Düşünceler

Gerçek olan

Hafif çiseleyen yağmur hızlanmış, pencere camına vurarak tatlı tıkırtılar çıkarmaya başlamıştı. Bulutlar gökyüzüne hâkim olmuş edasıyla, güneşin önüne geçip, onu görünmez hâle getirmişlerdi.

Minik gözlerini açan Burak yatağından hızla doğruldu. Mavi yeşil renkli yorganını üzerinden hızla attı. Fakat odanın ne kadar soğuk olduğunu fark edince tekrar yorganına sarınıp bir süre öylece kaldı. Masanın üzerinde bulanan çiçekleri görünce bir anda gözleri açıldı, minik kalbi hızlı hızlı çarptı. Bu çiçekleri anne ve babasına vermek için dün almış ve onlardan gizleyerek odasına koymuştu. Öyle ya sürpriz gizli olmalıydı. Sevinçle yataktan fırladı, soğuğu bile unutmuştu. Yüreğindeki heyecan bütün bedenini ısıtmıştı. Doğru banyoya gitti, elini yüzünü yıkadı. Saçlarını taramak istedi. Lâkin aynaya boyu yetişemeyince eliyle şöyle bir sıvazlamakla yetindi. Hemen odasına gidip üzerini değiştirdi. Eh artık mini merasimine hazırdı. Dünden hazırladığı çiçekleri itina ile avuçlarına alıp sırtının arkasına sakladı. Muzaffer bir komutan edasıyla odasından çıktı. Avuçları terlemeye başlamıştı. Sanki ilk defa anne babasına sürpriz yapıyor gibiydi. İlki sonu olmaz bu işin diye düşündü. Sürpriz sürprizdir. Zaten heyecanlanmasa bu işin tadı olmazdı ki. Mutfağa doğru yöneldi. Onları kahvaltı masasında bulacağını tahmin ediyordu. Mutfak kapısını açtı ve hızla içeri girip çiçekleri uzattı. Aman Allah’ım! Mutfakta kimse yoktu. O kadar hazırlığının boşuna gitmiş olmasına hem üzgün, hem kızgın “Olsa olsa oturma odasındadırlar.” dedi. Gerisin geriye döndü. Oturma odasına gitti. İşte kaçakları yakalamıştı. Sırtının arkasına sakladığı çiçekleri vermenin tam sırasıydı. Ama niçin ona bakmıyorlardı? Neye baktıklarını görmek için başını uzattı. Baktıkları, babasının maaşını biriktirip annesiyle almak için can attıkları, adına “televizyon” denilen bir camdı. O da baktı o cama. Birkaç adam önlerinde koca masalar olduğu halde konuşuyorlardı. Pek ilgisini çekmedi. Çiçeklerini hatırladı. Yüzüne belli belirsiz bir gülümseme geldi. “Anneciğim, babacığım” dedi tatlı tatlı. Ama o da ne! Camın içinde konuşan adam susmuş ve anne babası da geç kaldıkları işlerine gitmek için kalkmışlardı. Babası aksi aksi söylenerek hızla evden dışarı çıktı. Belli ki işe geç kalışına sinirlenmişti. Annesi ise ona bakmadan ve konuşma hakkı tanımadan konuşuyordu. Okula zamanında gitmesini, kendisinin geç kalacağı için yemeğini erkenden yiyip, ödevlerini yapıp hemen uyumasını tembihliyordu. Ve o da gitti. Yanağına bir öpücük bile koymadan… Sırtının arkasına sakladığı çiçekler hâlâ saklı duruyordu. Avucundaki terse, soğumuştu. Okula gitme vaktinin geldiğini fark edince o da okuluna boynu bükük gitti.

Akşam geç saatlerde Burak’ın anne ve babası işlerindeki olanlara söylenerek sıkıntılı bir şekilde televizyonu açmak için televizyona yöneldiklerinde, televizyon üzerine yapıştırılmış bir kâğıt buldular. Kâğıdın bir köşesinde çiçek resmi çiziliydi. Resmin altında bir not : ”Gerçeği televizyon sehpasındadır.” diyordu. Sehpaya baktılar. Solmuş ve boynu bükük birkaç çiçek buldular. Televizyon camı üzerindeki kâğıdın diğer köşesinde ise anne babasına çiçek vermek için koşan bir çocuk resmi vardı. Altındaki not ise: “Gerçeği yan odada uyuyor” yazıyordu.

 

 

 

 

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*