Evlilik

“Her erkek evinin kahramanı olmak ister.”

bizim-aile-ocak-75
Klinik Psikoloji Uzmanı, Psikoterapist, Aile ve Evlilik Danışmanı, Eğitimci, Yazar Rukiye Karaköse

Klinik Psikoloji Uzmanı, Psikoterapist, Aile ve Evlilik Danışmanı, Eğitimci, Yazar Rukiye Karaköse’yle evlilik, aile, eş ve çocuk ilişkilerine dair istifadeli olduğunu düşündüğümüz hoş bir sohbet gerçekleştirdik. Keyifli okumalar…

 

Rukiye Hanım, tek cümle ile ifade etmeniz gerekse nedir empati?

Tek cümleyle ifade etmek gerekirse, empati başkasının penceresinden, o olarak bakabilmektir. Sadece “Senin yerinde olsaydım şöyle yapardım” demek empati değildir. Senin yerinde olsam, fakat sen olsam ne yapardım. Yani “senin duygularına, düşünce tarzına, geçmişine, birikimine, senin hassasiyetlerine sahip olan biri olarak bunu yaşasaydım ne yapardım.” Karşımızdaki için o olsaydık ne hissedecektik, bunu anlamaya, hissetmeye tecrübe etmeye çalışmak, başkasının penceresinde o olarak bakmayı denemektir empati.

 

İsterseniz en küçük daireden başlayalım. Empatinin en azında kişinin kendi dünyasına, aileye, ilişkilere getirdiği güzellikler, kazandırdıkları nelerdir?

Bir kere empati yapmaya başladığınızda tahammüllü insan haline gelmemiz daha kolay oluyor. Şöyle ki, herkes birbirini hoşnut edecek tarzda davranmayabiliyor. Canımızı sıkan, beğenmediğimiz, onaylamadığımız davranışlara öfkelenebiliyoruz. İnsan empatiyi hissedebilen, empati becerisi gelişmiş olduğunda öfke duygusu azalır. Çünkü karşısındakine neden böyle yapıyor diye celallenmeden önce, onu daha iyi anlayabildiği için, ruh halini hissedebiliyor, niye öyle yaptığının bir açıklaması onda oluyor zaten. Empati aslında başarılı bir ilişki başlangıcı demek. Karşıdakini anlayabilmek ve bu yüzden daha az öfkelenmek, daha az kırılmak, daha az gücenmek gibi kişiye bireysel artıları var.

 

O zaman öfke varsa empati yok diyebilir miyiz yani?

Empati, öfkeyi azaltan bir şeydir. Bunu komple yok edemeyiz, çünkü öfke bir dereceye kadar insanda olması gereken sağlıklı bir duygudur. Çünkü öfke duygumuz olmazsa kendimizi, ailemizi, sevdiklerimizi koruyamayız. Hassasiyetlerimizi muhafaza edemeyiz. Bir dereceye kadar gerekli, ama kör bir öfkenin önüne geçer empati yapmak.

 

Demek ki sabrı da kişiye kazandıran bir şey empati. Ki günümüzde en çok ihtiyacımız olan değerler bunlar öyle değil mi?

Empati için sabır ve toleransın anahtarıdır diyebiliriz. Yani karşıdakinin niye öyle davrandığını anlayabilmektir. Peygamber Efendimizin (asm) hanımlarının arasında geçen olaylara göz atmıştım. Bir gün hanımlarından biri, yiyecek gönderiyor Efendimize. Kendisi o sırada Hz. Ayşe’nin yanında. Hz. Ayşe de sinirleniyor ve tabağı kırıyor. Peygamber Efendimiz (asm) sakince parçaları topluyor diyor ki “Anneniz sinirlendi.” Yani kıskandı ve onun için de sinirlendi demek istiyor. Anlıyor onu, anlayış gösteriyor. Hz. Ayşe’yi anladığı için de toleransı artıyor ve o ilişki bir probleme, soruna dönüşmüyor. O da muhtemelen sonrasında “evet biraz abartılı tepki gösterdim” diye kendini sorgulayacaktır. Kıskançlık ya da öfkede, karşı tarafın empati yaparak “sen yerimde olsan ne hissedersin? Onun konumunda olsam ne hissederim?” diye sorup, onun duygularını anlaması, muhtemel bir çatışmanın hemen önüne geçiyor. Ki bu da evet sabır ve toleransla doğrudan ilişkili…

 

Verdiğiniz örnekte olduğu gibi, gerçekten Peygamber Efendimizin (asm) hayatı psikolog gözüyle analiz edildiğinde eminim çok orijinal tespitleriniz vardır. Aile hayatında ve eşler arasında empatinin yeri ve önemi nedir?

