Kapak

Tesettür esaret midir, gerçek hürriyet mi?

Çağdaşlık ve özgürlük çığırtkanlığı yapanların meşru ölçüleri kaldırarak sözde kadınları özgürlüğüne kavuşturmak için kaldırmak istedikleri tesettür esaret midir? Yoksa kadının gerçek hürriyeti midir? Bunu sorguluyoruz.

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri 1909’da Volkan Gazetesi’nde yazdığı bir makalede hürriyet ve esareti şöyle tarif etmektedir.

“Asıl mü’min hakkıyla hürdür. Sani-i Âlem’e abd ve hizmetkâr olan, halka tezellüle tenezzül etmemek gerektir. Demek, ne kadar imana kuvvet verilirse hürriyette o kadar kuvvet bulur. Ve şöyle devam ediyor.” Bazı sefih ve laubaliler, hür yaşamak istemediklerinden nefs-i emarenin esaret-i rezilesi altına girmek istiyorlar. Ve yine 12. Söz’de insanların hür ve yine Abdullah olduklarını ancak bütün mahlûkata tenezzül etmeyen hatta cennet gibi bir menfaati ibadetine bile gaye etmeyen aziz bir kul olduğunu, hem selim, halim ve mütevazı olduğunu ancak yaratıcısının gayrına onun izni haricinde nefsine bile tenezzül etmeyen aziz bir mahlûk olduğunu okuyarak anlamaktayız.

Şimdi bunca açıklamadan sonra ben bir tesettürlü bayan olarak hür müyüm? Yoksa sefih medeniyetin iddia ettiği gibi esir miyim? Başımda başörtümle nelerden mahrum kaldım ki? Tesettürsüz olan bayanlardan daha mı cahil kaldım, gezemedim mi, eğlenemedim mi yoksa evlenemedim mi? Meşru dairede onlarla bir farkımız yoksa bunca kıyamet niye koparılmakta? Ha meşru daire deyince hürriyetin ve esaretin de sınırları çiziliyor zaten. Yukarıda Üstadımız “Bazı sefih ve laubaliler hür yaşamak istemediklerinden nefs-i emmarenin esaret-i rezilesi altına girmek istiyorlar.“ Diyordu ya hürriyet ve esaretin gerçek manada tespitini de yapmış oluyor. Demek ki hür yaşamak istemeyen bir insan yaratılmışlara kul olarak mabudiyetten uzaklık noktasında esaretle aynı noktadır. Allah’a muhatap ve kul olduğu zaman yaratılmış bütün mahlûkatın esaretinden kurtulup özgürlüğüne kavuşmuş olur. Sadece bu kadar mı? Hayır! Kâinatın efendisi olur.

Cenab-ı Hak Ahzab Suresi’nde ”Ey Peygamber hanımlarına kızlarına ve müminlerin hanımlarına söyle, evlerinden çıktıklarında dış örtülerini üzerlerine alsınlar, bu onların tanınmalarına, tanınıp ta eziyet edilmemelerine en elverişli olandır.”(ilaahir) Ayetiyle tesettürü emrediyor. Hemen arkasından Tesettür Risalesi’nde, tesettürü fıtrî görmeyen

Batı medeniyetinin sefih kurallarının bu ayetle çatıştığının tahlili yapılıyor. Batı uygarlığının ikiyüzlü ahlâk anlayışı da nefis eksenli olduğu için temelini erkek oluşturuyor. İkiyüzlü ahlâk anlayışının altında da şu ikilem yatıyor. Kadının örtünmemesi uygarlık gereği görülürken buna karşılık erkeğin de hiç tepki vermemesi gerekiyor. Erkeğin tepki vermemesiyle mesele hallolmuyor. Her ikisinin de ebedi saadeti kazanma ya da kaybetme gibi çok önemli ortak bir meselelerinin olduğunu derk etmesi gerekmektedir. Yoksa özgürlük ve esaret altına girmemek uğruna meşru ölçüleri ortadan kaldırıp nefsin isteklerini ön plâna çıkartmakla değil özgürlük aksine esaretin en kötüsüne maruz kalıp prangayı kendimiz boynumuza geçirmiş oluruz.

