Kapak

İstişarenin çocuk eğitimiyle ne alakası var?  

İslâm’ın birçok hükmünü hayata yansıtmada zorlanan insanlar olarak, kavramları çoğu kere yüzeysel ele aldığımızı fark ediyorum. Risale-i Nur’da konular muhtelif işlendikçe, insan bazen “hangi birini uygulayabiliyorum ki?” diye ümitsizliğe kapılıyor. Hâlbuki hakikatler, tüm konuların bir bütünün parçası olduğunun idrakiyle okunsa, yaşantıya geçirmede zorlanmayacağız belki de… Neden böyle bir başlangıç yaptım? Çünkü bu yazıda istişarenin “önemi” ya da “nasıl yapılır”ı hakkında kalem oynatmayı düşünmüyorum. İstişarenin hikmet boyutu zihnimi daha fazla meşgul ediyor. Bu yüzden istişarenin hikmet boyutunu değerlendirirken puzzle’ın parçalarını birleştirmek gibi, daldan dala atlayıp, oradan buradan didikleyip, konuyu çocuk eğitimine bağlamak istiyorum, bakalım yapabilecek miyim?

İslâmiyet ırkçılığı, milliyetçiliği reddeden bir dindir. Farklı renklerde, farklı dillerde, farklı kökenlerde insanları aynı çatı altında toplamasına rağmen “üstünlük” kavramını dünyevî anlamda kabul etmemektedir. Şöyle bir soru sorsak; Cenab-ı Hak ırkçılığı istemiyorsa bunu bizim için kolaylaştırarak herkesi aynı dile, aynı renge, aynı kökene sahip yaratamaz mıydı? Bir an sizin de benim gibi bu sorunun cevabını düşündüğünüzü farz ediyorum. Sıkıcı olurdu değil mi? Çünkü farklı ten farklı bir renk demek, monotonluğun, sıradanlığın, sıkıcılığın olmaması demek. İslâmiyet farklılığa azami ehemmiyet veriyor ancak kişinin kendini üstün görmesine asla müsamaha göstermiyor.

İstişare de aslında bu örnekle paralel bir mantığa sahip. Yaradan Zat hepimizin aynı düşünmesini isteseydi, hepimizi aynı mantıkta, aynı düşünme tarzında yaratırdı. Hâlbuki kimimizin analitik zekâsı yüksek iken, kimimizin pratik zekâsı insanı hayrette bırakıyor. Kimimiz daha duygusal yaklaşırken olaylara, kimimiz sadece akıl penceresinde yorumluyor hayatı. İstişare kavramı işte tam burada, bütün bu çeşitliliği bir hikmete bağlıyor. Fikir alışverişinde bulunmanın önemi… O hâlde, din bize “karşınızdaki kişinin fikrini, kendi fikrinize çekmek için uğraşın” demiyor sanki değil mi? Herkesi olduğu gibi kabul etmek, İslâmiyet’in en birinci düsturlarından. Bu hareket aynı zamanda “ötekileştirme”nin, diğer adı olan “ihtilaf” hastalığının da ilacı. İslâmiyet tabiri caizse puzzle’a benzer, hiçbir hüküm bir diğerinden bağımsız değildir, hikmet penceresini yakaladığımız takdirde seyrine doyum olmayacak bir hayatla karşılaşırız.

İstişareyi bu boyutuyla düşündükten sonra Müslümanın tahassungâhı olan(1) aile hayatında bu kavramın eda edilmesi için çocuk eğitimi bir hayli önem arz ediyor kısmına gelelim. Sanırım konuyu bundan sonra daha iyi bağlayacağım…

 

Devamı Bizim Aile Kasım sayısında…

 

 

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*