Karşımızdaki kişinin ruh halini hesaba katmaksızın sağlıklı bir ilişki kuramayız. Çünkü karşımızdaki insan bizim gibi düşünmeyebilir, olaylara bizim gibi bakmayabilir, hissetmeyebilir. Hele bu bir karşı cinsse veya çocuksa onun cinsiyetinden kaynaklı, çocuk oluşundan kaynaklı muhakkak farklı bakış açıları vardır. Yani kadınla, erkeğin bir olaya bakışı aynı değildir. Beyinsel, yapısal farklılıklarımız, düşünsel farklılıklarımız, duygusal farklılıklarımız var. Eşler arasında empati şöyle önemli. Bir olaya erkek biraz daha sonuç odaklı bakıyorken, bir kadın biraz daha duygusal detaylarla bakabilir. Her ikisi de gerekli ve her ikisi de aslında bir bütünün sağlıklı parçaları. Ama bir araya gediği zaman anlamlı. Şöyle ki; kadında biraz daha Allah’ın Cemal sıfatları baskınken, erkekte de Celal sıfatları baskındır. Sağlıklı bir otoritenin evde kurulabilmesi için, örneğin çocuklar üzerinde, Cemal ve Celal’in ideal oranda bir karışımı gerekiyor. Biz Peygamberimizde (asm ) bunun zirvesini, mükemmel bir örneğini görüyoruz. Günlük hayatımızda O’na bakarak, biz bunu nasıl yapabiliriz? diye düşünebiliriz. Şimdi Celali isimlerin açısından bir erkeğin bakış açısını değerlendirmek lâzım burada. Meselâ erkeğin fıtratında biraz daha yönetmek, kavvâm olmak diye bir kavram var. Kur’ân-ı Kerim’de de geçiyor, “Erkekler, kadınlar üzerinde kavvâmdırlar”. Yani yöneten, çekip çevirensiniz diyor burada. Onun fıtratında böyle bir şey var, bunu yadırgamamak lâzım. Halbuki modern hayatta daha çok eşitlikçilik var. ”Ben de eşitim, ben de para kazanıyorum, ben de çalışıyorum” diye bir hanım eşinin bu vasfını yok sayabiliyor. Evet, çalışıyoruz, para da kazanabiliyoruz, ama bunlar fıtri şeyler. Dünyanın neresine gidersek gidelim bir erkek evinin kahramanı olmak ister. Evinin yöneticisi olmak ister. Bu zulümle ya da bu tarz bir tavırla olmak zorunda da değil bunu da belirtmek lazım. Birbirine danışmak, istişare etmek, tabir-i caizse bir erkeğin yönetmesine izin vermek, alan açmak lâzım. Hakeza bir erkekte eşine bakarken eşinin duygusal tarafını, incinebilirliğini hesaba katmak zorunda. ”Yani bunda ne var ki? Buna niye takılıyorsun? Özel bir günü hatırlasak ne olur, hatırlamasak ne olur? Bunlar sonradan üretilmiş şeyler” diye bir erkek duyarsız davranabiliyor. Bir özel günü hatırlamamak da kadını incitebiliyor. Onun açısından da bakmak lâzım. Kadın psikolojisini bilmeyen bir erkek, erkek psikolojisini bilmeyen bir kadın evlilikte zorlanır. Bu anlamda empati yapmak lazım. “Benim için önemli değil, ama bu bir kadın için önemli olabilir, ya da benim için bu önemli değil ama bu bir erkek için önemli olabilir biraz onun açısından bakmalıyım” diye karşı taraf ne hissediyor olabilir bunu hesaba katmak lazım. Bir de şu var çok genç olabilir, karşı taraf çok toy olabilir, ya da bizden yaşça büyük olabilir bunlar önemli. Ya da geldiği köken köy-kentli mi yoksa köy kökenli mi, kent kökenli mi? eğitim durumu, alışkanlıkları, geçmişi, daha önce bulunduğu ortamlar vs. bunları hesaba katarak bir ilişki kurmak zorundayız.

 

Böyle ortamlarda büyüyen çocuklar ne gördüyse, mutlaka modelleyecek ve hayatında yaşamaya başlayacak. Çocuklarda empati noktasında aktaracaklarınız bizim için çok önemli. Biraz da bunlardan bahsedebilir miyiz?

