Kelimat Çiçekleri

Altıncı gurbet

Gurbet… Ayrılığı ihsas eder bu kelime. Vatandan, aileden, dostlardan, gençlikten, sıhhatten ayrılık… Hemen herkes hayatında bunlardan bir ikisini yaşar. Hepsini birden yaşayansa nadirattandır. İşte o nadir kişilerden biri de Bediüzzaman’dır. Bu gurbetlerin hepsi, kendi ihtiyarı haricinde yaşatılmıştır. Hem de yirmi sekiz sene. Onun yaşadığı bu gurbetlerde kendi başına bir hayat sürmesine de izin verilmemiş, sürekli tazyikatta bulunularak rahatsız edilmiştir. Onun hayatı, gurbetin sürgün verdiği bir hâldir. Ne zaman biteceği belli olmayan…

Kimi zaman mektuplar yazmış halini arz eden. “Güya büyük bir suç işlemişim diye benim pencerelerimi mıhladılar. Ve duman beni sıkıyordu, bir pencereyi bırakmadım ki mıhlanmasın. Şimdi onu da mıhladılar. Hem hapis usulü tecrit on beş gün kadar olduğu halde, beni üç buçuk ay tecrid-i mutlakta hiçbir arkadaşımla temas ettirmediler.”(1)

Tüm bu sıkıntılarına tahammülle davranan ve sabreden Bediüzzaman birkaç mektubunda ise yeni bir gurbet halinden bahseder. Mektubunu okuyanlardan kimileri anlamaz, kimileri ise şaşkınlıkla bakar. Onu sevenlerin ise gözyaşları akar. “Müddeiumuma çok rica ettim ki, “Bana bir kitabımı ver.” Vaad ettiği halde vermedi. Yalnız olarak büyük, kilitli, soğuk bir koğuşta meşgalesiz durmaya mecbur edip, alâkadar memurları ve hademeleri bana karşı dostluk ve teselli vermek yerinde, âdetâ adâvetkârâne bakmaya teşvik ediyorlar.”(2)

“Heyet-i hakimeden bir hakkımı isterim: Benden müsadere edilen kitaplarımın bence bin liradan ziyade kıymetleri var. Ve onların mühim bir kısmı, on iki sene evvel Ankara Kütüphanesinde iftihar ve teşekkürler ile kabul edilmiş. Husûsan, sırf uhrevî ve îmanî olan On Dokuzuncu Mektup ile Yirmi Dokuzuncu Sözün benim için çok ehemmiyetleri var;

benim manevî servetim ve netice-i hayatımdırlar ve i’caz-ı Kur’anînin on kısmından bir kısmının cilvesini göze gösterdikleri için fevkalade bence kıymetleri var. Hem onları, kendime mahsus olarak yazdırıp yaldızlatmışım. Hem, ihtiyarlığımın gayet hazin hatıratına dair olan İhtiyarlar Risalesinin üç dört nüshalarından bir tanesini kendime mahsus yazdırmıştım. Madem muaheze edilecek hiçbir dünyevî madde içlerinde yoktur; onları ve Arabî risalelerimi bana iade etmenizi bütün rûhumla istiyorum. Hapiste ve kabirde dahi olsam, o kitaplarım bu garip dünyanın bana yüklediği beş elîm ve hazin gurbetlerde enîslerim ve arkadaşlarımdırlar. Onları benden ayırmakla, tahammülsüz bir altıncı gurbete düşeceğim ve bu çok ağır gurbetin tazyikinden çıkan “ah”lardan sakınmalısınız” (3)

“Gözüm kadar sevdiğim binler Risale-i Nur Risaleleri” şeklinde vasıflandırdığı risalelerinden ayrılığını işte bu şekilde bahseder Bediüzzaman.

Bizler gurbet halini yaşamaktan kaçamayabiliriz. Sağlığımız, gençliğimiz, ailemiz, dostlarımız bizden çok uzakta olabilir. Ancak altıncı gurbeti yaşamamak bizim elimizde. Kur’ân’dan nebeân eden Risale-i Nur’lar hemen yanımızdaysa bize gurbet olamaz. Risalelerimiz hemen yanımızdayken onlardan ırak kalmamak ve medar-ı teselli enislerimiz olduğunu unutmamak duasıyla…

Dipnot:

1. Şualar, sayfa 333

2. Age

3. Tarihçe-i Hayat, sayfa 208

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*