Geri Dönüşüm

RİSALE-İ NUR ENSTİTÜSÜ İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’Nİ İNCELEDİ

Risale-i Nur Enstitüsünün düzenlediği masa çalışmasında İstanbul Sözleşmesi farklı yönleriyle ele alındı.  İzmit-Başiskele’de yapılan çalışmaya 15 katılımcı bizzat hazır bulunurken, 15 katılımcı da online (çevrimiçi) bağlanarak tebliğlerini sundular, müzakerelerde bulundular.

Moderatörlüğünü Prof. Dr. Nurettin Abut’un yaptığı programa online olarak bağlanan Yeni Asya Yönetim Kurulu Başkanı İzzet Atik, böylesine önemli bir konuyu ele aldıkları için Risale-i Nur Enstitüsü ve programa katkı sunan akademisyenlere teşekkür etti.

Risale-i Nur Enstitüsü Sekreteri Ahmet Dursun açılış konuşmasında, aile kavramı etrafında yaptıkları bu çalışma ile bugünlerde tartışılan kadına şiddet, İstanbul Sözleşmesi, toplumsal cinsiyet meseleleri etrafındaki konuları Risale-i Nur’daki yaklaşımlar çerçevesinde ele almayı ve bu konularda kalıcı çözüm tavsiyeleri sunmak istediklerini belirtti. Mehmet Âkif’in Safahat’ında yer verdiği aile kavramının Risale-i Nur’daki aile fikriyle karşılaştırıldığı bir de tebliğ sunan Ahmet Dursun, Safahat’ta ailenin saadet sebebi olarak Cennetin bir sarayı olarak nitelendiğini belirtti. “Safahat’a göre aile, terbiyenin başladığı yer olarak, korunması, toplumumuzun genel yapısına uymayan ve aile üzerinde yapılması plânlanan değişimlerden uzak tutulması gereken bir kurumdur ve ayrıca aile, vatan, millet ve mukaddesat sevgisinin aşılandığı yerdir” diyen Ahmet Dursun bu fikirlerin Bediüzzaman’ın aileyi tahassüngâh, fertlerin Cenneti olarak gören görüşleriyle örtüştüğünü ifade etti.

 

Ailenin tahribi Batılılaşma hareketleri ile başladı

“Ceninden Cennet ailesine” başlıklı bir sunum gerçekleştiren Düzce Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Önbaş, çalışmasında anne ve babadan gelen 23 kromozomlu, tamamlanmaya muhtaç her iki eşey hücresini, evliliği oluşturan kadın-erkeğe; cenini ise evlilik kurumuna; ceninin bebek olarak sağlıklı doğumunu da başka bir âlemde yaşamaya lâyık istidatlarla donatılmış Cennet ailesine benzettiklerini, sürdürülebilir hamilelik ve sağlıklı doğuma hazırlanma vetîresini ise evliliğin bu dünyadaki sergüzeşti neticesinde Cennete liyakat kesbetmesine teşbih ettiklerini belirtti.

 

Çare, fıtrat çizgisine göre rol paylaşımı

İstanbul Sözleşmesi’nin doğurduğu ve bugün yaşadığımız sıkıntıları aşmak için “fıtrat çizgisini net biçimde açıklayarak kadın ve erkeğin rolünü anlamlandıracak bir eğitim ve hukukî alt yapının oluşturulması gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Osman Özkul, “Hukukî, sosyal hayat, ekonomik hayat gibi alanlar kendi değerlerimize ve pratiklerimize göre ortaya konulmalı ve güçlendirilmeli” dedi.

Sunumu müzakere eden İsmet Kandil, “Bir yandan küresel sermayenin aileyi parçalama çabalarını, bir yandan da aileyi korumak için Avrupa’nın finansal destek verdiğini görüyoruz. Ailenin parçalanması ve bireyselleşmenin ekonomik hedefleri de var” ifadelerini kullandı. Bireyselleşme ile kişileri istediği gibi yönlendirme, tüketime teşvik söz konusu olduğunu söyleyen Kandil, bunları fark ederek aileyi güçlendirmek gerektiğini, bunu da ancak kendi değerlerimizle yapabileceğimizi söyledi.

 

Aile, Tesettür Risalesi’nin anlaşılması ile korunur

Ailede herkesin rollerinin tam olarak belirlenmesinin önemine değinen Düzce Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Abdurrahman Kılıç, tesettürsüzlük ve açık saçıklığın ailedeki emniyeti bozduğunu söyledi. Haramdan çekinmek meselesinin de ailede yaşatılması gereken bir değer olduğunu söyleyen Kılıç, günahlara karşı da ailede titizlikle davranılmasının önemli olduğunu söyledi. Haddinden tecavüz etmemenin itaat olduğunu söyleyen Kılıç, itaatin kâinatta eksiksiz işlediğini, eşyanın arasındaki bütünlüğün ve işleyen düzenin anahtarının itaat olduğunu belirtti. Şimdilerde ailede kim kime itaat edecek, bunun tartışıldığını, bunun son derece yanlış olduğunu belirten Kılıç, “Ben kimseye itaat etmem” diyen kişinin kendi nefsinin, benliğinin, arzularının esiri olduğunu söyledi. Bediüzzaman’ın bu asra getirdiği en büyük yenikliklerden birinin ‘şahs-ı manevî’ olduğunu söyleyen Kılıç “Üstad kendine değil şahs-ı maneviye, meşverete itaati istiyor. Bu hususların bütün olarak değerlendirilmesi ve bu değerlerin aileye nasıl aktarılacağının mutlaka çalışılması gerekir” dedi. (www.yeniasya.com.tr)

 

 

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*