İlham

Dağlar bana kim olduğumu söyledi

Issız dağ başlarını seviyordu. Burada kendi­ni Yaratıcısıyla baş başa ve mutlu hissediyordu. Burada anlaşılamamak, azar, kınama, hiç bir şey yok. Hiç konuşmasan da seni bir anlayan var. Rüzgâr, ağaç, gökyüzü, bulutlar, çimenler, çiçekler, akarsular, kuşlar, renkler, sesler, hepsi yaratılışın bir enmuzeci olup içine akmıştır. Sen de bu yaratılışın içindesin. O çorbada bir cüz.

Sen o yaratılış çorbasının içinde bir şuur çiçeği olarak açmaktasın. Gözün âleme değ­diğinde, ‘’Kim yapmış, kim yaratmış bu muci­zevâri eserleri?’’ diye hem hayranlık, hem me­rak duyguları ile etrafındaki o âlemi gezerek tanımak istersin, O San’atkârı. Zira O’na karşı inanılmaz bir hayranlık ve sevgi kalbinde oluş­muştur. ‘’Kimdir bu eşsiz, harika âlemi yaratıp, sonra da seni seyirci, mütalaacı mevkiinde o sergiye davet ederek senin de fikrini soran?’’

Ben kendimi biliyor muydum? Nerede, na­sıl saklandığımı? Buraya nasıl geldiğimi? Ama buradayım işte. O Sanatkâr benden bir şey talep ediyor. Hem de çok mühim bir şey. O’nu tanımamı! O’nu tanımak çok mu zor, çok mu akıldan uzak? Üstelik şuurun başında iken… Bir çocuk bile, bir nesneyi kendisine gösterdi­ğinde, ‘’Bu ne? Kim yapmış?’’ diye sorabiliyor­sa, senin bu kâinatın sahibini ve seni buraya ne için gönderdiğini araştırmaman, sormaman, bir çocuk şuuruna dahi ulaşamaman esef verici bir şey!

Ey dağ başında oturup şu âlemi gözleyen adam! Sen kendini ifade edecek hiçbir kelime bilmesen de, etrafındaki kusursuz ve mü­kemmel âlemi hissediyorsun. Bunların kendi kendine olamayacağını biliyorsun. Etrafındaki âlemin güzelliği ve mükemmelliği, seni O Sa­natkâr’ı aramaya itiyor. Buraya boşuna davet edilmediğini, senden beklenilen bir vazife ol­duğunu anlıyorsun.

Öyleyse gez, dolaş, her şeyi yakından ince­le, dinle, anla ve düşün… Seni mükemmel bir tablonun ortasına yerleştirip, bir seyirci po­zisyonunda, anlama, dinleme, ifade kabiliyeti verip de istediği nedir? O kendisini sana tanıt­mak istiyor. O’nun varlığını hissedip, tanımak iştiyakı kalbine doğduğunda, bütün âlem sana sırlarını açmaya hazırdır artık.

O’nun adına bakınca, O’nun adına düşü­nünce, O’nun adına isteyince, O’nu görmesen de pek yakınlarında hissedersin. Sanki sessiz bir lisanla sana hitab etmektedir. ‘’Korkma! Kaybolmak, yok olmak yoktur benim kitabım­da. Beni tanıman yeter. Beni istemen, beni ça­ğırman yeter. Ben hemen yanındayım. Ta kal­binin içindeyim. Buyur! ‘’

O’nu tanımak muhabbettir. O’nu tanımak hayranlık, umut, hasret ve korku! Korkarsın, seni bu kadar seven, ehemmiyet veren, bütün yarattıklarının üstünde bir kıymet veren ve kalbine koyduğu sonsuz sevgi kabiliyeti ile öl­çüsüz sevdiğin O Zat’ın muhabbetini asla kay­betmek istemezsin.

O sana küserse, O sana ilgisini keserse, se­nin elinden kim tutar, kim yalnızlığını giderir, kim kalbine ünsiyet eder? Sen, seni O’na gö­türen esas muhabbet kaynağını kaybedersen, bölük pörçük sevgilerin cılız dereciklerinde, muhabbet susuzluğunu giderebilir misin?

Dağlar, yaratılışın uçsuz bucaksız bir sa­hifesi olarak yayılırken, oradaki her satır, her nokta sana kendisini okutturmak istercesine, gözlerine doğru mesajlar gönderiyor. Bakmı­yorsan, göremezsin. Bakmak gözüne değil, kalbine hissettirmekle tamamlanır. Yoksa ba­karsın, ama göremezsin. Her an fısıldanan sa­yısız adet sırlar duyulmaz olur. Yemek içmenin de ötesinde, tüm hissiyatını doyuracak manevî gıdaları keşfedemezsen, karnının şişliğinden ve gurultusundan başka bir şey duyamazsın.

Dedi ki ıssız dağların yolcusu,’’Eğer sahibi­mi ve yaratılış maksadımı biliyorsam, duygula­rımı ifade edecek bir lisanım olmasa da, renk­leri bilmesem, her bir şeyin lügatimde bir ismi de olmasa, şu yolculuğumdan anlıyorum ki, bir köşeye büzülüp, gördüklerim karşısında bitevi­ye bir hayranlık içinde hadsiz bir muhabbet ile eriyor da olsam, bana yeter. Hiç konuşmasam da o beni anlar. Beni biliyor. Beni seviyor, be­nimle ilgileniyor ve ben O’nunla buluşana ka­dar beni asla yalnız bırakmayacak. O beni ziyan etmeyecek. Beni böyle yüksek bir maksat için yaratmışken, hiç ziyan eder mi? Beni secdeye götüren o ifade edemediğim hayranlık ve mu­habbet bende oldukça o beni asla bırakmaz. Bunu ete kemiğe büründüğümde koydukları ismim kadar kat’i olarak biliyorum.

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*