Fıkıh Günlüğü

Oruç ve kardeşlik

Soru: Ramazan orucunun toplum barışına ve kardeşliğin pekişmesine katkısı üzerinde durur musunuz?

İslâm’ın emri, bir yudum suyu, bir kaşık çorbayı, bir lokma yemeği, bir dilim ekmeği insanlarla birlikte paylaşmaktır. “Hep bana” yoktur yüce dinimizde; “hepimize…” vardır. Acıda, kıvançta, cefada, sevinçte, sıkıntıda, mutlulukta, düğünde, açlıkta, bayramda, sefâlette, iyi günde, kötü günde hep berâber olmak, aynı duyguları paylaşmak ve barışık yaşamak insan olmanın iktizâsı değil midir?

İnsanlara dargın olmasak, kırgınlıklarımızı sür­dürmesek olmaz mı? Sıradan şeyler için kalp kı­rarak, hayatı çekilmez kılarcasına iddialaşmak ve inatlaşmak yerine, bağışlayıp geçsek…

“Ceza veriyorum” hesabıyla haksız bir biçimde zarar vermek yerine, affetsek…

Hesap sormak yerine, görmeyiversek…Yargıla­mak yerine, aldırmasak…

Kendimizi her şeyden sorumlu addetmek ye­rine, kendimizi sadece kendi nefsimizden ve dav­ranışlarımızdan sorumlu saysak insanlarla daha sağlıklı iletişim ağları kurmaz mıyız?

“Gururumla oynadı!”, “Onuruma yediremiyo­rum!”, “Sen korkak mısın?”, “Onu affetmeye­ceğim!”, “Dünyanın kaç köşe olduğunu ona gös­tereceğim!”, “Onun hesabını soracağım!”, “Ona burnundan getireceğim” gibi tahrik dolu beylik tabirleri hayatımızdan büsbütün atsak ne olur? Ne kaybederiz? Onur ve gurur peşinde koşmakla ne elde ediyoruz? Adavetten, husûmetten ve Al­lah’ın gazabını celb etmekten başka?

Bırakalım onur ve gurur dâvâsını. Dostlarımı­zın, komşularımızın, arkadaşlarımızın, akrabaları­mızın, kardeşlerimizin bize karşı kusurlarını “çok sık”, ama “çok sık” affedelim. Onlardan bize kö­tülük gelmez; bundan emin olalım. Hataları, sür­ç-ü lisanları, sürç-ü hareketleri varsa adından bile bahsetmeyelim, görmeyelim, sinemize çekelim, “varsın olsun” diyelim, bağışlayalım.

Bilelim ki, Kur’ân’a göre izzet ve şiddet kâfire karşı olur; mü’mine karşı olmaz.

Müslümanlık barıştan ibarettir. Kur’ân naza­rında “takva” bu asil davranışta gizlidir. “Takva sahipleri bollukta ve darlıkta Allah için harcarlar, öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah güzel davranışta bulunanları sever.” (Âl-i İm­ran Sûresi,134.) nazm-ı celîli “öfkeyi yutmayı” ve “insanları affetmeyi” bize “takva” olarak takdim eder. Çünkü insan insana her zaman muhtaçtır; bir gün değil, her gün beraber oluruz insanlarla, hasım saydığımız dostlarımızla.

Keza, onlar da bizim gibi oruç tutuyorlar.

Onlar da yarın Allah’ın huzuruna gideceklerine ve hesap vereceklerine iman ediyorlar.

Bir baş belâsı, bir yerin dibine geçesi, bir yıkı­lası, yok olası “gurur” yüzünden kimi zaman kar­deşimiz, kimi zaman komşumuz olan ahbabımızla baş düşmanımız gibi aylardır, günlerdir konuşma­mak ise ancak şeytanı güldürür.

Aramızda çok önemli şeyler yoksa niye affet­meyelim?

Onların ağır saydığımız sözlerini niye sinemize çekmeyelim?

Gerçekten görülecek bir hesabımız varsa ve af­fedemiyorsak, onunla düşman olmak yerine, niye Allah’a havale etmiyoruz?

Oysa biz, Allah’ın Ahkeme’l-Hâkimîn (Hâkim­ler Hâkimi) olduğuna iman ediyoruz!

Hayır, hayır; biz hiçbir şeyi olmamış gibi saya­cağız, duymamış gibi sayacağız ve ağzımızın oru­cuyla bir araya gelip barışacağız, birbirimize ikram edeceğiz, iyilik edeceğiz, hayır duâ edeceğiz.

Oruç emriyle Rezzak oluşunun bilinmesini is­teyen Cenâb-ı Hak, rızk verdiği kullarının da bir­biriyle kardeş olmasını istemektedir. “Mü’minler ancak kardeştirler.” (Hucurât Sûresi,10.) hükmü bize bunu hatırlatır.

Bu Ramazan’da sevgiyi, kardeşliği ve barışı ba­şaralım; bize yeter.

Duâ

Ey Hannan-ı Mennan! Bizi bize kardeş kıl! Bizi bize adüvv kılma! Bizi bize dost eyle! Bizi bize hasm eyleme! Kardeşlerimin arasında merhameti, hilmi, rıfkı, refeti hakim kıl! Merhametsizliği, öfkeyi, şid­deti, vahşeti hakim kılma! Âmin!

 

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*