Kapak

Bugünün savaş ortamında kadın ve çocuk olmak geçmiştekinden daha zor

bizim-aile-ocak-37Araştırmacı Yazar Zümrüt Sönmez ile tarihten günümüze “Savaşın Kadınları”nı konuştuk.

 

Zümrüt Hanım, “Kızıl Toprak Ak Yemeni/ Savaşın Kadınları” isimli kitabınızda tarih boyunca savaşta kadın olmayı anlatıyorsunuz. Baktığımızda nasıl bir tablo görüyorsunuz?

Aslına bakarsanız kadınlar ve çocuklar için normal şartlarda bile hayat zor. Çünkü en savunmaya muhtaç grubu oluşturuyorlar. Bir de etrafınızdaki dünyanın yıkıldığını düşünün. Tamamen savaş ortamında olağanüstü şartlar altında elbette hayat daha da zorlaşıyor. Daha da savunmasız hale geliyorlar. Tarihte de böyle olmuş. Günümüz savaş konsepti içinde kadınların ve çocukların yaşadığı zulmün daha da şiddetlendiğini görüyoruz. Kitabımda da bahsettiğim gibi eskiden, örneğin Çanakkale Savaşında ya da Birinci Dünya Savaşında mevzi savaşlarından bahsedebiliyorduk. Yani savaşlar cephede, askerler tarafından yürütülüyordu. Ama bugün savaşın daha ziyade sivillerin üzerinden yapıldığını, bombaların sivillerin üzerine atıldığını görüyoruz. Günümüzdeki savaşlar geçmişteki gibi değil. Dolayısı ile siviller eskisinden daha çok yara alıyor, daha fazla zarar görüyorlar. Bugünün şartlarında savaş ortamında kadın olmak, çocuk olmak geçmiştekinden daha zor. Kadınlar için aslında normal şartlar altında bile hayat zordur, çünkü çok fazla sorumlulukları vardır. Yani siz hem annesinizdir, hem ev hanımı, hem eşinizin, hem çocuklarınızın sorumluluğu üzerinizdedir. Şartlar ne olursa olsun, kadın olarak aileniz ile ilgili rolünüz devam eder. Kadınların böylesine çoklu bir görev üstleniyor olmaları, onların içinde bulunduğu durumu daha da zorlaştırıyor ama aynı zamanda onları daha da güçlü kılıyor. Böyle zamanlarda kadınların daha mücadeleci olduklarını görüyoruz. Ben kitap çalışmam sırasında Çanakkale Savaşındaki kadınları araştırırken bunların örneklerine rastladım. Kadınların her anlamda sorumluluk aldığını, hem sosyal hayatta, hem aileleriyle ilgili, hem dışarıda savaş ile ilgili pek çok görev üstlendiklerini gördüm. Bugün günümüzde yaşanan savaşlara, çatışmalara baktığımızda kadınların çok fazla zarar gördüğünü, çeşitli zulümlere ve işkencelere maruz kaldıklarını görüyoruz. Göç söz konusu olduğunda, yer değiştirdikleri ülkelerde yeni bir hayat kurmak ile ilgili bir mücadele içinde buluyorlar kendilerini. Kadınların bu anlamda çok yönlü bir mücadele içinden geçtiğini söyleyebiliriz. Onlarla birlikte çocuklar da en savunmasız olan grubu oluşturuyorlar. Özellikle yetim ve dullar ile ilgili herkesin, tüm dünyanın duyarlı olması gerekiyor.

 

Çok acı ki bu insanların, uluslararası insan ticaretinde kullanıldığından bahseden araştırmalar var. Bunlar gerçekten vahşetin boyutunu çok acı bir şekilde gözler önüne seriyor öyle değil mi?

Kesinlikle, bir yerde mağduriyet varsa, savunmasız durumda olan insan toplulukları varsa orada illa ki istismar da söz konusu oluyor. Böyle çatışma ortamları çeşitli kötü niyetli grupların cazibe merkezi haline geliyor. Kaçakçılık, kadın ve insan ticareti vb. ile uğraşan art niyetli insanlar böyle bölgelerde çeşitli faaliyetlerde bulunuyorlar. Kadınlar ve çocuklar en fazla mağdur olan grup olduğu gibi istismara da en açık konumda olanlardır. O yüzden çatışma alanlarında sivillerin korunması hususunda uluslararası kurumların, insan hakları örgütlerinin çok daha fazla sorumluluk alması gerekiyor.