Bir kere çocukla iletişim kurarken onun dünyasını anlamadan yapacağınız her şey başarısız olmaya mahkûmdur. Yani bir çocuğun beklentilerini korkularını anlamak zorundayız. Şöyle ki, biz mesela boyumuz yetişkin bir insan boyunda çocuk da yanımızda, dizimize veya belimize geliyor. Biz ona bakıp yukardan emirler yağdırabiliriz. Kendimizi onun yerine koymak dediğimiz şey şu, tam olarak kendimizi orada küçük bir varlık olarak hayal edelim. Fiziksel olarak yanımızda da böyle kocaman ağaç gibi ulu bir kişi, bize şunu yap, bunu yapma diyor. Bizimle duygusal iletişim kurmuyor sadece emirler gönderiyor. Bu çocuğa kendini nasıl hissettirir? Yani aciz kişiliği, benliği yok sayılıyor, dikkate alınmıyor gibi hisseder. Onun için Peygamberimiz (asm) “Çocuklarla çocuklaşın” tavsiyesinde bulunuyor. Yani onu anlamaya çalışın, onun dünyasına girin mânâsında söylüyor. Hz. Enes’i işleri için bir yerlere gönderirmiş küçükken. Hz. Enes daha sonra anlatıyor diyor ki; O’na şu kadar yıl hizmet ettim beni bazı işlere gönderirdi bazen giderdim bazen de gitmezdim oyuna dalardım. Ama hiçbir yapmadığım iş için gelip de “Niye yapmadın?” diye beni sorguya çekmedi. Gelirdi bakardı ben o sırada oyun oynuyorum, “Ey Enes seni gönderdiğim yere gittin mi?” derdi diyor. Yani çatışmayı körükleyen bir dil kullanmıyor. Gitmediği aşikâr çocuk orada oyun oynuyor. Ama seni gönderdiğim yere gittin mi? diyor. Şunu anlıyor orada “Ççocuk olsaydım ben de oyuna dalabilirdim, ben de bu hatayı yapabilirdim.” İnsanlara hata yapma payı bırakmamız lazım. Empati buna yarıyor zaten, yani onun yerinde olsam onun zaaflarına, ihtiyaçlarına belki unutkanlığına sahip olsaydım ben de aynı şeyi yapabilirdim deyip, insanlara yanılma payı, hata yapma payı tanımamız lâzım. Çok dikkatli, titiz, mükemmeliyetçi bir anne ya da baba, çocuğuna hata yapma, yanılma payı tanımayabiliyor. Biz çocuklar kendimiz gibi olsunlar istiyoruz. En azından olumlu özellikleri bizim gibi olsun istiyoruz bu empatinin çok uzağında kalan bir şey.

bizim-aile-ocak-77

Karşımızdakini anlamak, ona göre davranmaya çalışmak herhalde uyumlu bir sosyal yaşantıyı da getirecektir öyle değil mi?

Sosyal ilişkilerde empati çok temel bir basamaktır. Karışımızdakini onun gerçeği içerisinde algılamak zorundayız. “Benim gerçeğim bu, ama hayat boyu bana benzemeyen bir sürü insanla karşılaşacağım” bunu bilerek başlamak gerekiyor sosyal ilişkilere. Hepsi de benim gibi olmak zorunda değil. Hayatın içersinde eğitimi, geçmişi, mizacı, özellikleri bambaşka insanlarla da karşılaşacağız. Burada önemli olan şu, ilk adım anlamaya çalışmak olmalı. Anlamaya çalışmak, onaylamak demek değildir bunu unutmamak gerek. İnsanı olduğu gibi kabul etmeliyiz diyoruz. Evet, bir insanı artısı, eksisi ile zayıflıkları ile kabul etmeliyim ki, onunla ilişki kurabileyim. Yani bir insana “senin değişmen gerekiyor kardeşim, sen hatalısın” dersem sağlıklı bir ilişki kuramam. Bir insanın mizacı Hz. Ömer gibi celalliyse, çabuk öfkelenen bir mizacı varsa, sen değişeceksin yumuşak bir insan olacaksın diyemez kimse. Onu anlaman lazım önce, empati yapıp onun gerçeği, yaşamı, tarzı, mizacı bu demem, kabullenmem lâzım. Böylelikle sosyal ilişkilerimiz daha kolaylaşır. Eğer bir insanı olduğu gibi kabul edersek onun gerçeğini anlar ve onunla empati yaparsak sosyal ilişki çok daha kolaylaşır.

 

Teşekkür ediyoruz Rukiye Hanım eklemek istediğiniz noktalar varsa alabiliriz.

Eşimiz, çocuğumuz, etrafımızdaki insanlar için, değişeceksin diye başlayan çok cümle kurulduğunu görüyorum. Sadece değişmesini istediğimiz davranışlar varsa bunları iletmek için taleplerimiz olsun. Değiş baskısı yapmadan empati yapmak, hissetmeye çalışmak ve davranışsal değişiklikleri de nazik bir dille dile getirmek, yani değişeceksin değil de “onu anlıyorum, seni anlıyorum, evet böyle davranmanı da anlıyorum, ama şöyle davranırsan daha çok hoşuma gider ya da daha mutlu olurum” gibi bir dille, dile getirmeye gayret etmeliyiz. Ki bu bir günde olmayacak. Deneyeceğiz, biz de yanlış yapacağız, zaman zaman öfkelendiğimiz anlar olacak. Empatiyi bir kenara bırakmak isteyeceğimiz zamanlar da olacak. Bu gelişebilen bir beceri. Bunu unutmadan yavaş yavaş bu beceriyi geliştirmek lâzım…

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*