Bediüzzaman Tesettür Risalesi’nde “Tesettür kadınlar için fıtridir fıtratları iktiza ediyor “ diyor. “Neden fıtridir?” Sorusu aklımı çok kurcalıyordu. Tamam, Rabbimiz doğuştan içimize kendimizi sakınma edep yerlerimizi örtme duygusunu aynen ibadet etme duygusunu genlerimize yerleştirdiği gibi koymuş. Üstadımız da tesettürün hikmetlerini, faydalarını, gayelerini de bir, bir anlatmış. Bir de kadınlarda tesettürün Cenab-ı Hakkın Hafîz isminin tecellisi olduğundan da zımnen bahseder. Tesettür, kadının ulvi seciyelerini inkişaf ettirip ahirette sümbül vermesini sağlayan ism-i Hafîz’in toprağıdır. Hafîz, her şeyi kaydedip muhafaza edendir. Nasıl toprak altında tohum muhafaza edilip, istidatları inkişaf edip sümbül verip ağaç olup meyveye duruyorsa aynen onun gibi kadının tesettürü de Allah’ın Hafîz isminin tecelli yeri olup adeta istidatlarının tekâmül edeceği bir toprak gibi olur. Nasıl tohumu toprağa gömeriz birçok kimyevi muameleye haşerelerin taarruzuna maruz kalır ama netice sümbül verip ağaç olur aynen bunun gibi kadın da nefsî arzularından uzaklaştıran toprak misali istidatları o örtü altında inkişaf ederek ahirette ebedi saadete sümbül verecektir.

Tesettür madem bu kadar önem arz ediyor, tesettürü yozlaştıran içini boşaltan nedenler neler biraz da bundan bahsetmek istiyorum. Zira tesettür bir İslâm nişanı olmasına rağmen dışarıda şahit olduğumuz nahoş şeyler bizlere neler oluyor diye insanı ister istemez düşündürüyor. Biraz önce tesettürün kadının ulvi seciyelerini geliştirebileceği yegâne bir fırsat olduğundan bahsettik. Ama şimdi çevremize bakıyoruz, onlarca bayan başı örtülü olduğu halde hiç de İslâm’a yakışır davranış sergilemiyorlar.Acaba tesettürün bozulmasının altında kendimizi topluma kabul ettirme derdine mi düştük? Toplum tarafından dışlanmamak için bütün ulvî seciyelerimizi katledip, başörtüsünü sadece bir bez parçasından ibaret görmeye başladık. Toplumda görünür olma uğruna birçok tavizler verdik. 28 Şubat süreci bu konuda oldukça başarılı oldu ne yazık ki. Onlar “aman tesettürü kaldıralım hiçbir yerde kabul görmesinler” dediler. Bizler de çok akıllıca oynanmış bu oyuna gelip bu toplumda biz de varız, bizi göremezden gelemezsiniz biz bu prangaları kırarız dedik, başörtüsüyle ilim tahsil edemezsin dediler, biz ne pahasına olursa olsun okuyacağız dedik, başörtüsüyle çalışamazsın dediler, hayır biz mesleğimizi icra ederiz dedik. Hani küçük çocuklara bir işi yaptırabilmek için sen şunu bunu yapamazsın deriz ya onlarda yapabileceklerini göstermek için bütün gayretlerini sarf ederler aynen bunun gibi kadınları evlerinden çıkarmak isteyen mimsiz medeniyet, taife-i nisayı yuvalarından uçurup hürmetlerini kırdı. Gelecek nesilleri yetiştirmek gibi çok mühim vazife verilen kadın, asıl görevinden uzaklaştırılarak tekâmülünden uzaklaştırıldı. Sözüm ona başörtüsü zaferini kazandık ama ne yazık ki başörtümüzün içini boşalttık. Tam da onların istediği gibi olduk. Yüzümüzü dünyaya döndürdük, biz sizin kadar şık olabiliriz dedik moda dergilerinden kafamızı kaldıramadık, biz sizin gibi eğlenebiliriz dedik alternatif adı altındaki otellere kucak dolusu paralar yatırdık… Başörtüsü bir İslâmiyet nişanı iken giyim tarzı haline geldi. Niye? Cevabı çok basit toplumda görünebilmek için. Oysa başörtüsünü Allah’ın bir emri olduğu ve O’nun rızasını gözeterek takan bir kadın lisan-ı haliyle neler söylüyor bir inleyelim. “Ben Müslüman’ım Müslüman asla yalan söylemez, Müslüman emanete hıyanet etmez, Müslüman’dan asla zarar gelmez!” diyor. Rahmandan aldığı sevgi nurunu en güzel tecelli ettiren kadına bu dünyada verilen en güzel imkân, en güzel hediye tesettürüdür. Öyle bir hediyedir ki hem kadını yüceltir, güvenilir kılar, hem de kadının yanındaki erkeği de himaye eder.

Kadının tesettürünün erkeği de nasıl himaye ettiğini ve tesettürün eşler arasında emniyeti tahsis ederek, karı koca arasında samimi muhabbeti sağladığını inşallah daha sonraki yazılara havale ederek Allah’ın Rahmet tecellilerinin sağanak sağanak yağdığı biz hanımlar, “Eğer biz İslâm ahlâkını ve iman hakikatlerinin güzelliklerini fiillerimizle izhar etsek sair dinler tabileri, elbette cemaatlerle İslamiyet’e girecekler “hakikatini tavır ve hareketlerimizle de göstererek bu hidayete vesile olarak kahramanlıkta emsalimizin olmadığını göstermeliyiz.

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*