutiyetinden kinaye.) Devamla, ‘Fakat kitapları Selimiye’deki vakfiyeme götürdüler, bir şey kalmadı dedi. ‘Ama bir bakalım gene de’diyerek evindeki boş raflara yöneldik. Raflardan birinde kâğıt ve kitap parçaları arasından küçük bir kitap buldu. Arka kapağı ve bazı sayfaları kopmuş, Osmanlı Türkçesi Lale Devri’yle alâkalı bir kitaptı. Biraz mahcup kitabın kapağına bana ithafen bir şeyler yazıp imzaladı.

 

1984 senesinde yine bir araştırma için gittiği Akşehir’de geçirdiği bir kalp krizi neticesi bu fâni dünyaya gözlerini kapayan merhum, geride kendisini unutturmayacak nadide eserler bırakmıştır. Uzun yıllar toplayıp muhafaza ettiği kıymetli kitap, eser ve vesikaları, Selimiye Camii’ndeki Hünkâr Kasrı’ndaki vakfiyesinde ziyaretçi ve araştırmacılarını beklemektedir. Bu vesileyle kendisini tekrar anarak rûhuna Allah’tan rahmet niyaz ederim, vesselâm.

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*