Okyanus Berisinden

Tüm kâinatı kuşatan hassas bir kanun-u İlâhî; Nîmet & ihtiyaç dengesi…  

Her şeyin en lezzetli, en kıymetli bir yanı vardır ya hani bize diğer taraflarından daha hoş gelen, işte on iki aylık bir senenin de en kıymetli zamanı bu yıl, için­de bulunduğumuz Haziran’a misafir olan, mübarek Ramazan-ı Şerif ayıdır.

Dilerim bu bir aylık mübarek zaman dilimi, maddî ve manevî olarak mertebe kat etmemize, hayatımı­zı daha da anlamlandırmamıza bir basamak olsun. Sadece yiyecek ve içeceklerden kaçınarak midemize değil, tüm azalarımıza, his ve latifelerimize de mâsi­vâya karşı oruç tutturalım inşaallah.

Fakat maalesef ki, Allah’ın emri ile tuttuğumuz orucumuzu yine onun izni ile açarken arada kaçır­dığımız bazı hususlar oluyor. Oruç farizasını yerine getirmemizi emreden Zülcelâl-i vel-İkrâm yine aynı Emr-i İlâhi ile bize diyor ki, “Yiyiniz, içiniz fakat is­raf etmeyiniz, O israf edenleri sevmez!” Emr-i maruf ve nehy-i münker yapmakla yükümlü olan bizlerin, israf konusunda da aynı hassasiyeti göstermemiz, hem kendi küçük dairemizde, hem de geniş dairede bu hususu gözden kaçırmamamız büyük önem arz etmekte.

Karnınız açken alış veriş yapmayın diyen ekono­mistler gibi biz de hem kendi nefsimize, hem çev­remizdekilere demeliyiz ki; “Aman güzel kardeşim! Oruçlu iken iftarda veyahut sahurda yiyebileceğin­den ve pek tabiî ki ihtiyacın olanından çok daha faz­lasını hazırlayarak israf etme.”

Ayrıca lütfen şu mübarek Ramazan ayını akılla­ra sadece aşırı abartılmış sahur ve iftar yemekleri olarak kazımayalım. Tam tersine bu ayın maksadı­na uygun olarak, az hatta ve hatta normalinden bile az, mütevazı bir ihtiyaç giderme ile dünya ve dünya nimetlerinden yüzümüzü her zamankinden de fazla dua ve ibadetler ile uhrevî hayata çevirelim.

Cenâb-ı Hâk eğer biz kullarını bir şeyi yapmaktan men ediyorsa muhakkak ki onda hem biz kullar için bireysel bazda, hem de tüm sosyal çevremiz açısın­dan birçok hayır vardır.

İşte israf meselesinde de bunu bariz bir şekilde görebiliyoruz.

Şu an istatikî raporlara baktığımızda çok acı bir gerçekle karşılaşıyoruz. Verilere göre, sadece Avru­pa’da yılda 150 milyon ton gıda israf edilmekte. Bu miktarın maddî değeri 48 milyon dolar. Şu an içinde bulunduğum ve açlığı nasıl iliklerine kadar yaşadı­ğına yakinen şahit olduğum Afrika kıtasının, tama­mının bir yılda ihtiyaç duyduğu gıda miktarı ise 25 milyon ton. Bu da demek oluyor ki, sadece Avrupa kıtasının bir yılda israf ettiği gıdanın altıda biri ile Afrika kıtasının tüm halkı beslenebiliyor. Bu da her yıl açlık ve yoksulluk yüzünden yüz binlerce kişinin ölmesinin veya ölümcül hastalıklara yakalanmasının önüne geçmek demek oluyor.

Aslında olaya rakamlarla bakınca bir şeyi çok daha net fark ediyoruz. Rabbim kâinatta her şeyi bir mizan ve miktar ile yaratmış. Hâşâ, bir kesim tara­fından Allah’a ithaf edilen, “Sizin yaratıcınız madem sonsuz merhamet sahibi dünyada bu kadar insan neden açlıktan ölüyor?” gibi bir kıyasın da ne kadar yersiz ve asılsız olduğunu müşahede etmiş oluyoruz.

Eğer insanoğlu aç gözlülük ve bencillik ile israfa gitmese ve âyete göre amel etse, bu dünya üzerinde hiçbir insan açlık sıkıntısı çekmeyecek!

