Fıkıh Günlüğü

Günahlarınızı yakmaya hazır mısınız?

Bugün  Ramazan, yani “âhiret tica­reti için gayet kârlı bir meşher, bir pazar”1 açılıyor!

Yani günahları yakan ve yerine sevapları ika­me eden ay!

Peygamber Efendimiz (asm) buyuruyor ki: “Kim Ramazan ayının orucunu inanarak, Al­lah’tan sevap umarak ve bağışlanma dileyerek tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır.”2

Bu umumî bir af kânunudur. Kim bağışlan­mak isterse, kim günahlarını yakmak isterse, kim mahşer günü mahcubiyetinden kurtulmak ister­se, kim sırat köprüsü sıkıntısından kurtulmak isterse, kim Cehennem ateşinden âzâd olmak isterse, kim Resûlullah’ın (asm) şefaatine ermek isterse, kim Allah’ın rızasına nail olmak isterse, kim Cennete Reyyân kapısından girmek isterse Ramazan ayı orucunu tutmalıdır.

Haber ve müjde böyle. Bu haberi bütün güve­nilir hadis kitaplarında bulmak mümkündür. Yani haberin doğruluğunda şüphemiz yoktur. Yeter ki, bizim bağışlanma isteğimizden ve Allah’ın rızasını kazanma samimiyetimizden şüphemiz olmasın!

Müjdelerden bir demet

Resul-i Ekrem Efendimiz (asm) buyurdular ki:

“Beş vakit namaz kendi arasında, Cuma na­mazı diğer Cuma namazına kadar, Ramazan ayı diğer Ramazan ayına kadar hep kefarettirler. Bü­yük günah işlenmedikçe aralarındaki günahları affettirirler.”3

Muaz İbnu Cebel (ra) anlatıyor: “Bir seferde Resûlullah’la (asm) beraberdik. Bir gün yakınına tesadüf ettim ve beraber yürüdük. “Ey Allah’ın Resulü” dedim. “Beni Cehennemden uzaklaştırıp Cennete sokacak bir amel söyler misin?” “Mühim bir şey sordun. Bu, Allah’ın kolaylık nasip ettiği kimseye kolaydır; Allah’a ibadet eder, O’na hiç­bir şeyi ortak koşmazsın, namaz kılarsın, zekât verirsin, Ramazan orucunu tutarsın, Beytullah’a hac yaparsın!” buyurdular ve devamla: “Sana ha­yır kapılarını göstereyim mi?” buyurdular.

“Evet, ey Allah’ın Resulü” dedim. “Oruç günah­lara ve Cehenneme perdedir. Sadaka hataları yok eder, tıpkı suyun ateşi yok ettiği gibi. Kişinin gece­leyin kıldığı namaz salihlerin şiarıdır” buyurdular.4

Hz. Cabir (ra) anlatıyor: “Nu’man İbnu Nevfel bir gün dedi ki: “Ey Allah’ın Resulü! Farz namaz­larımı kılsam, Ramazan orucumu tutsam, helâli helâl bilip haramı haram tanısam ve bunlara hiç­bir ilâvede bulunmasam Cennete girer miyim?” Resûlullah (asm): “Evet!” buyurdular.5

Şehadet makamının üzerine çıkaran

ibadet: Oruç

Talha İbnu Ubeydillah (ra) anlatıyor: “Beli ka­bilesinden iki kişi Peygamber Efendimiz’in (asm) yanına geldiler. İkisi beraber Müslüman olmuştu. Biri diğerinden gayretliydi. Bu adam, bir gazveye iştirak etti ve şehit oldu. Öbürü, ondan sonra bir yıl daha yaşadı. Sonra o da öldü.

Talha (devamla) der ki: “Ben rüyamda gör­düm ki: “Ben Cennetin kapısının yanındayım. Bir de baktım ki yanımda o iki zat var. Cennetten biri çıktı ve o iki kişiden sonradan ölene, Cennete gir­mesi için izin verdi. Aynı vazifeli zat, bir müddet sonra yine çıktı, şehit olana da Cennete girme izni verdi. Sonra, adam benim için geri geldi ve: “Sen dön, senin Cennete girme vaktin henüz gel­medi!” dedi. Sabah olunca Talha bu rüyayı halka anlattı. Herkes bu rüyada şehid olan zatın Cenne­te öbüründen daha sonra girmesine şaşırmıştı. Bu, Resûlullah’a (asm) kadar ulaştı. Peygamber Efendimiz (asm):

“Bunda şaşacak ne var?” buyurdular. Halk:

“Ey Allah’ın Resulü! Bu zat din için çalışmada öbüründen daha gayretli idi ve şehit oldu. Ama öbürü Cennete bundan evvel girdi” dediler. Bu­nun üzerine Resûlullah (asm):

“Berikisi ondan sonra bir yıl hayatta kalmadı mı?” buyurdu.

“Evet!” dediler.

Peygamber Efendimiz (asm): “Ve o Ramaza­na ulaşıp oruç tutmadı mı, bir yıl boyu şu kadar namaz kılmadı mı?” buyurdu. Halk yine:

“Evet!” deyince, Resûlullah (asm):

“Şu halde ikisinin arasında bulunan mesafe gök ile yer arasındaki mesafeden fazladır!” bu­yurdular.”6

Müjdeler olsun! Günahları yakan ve dereceleri yükselten ay geliyor. Rahmet ayı geliyor.

Bütün âleme müjdeler olsun! Âlem-i İslâm’a mübarek olsun!

Dipnotlar:

1- Mektubat, s. 391.

2- Tirmizî, Oruç, 1/678; Riyâzu’s-Sâlihîn, 1216.

3- Müslim, Taharet 14, (223); Tirmizî, Salat 160, (214).

4- Tirmizi, İman, 8.

5- Müslim, İman 16, (15).

6- Kütüb-ü Sitte, 1186. (3925) (7173).

Kaynak: www.fikih.info

 

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*