Kelimat Çiçekleri

Yeniden

Öğle sıcağında betona yaydığı yorganının yanına oturmuş, dikkatle dikiyordu. Elleri nasırlı, kınaları solmuş, yazması beyaz bir teyze…

Köyün serin havasını, soğuk sularını, yemyeşil ovalarını, horozunu, tavuğunu bırakmış gelmiş olduğu taa uzaktan bakınca bile hissediliyor. Şehrin beton yığını olmuş bir mahallesine oğlu, gelini ve torunu ile gelip yerleşmiş. Çocukları bu şehrin karmaşasına alışmaya çalışırken, o sessizce evin bazı işlerini yapıyor. Susarak çalışı­yor. Tıpkı şuanda olduğu gibi. Köyden getirebildiği nadir eşyalardan biri olan yorgan ve yastıkların yünlerini iki bina arasına yaydığı çarşafta günlerce kurutmuş, şimdi de dikiyor. Sıcağa ve neme rağmen üzerinden hiç çıkarmadığı yeleğine sarınmış, çiçekli basma eteğini belinden toplamış. Çeyizinden yadigâr yorgan iğnesini ustalıkla kul­lanarak yorganı dikerken torunu yanına geldi.

Ninesinin boynuna sarılıp, nur yüzüne bir öpücük kondurdu. Sonra da yorganın diki­len kısmına yatıp;

“Ne kadar da yumuşak… Nine… Nasıl da güzel dikiyorsun öyle.” dedi sevimli sevimli.

Sükunetine bir tebessüm ekledi yaşlı teyze. Başını salladı sadece. Uzun uzun konuş­muş gibi hissetti kendini. Tekrar iğnesine odaklandı.

Küçük torunu iki bina arasından sokağa açılan demir kapının yanına gitti. Dikkatle sokağa bakmaya başladı. Arada arabalar geçiyordu. Renklerine dikkat kesildi.

Beyaz, gri, siyah, kırmızııı…

Arabaları izlerken bir anda sokak başındaki parka gözü takıldı. Yeşil yeşil dallarıyla ağaçlar görünüyordu. Tıpkı köydeki gibi…

“Ninee…” diye bağırdı. “Burada da ağaçlar var. Hem de bir sürü… Tıpkı köyümüzdeki gibi… Aaa bakk… Kuşlar da konmuş dallarına… Nineciğim serçelerin seslerini duyuyor musun?”

Demir kapıdan ayrılıp ninesinin yanına koştu küçük torun.

“Nine… Biliyor musun? Gece uyumadan önce penceremden dışarı bakarken ay de­deyi gördüm. Hani köyde dama çıkıp izlerdik ya birlikte. Bak o da gelmiş bizimle şehre. Gece mutlu ve güzel uyumam için bana gülümsüyordu biliyor musun? Ben de ona el salladım. Rüyamda da hep yıldızlar arasında uçuyordum.”

Yaşlı teyze torununu sevgi ile dinlerken

“Maşaallah maşaallah sana..” dedi.

Saçlarını okşadı torununun. Torunu da kedi gibi büzüldü kucağına… Nine torun bir süre öylece kaldılar. Neden sonra bina kapısı açıldı. Gelini elinde bir tepsi ile kayınvali­desinin yanına gelip,

“Anne, sana yorgunluk kahvesi yaptım. Hadi birlikte içelim.” dedi.

Bir torununun sevinçli yüzüne baktı yaşlı teyze, bir de gelininin gayretli ve umutlu yüzüne… Bir kuşları dinledi, bir kahvenin kokusunu içine çekti…

“İçelim kızım” dedi. “Tabi içelim… Sizinle iken yorgunluk olmaz da… Biz sevinç kah­vesi içelim.”

Yorganını yavaşça katlayıp tepsiyi ortaya koydular. Herkes fincanını alırken yüzlerde tebessüm vardı. Dillerde ise “Besmele”…

“Bismillahirrahmanirrahim…” dedi yaşlı teyze hafif seslice… Ve içinden ekledi; var olan güzellikleri yeniden görmek için de çekeyim bir besmele… Bismillahirrahmanirra­him…

 

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*