Düşünceler

Dünya kadar bir cennet

Hayırla-şer, güzelle-çirkin, zulmetle-ziya gibi apayrı kutuplar bu zamanda öylesine bir­birine yaklaşmıştı ki… İnsanlar gözü kapalı yalan söyleyebiliyor, kendi çıkarları için kolaylık­la başkasının hakkına girebiliyordu. Daha fazla kazanmak uğruna, haram helal dinlemeden ömürlerini tüketirlerken gönüllerinde mihenk olacak bir şey bırakmıyorlardı doğruluktan yana. İnsanlıklarına sürdükleri kapkara lekelerle, imanlar fersizleşmeye meyletmişti dünya­nın gün batımına yakın.

Çoğunluğun işlemesiyle yaşam tarzına dönüşen, herkesin yapmasıyla basitleşen gü­nahlar. Olmazsa olmazlara binmiş bütün nefisler. Riyâkarı, koltuk sevdalıları, hubb-u cah düşkünleri. Açgözlüsü, gönül kıranı, yuva yıkanı… Dahası sırf dünya uğruna gözlerini hırs bürüyenler, yetinmemiş etrafın dumanını-sisini gizlemek için her yeri pırıltılı ışıklarla süsle­mişlerdi.

Her attığı adıma, her konuştuğu kelama, her yaptığı işe besmele öyle ihtiyaçtı ki. Her şeyi olan ailesini… Gözü gibi sakındığı evlatlarını, sonsuz hayatı birlik­te adımlayacağı eşini, kendisini… Bu uğursuz çarkın dumanında boğul­maktan kurtarmaktı tek derdi.

Evine, uykuya, dinlenmeye hasret kalmış olarak, gecesini gündüzü­ne katıp helâl kazanan eşine duadaydı dili her daim. Hayatı paylaştığı yol arkadaşı, evine mutlaka -en temiz olanı- getirsin diye. Boğazların­dan geçecek her bir lokmada, hatta her yudum suda onun alın teri vardı zira. Ya yavruları? Dünya hanına tertemiz gönderilmiş o masumlar her şeyden öyle habersizdi ki. Sırf ebeveyn olmak onların karnını doyurup, üstüne başına almak değildi ki?

Bugünün genci, şimdinin annesi, eşinin eşi…

Yüreklisi, toprak gibi aslı insan kalanı… Daha bu sabah okuduğu sa­tırlarda bulmuştu cenneti. Dünya denilen zindanda, ulvi bir pencereden soluklanarak koklamıştı cenneti. Tüm enerjisini toplayarak oturduğu yerden toparlandı. Kitabını kundağındaki bebeği misali usulca yerine bıraktı.

Evinin mutfağına geçti. Sıvadı kollarını bir kez daha. Her bir hare­ketini besmele ile taçlandırarak doğradı sebzeleri. Ve yine besmeleyle ocağı yaktı. Kelime-i tevhidlerle dolup taştı yüreği, Hu ile doldu gözleri. Lezzeti şükür için isteyenlerden olabilmek için dualarına aralıksız de­vam etti…

“Hem madem dünyanın her hatanın başı olan mezmum mu­habbeti değil belki esmaya ve ahirete bakan iki yüzünü, esma ve ahiret için sevmiş ve ibadet-i fikriye ile o yüzleri mamur etmiş, güya bütün dünyasıyla ibadet etmiş. Elbette dünya kadar bir mükafat alması, mukteza-yı rahmet ve hikmettir. Hem madem ahiretin muhabbetiyle onun mezrasını sevmiş ve Cenab-ı Hakk’ın muhabbetiyle ayine-i esmasını sevmiş. Elbette dünya gibi bir mahbub ister. O da dünya kadar bir cennettir.”1

Dipnot:

1-Bediüzzaman Said Nursi/ Sözler

 

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*