İşte bu inanılmaz hakikat insanoğluna, bir ayetin önünde daha secde ettirmekte. İsraftan sakınmamızın öncellikli amaçlarından biri israf edilen şeyin belli bir limiti olması ve özel­likle gereksiz kullanıma bağlı olarak tüketilmesi ise aslında bu noktada çok önemli bir israftan daha söz etmemiz gerekmektedir. Nasıl ki yemek içmek gibi gıdalar belli bir miktarda yaratılmış ve bir tarafın faz­la tüketimi diğer tarafın bundan mahrum kalmasına sebep oluyor. Aynen bunun gibi, zaman da biz kulla­ra verilmiş bir dünya nimetidir aslında. Her birimizin ömrü belli bir miktarda takdir edilmiştir.

Eğer biz bu nimetimizin sınırlı ve bir gün bitecek şekilde bize verildiğini unutursak zamanımızı boş yahut geniş dairedeki işler ile zayi edebiliriz. Aslında uhrevî hayatımızı kazanabilmek için verilmiş ve bitiş tarihi bizce meçhul olan bu ömrü veriliş amacına uy­gun şekilde kullanmadığımızda da aynı şekilde israf etmiş oluruz.

Dünyadaki gıda israfı ve açlık ile alakalı yapılan çalışmalar gibi biz de vakit israfımız ile ilgili önce durum tespiti yapıp gerekli tedbirlerimizi almalıyız. Dünya için yiyeceğinden fazlasını almama, tükete­bileceğinden fazlasını çöpe değil de ihtiyaç sahip­lerine dağıtma gibi çağrılarda bulunulurken, biz de hem dünya işlerine fazlaca meyilli nefsimize hem de ulaşabildiğimiz tüm diğer nefislere Hz. Üstad Be­diüzzaman’ın 11. Şuâ’nın 4. Meselesi’nde dediği gibi demeliyiz;

“Ömür sermayesi pek azdır; lüzumlu işler pek çok­tur. Birbiri içinde mütedâhil dâireler gibi, her insanın kalb ve mide dairesinden ve ceset ve hane dairesin­den, mahalle ve şehir dairesinden ve vatan ve memleket dairesinden ve küre-i arz ve nev-î beşer dairesinden tut, tâ zîhayat ve dünya dairesine kadar, birbiri içinde daireler var. Her bir dai­rede, her bir insanın bir nev’î vazifesi bulunabilir. Fakat en küçük dairede en büyük ve ehemmiyetli ve daimî vazife var. Ve en büyük dâirede en küçük ve muvakkat ara sıra vazife bulunabilir. Bu kıyasla, küçüklük ve büyük­lük makûsen mütenasip vazifeler bulunabilir.”

Eğer bir insanı bir âlem olarak tahayyül edersek, dünya için öncelikli hedef eldeki imkânlar ile tüm insanlığın hayatî ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde dengeyi sağlamak, ondan sonra eğer artar ise yine ifrata gitmeyecek şekilde gerisini harcamaktır. Aynı bu mikyasta, aslında olması gereken, ömür ser­mayemizi, ruhumuzun hayatî öneme sahip temel ihtiyaçlarına, şahsî ibadet ve özel okumalarımıza harcamalı sonrasında ve yine eğer kalır ise, ifrata ve günaha girmemek şartı ile gerisini diğer işler için kullanmaktır.

Vel-hâsılı aynı bu dünyada yaratılmış nimetler gibi, ömür sermayesi de öyle ya da böyle bir gün bi­tecek. Rabbim bu nimeti doğru yolda, kulluk ihtiyaç­larımızı giderecek şekilde kullanmayı, ayrıca bu az vakit içinde çok kazanmamız gerektiğinden serma­yemizi arttıracak mübarek gün ve geceleri hakkıyla ifâ edebilmeyi nasip etsin. Ayetin men ettiği israf gibi kötü bir işten de bizleri muhafaza etsin.

Dünyanın; doymak bilmeyen, açgözlü, bencil ve müsrif bir kesimini üzerinde barındıran bazı kıtaları yüzünden açlık ve yoksulluk imtihanı yaşayan ve bu ağır şeraite daha fazla dayanamayan yüz binlerce­sinin her yıl hayata veda ettiği başka bir kıtasından, herkese hayırlı bir Ramazan-ı Şerîf diliyorum Efendim.

Selâm ve dûa ile…

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*