 

Evet, temenni edelim ki böyle olsun. Siz kitabınızda özellikle Çanakkale Savaşı’nı kadınlar veçhesi ile ele almışsınız. Muhakkak ki konu ile ilgili kaynakları tarama imkânınız olmuştur. Yakın tarihimizdeki savaşlarda kadın ve çocuklarla ilgili olarak arşivlerde karşılaştığınız bilgiler nelerdir?

Yakın tarihimizde yaşanan savaşlarda kadınlar ve çocuklar hem mağdur hem de kahraman olarak karşımıza çıkıyor. Tarihin her döneminde savaş ortamlarında en korunmaya muhtaç grubu çocuklar ve kadınlar oluşturur. Ama aynı zamanda, onların da bu mücadeleye ortak olduklarını ve vatan savunması söz konusu olduğunda erkekler ile birlikte savaşta mücadele ettiklerini görüyoruz. Benim kitabımda da bununla ilgili olarak bir takım örnekler yer alıyor. Meselâ bazı kadınlar silâh kuşanıp cepheye bile gidiyorlar. Bazı kadınlar geride kalanlara yardım faaliyetlerine katılıyorlar. Askerlere yardım ulaştırmaya çalışıyorlar ve aynı zamanda asker ailelerine, dullara ve yetimlere yönelik çok ciddi görevler üstlendiklerini görüyoruz. Çanakkale’ye bakacak olursak o dönemin çocuklarının cepheye koştuklarını, mücadele verdiklerini, çocuk yaşta şehitlerin bulunduğunu görüyoruz. Dolayısıyla bizim bugünkü hayat perspektifimizden baktığımızda olağandışı gelen bazı durumların, o şartlar içinde vuku bulduğunu görmek mümkün.

 

Savaşa katılanın da donanımlı bir kadın olduğunu anlıyoruz anlattıklarınızdan. Hem şifahi kaynaklara, hem de tarih kitaplarına baktığımızda nasıl bir “savaşın kadını” görüyoruz?

Çanakkale Savaşı örnekliğinden hareket edecek olursak, bir veçhesi ile Anadolu kadınının, diğer veçhesiyle İstanbullu, yani şehirli kadının bir araya gelip, ortak çalışıp, savaş şartları içerisinde birlikte yoğrulduğunu söyleyebilirim. Mesela Anadolu kadını kağnısında askere yardım malzemeleri hatta cephane taşıyarak yardımcı oluyor, yaralılar için cepheye koşuyor ya da askere yardım için evini açıyor. Böyle mücadele eden bir Anadolu kadını var. Aynı zamanda eşini ya da çocuğunu askere göndermiş, bir şehit annesi ya da eşi olarak görüyoruz Anadolu kadınını. İstanbul’da ise şehirli, Halide Edip gibi entelektüel ya da üst sınıfa mensup, dönemin aydın ve entelektüel beylerinin eşleri ve kızlarından oluşan, yardım faaliyetleri organize eden ve toplumun diğer kesimlerinden kadınları da bu faaliyetler içine çeken öncü bir kitle var. Dolayısı ile o dönemde savaş ortamındaki kadın hareketliliğinin birkaç yönü var diyebiliriz. Diğer yandan savaş gibi dönemlerin kadınlar ile ilgili duyarlılığın, sosyal hareketliliğin, tabandan tavana yayılmasını sağlama noktasında çok önemli bir etkisi oluyor. Osmanlının son döneminde savaşların kadınların sosyal hayata katılımının artmasına etkisi olmuştur. Osmanlı’nın son dönemindeki savaşlar dolayısı ile kadınlar hemşirelik, hastabakıcılık gibi mesleklere yönelmişlerdir. Yine o savaş tarihi dolayısı ile kadınlar sivil toplum kuruluşlarında etkin hale gelmişlerdir. Dolayısı ile tarihteki kadın portresi üzerinde savaş dönemlerinin çok büyük bir etkisi söz konusu.

 

Araştırmalarınız, tarihi araştırmalar. Buna sizi iten neydi? Gençlere dünü anlatarak, bugünü yapılandırma noktasında bir mesaj mı?

Bana kalırsa hiçbir yazar, çalışmasını mesaj kaygısı ile yapmaz. Ama yaptığımız her çalışma mutlaka bir mesaj taşır. Yaptığım çalışmanın, kadınların tarihin akışı içerisinde siyasal değişikliklere bağlı olarak şekil değiştiren ya da bu değişimlerin görsel ifadesi olarak sunulan figürler olmadığını çok yalın bir şekilde bir kez daha gösterdiğini düşünüyorum. Tarihimizde kadınların toplumsal rollerindeki değişimlerin siyaseten değil, doğal olarak gerçekleştiğine inanıyorum. Yani kadınlar Cumhuriyetin kurulması ile aktif hale gelmiş, birden bire evden dışarıya çıkmış, sosyalleşmiş kişiler değiller. Her kadın içinde bulunduğu şartlar içerisinde üzerine düşeni yapma sorumluluğu taşımıştır ve içgüdüsel bir güçle kendi koşullarını değerlendirerek potansiyelini ortaya koymuştur. Geçmişte bizim köklerimiz böyle bir tecrübeden geçtiler. Diğer yandan benimki gibi çalışmalar bugün yaşadıklarımızı tarih perspektifinden görme, tarihten edindiğimiz tecrübe ışığında algılayabilme imkanı sunar. Malumunuz bugün de benzer tecrübeler var, dünyanın çeşitli bölgelerinde savaşlar ve çatışmalar sürüyor. Bugünü tarihin ışığında değerlendirmek çok daha sağlıklı olacaktır. Bu yüzden bu tür çalışmaları önemsiyorum.

 

Konu ile ilgili başka araştırmalarınız var mı? Yeni bir kitap hazırlığı yeni bir çalışma düşünüyor musunuz?

Tarihteki kadın etkinliği, önemli kadın portreleri üzerine araştırmalarımı sürdürüyorum. Diğer yandan bugün karşı karşıya olduğumuz bir Suriye meselesi var. Suriyeli savaş mağdurları ve göçmenler ile ilgili çalışmalar yapıyorum.

 

Çok küçük bir parantez açalım o zaman. Suriyeli savaş mağduru kadınlar ile ilgili gözlemleriniz, tespitleriniz olmuştur muhakkak. Son olarak bunları bize aktarabilir misiniz?

Sınır bölgesinde Suriyeli kadınlarla ve onları misafir eden Türkiyeli kadınlarla görüşmeler yaptım. Şimdiye kadar anlattıklarımdan çok da bağımsız değil Suriyeli kadınların durumu. Onlar da bir savaş ortamından kaçıp buraya geliyorlar. Orada zaten pek çok zulme maruz kalmışlar. Kendi ülkelerindeki çatışma ortamında maruz kaldıkları zulmün ve işkencenin psikolojik ve sosyolojik etkilerini üzerlerinde taşıyarak bir komşu ülkeye sığınıyorlar. Yani zaten mağdur ve savunmasız bir durumda buraya geliyorlar. “Burada bir kez daha mağdur olmamaları için neler yapabilir?” diye düşünmeye ve yazmaya çalışıyorum. Bugün özellikle Suriyeli kadınlar ve çocukların en fazla özen göstermemiz gereken kişiler olduğunu düşünüyorum. Çünkü onlar bir yandan göç koşullarının zorluğu nedeniyle bir yandan da yanıltıcı medya algısı ile bir kez daha mağdur ediliyorlar. Bir şekilde düşmanlaştırılıp, kötü gösteriliyorlar. Bunun önüne geçmemiz, Türkiye toplumunun Suriyeli mültecilere gösterdiği örnek misafirperverliğin sürmesi içi çaba göstermemiz gerekiyor.

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*