Dünya Dönüyor

Güçlü bir bağışıklık sistemi için

Pandemi dönemi, bağışıklık sistemimizin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi. Hücre, doku ve organlardan oluşan bu karmaşık ağ, vücudumuzun kendisini enfeksiyon ve hastalıklara karşı savunurken kullandığı en önemli savunma aracı. Vücudun diğer bölümlerinde olduğu gibi bağışıklık sistemi de yıllar geçtikçe yaşlanıyor ve insanları da hastalık riskine daha fazla maruz bırakmaya başlıyor.

Bilim insanlarının 65 yaşın üzerindekilerin Covid-19’u ağır geçirme riskinin daha yüksek olduğuna dair uyarılarının arkasında kronik hastalıkların yanı sıra bağışıklık sistemlerinin yaşlanmış olması da yer alıyor. Peki bağışıklık sistemini güçlendirmek için ne yapılmalı?

İngiltere’de bulunan Birmingham Üniversitesi’nden Enflamasyon ve Yaşlanma Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Janet Lord, bağışıklık sisteminin verdiği bu cevabın “bakterilere saldıran nötrofil, bağışıklık sistemini organize eden ve diğer bağışıklık sistemi hücrelerini enfeksiyona karşı uyaran monosit ile görevi virüs ya da kanserle mücadele etmek olan NK (doğal öldürücü hücreler). Yaşlandıkça, bu üç hücrenin çalışması da aksamaya başlıyor” dedi.  Ayrıca faal bir yaşam ve yaşa takılmadan sağlıklı ve dengeli beslenmenin bağışıklığı güçlendiren en önemli iki madde olduğunu da ekleyerek hareket ve dengeli yaşamın bu hormonların yaşamasına katkı sağladığına dikkat çekiyor.

BBC Türkçe

 

Çevre kirliliği anne karnındaki bebeği etkiliyor!

Anne karnındaki bebekleri sarmalayan plasentada ilk kez mikroplastik parçacıklar bulundu; araştırmacılar bunun “çok kaygı verici” olduğunu söylüyor. Plastik parçacıkları, normal hamilelik ve doğum geçiren dört sağlıklı kadının plasentasında bulundu. Bu parçacıklara, plasentanın hem anne hem de fetüs tarafında, ayrıca fetüsün geliştiği zarın içinde de rastlandı.

Roma’daki San Giovanni Calibita Fatebenefratelli hastanesinde araştırmayı yürüten kadın doğum bölümü başkanı Antonio Ragusa, bu bulguların anneleri şoke ettiğini söylüyor. “Sanki cyborg (insan ve robot karışımı sibernetik organizma) bir bebek sahibisiniz; sadece insan hücrelerinden oluşmayan, biyolojik ve inorganik özelliklerin karışımı olan bir bebek.

Mikroplastik kirliliği dünyanın en ücra köşelerine kadar ulaşmış boyutta. Yeme, içme ve soluma yoluyla bu parçacıkların vücudumuza girdiği önceden tespit edilmişti. Bunların vücuda etkisi henüz bilinmiyor ve bilim insanları, başta bebekler üzerinde olmak üzere bunların en kısa zamanda incelenmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Ekim’de yapılan bir araştırmada, bebeklerin plastik mama şişelerinden günde milyonlarca plastik parçacık yuttukları belirlenmişti.

BBC Türkçe

 

Sosyal mesafe ile yaşayan karıncalar

Allah’ın intizamı her an insanı hayrette ve hayranlıkta bırakıyor. Karıncalar da bu intizamın en güzel örneği. Bristol Üniversitesi’ndeki bilim insanları, bu süper sosyal böceklerin hastalık riskini nasıl azalttığını bulmak için karınca kolonileri üzerinde çalışma yürüttüler. Ortaya çıkan cevaplar ise gerçekten büyüleyici.

Birincisi, bu hayvanlar kusursuz bir hijyene sahipler. Yuvaya girdiklerinde mantar sporu gibi tehditleri kontrol etmek için birbirlerini temizlerler. El dezenfektanı yok ama onun yerine mikropları tamamen yok etmek için ağızlarından formik asit püskürtürler.

İkincisi, herkes üzerine düşen sorumluluğu yerine getirir. Eğer bir karınca hastalandıysa üzerindeki sorumluluğu bilir ve kendisini yuvadan ayırır. Ya da daha güncel bir tabirle, kendilerini izole ederler. Son olarak enfeksiyonun varlığı anlaşılması durumunda enfekte olmayan karıncalar bile yuvadan uzaklaşır. Yiyecek aramak için daha fazla zaman harcarlar. Diğerlerine hastalık bulaştırmak ya da kendilerine bulaşmasını önlemek için yuvada daha az zaman geçirirler. Başka bir deyişle de önleyici sosyal mesafeyi kullanırlar.

İnsanlar gibi virüs ile yaşasalar da, belki de bizim için hastalıkla ilgili tedbirlere düzenli uymamız için en güzel örnek.

BBC Türkçe

 

Atlas Okyanusunda yeni keşifler

Beş yıldır Atlas (Atlantik) Okyanusu’nda sürdürülen, şimdiye kadarki en detaylı araştırmada 12 yeni tür keşfedildi. Yosun hayvanları, yumuşakçalar ve mercanlar, şimdiye kadar dipte yapılan çalışmaların yetersiz olması nedeniyle keşfedilmemişti. Bilim insanları yeni keşfedilen türlerin şimdiden iklim değişikliği tehdidi altında olabileceği uyarısını yapıyor.

Bu araştırmanın sonuçları ise şu şekilde raporlandı:

  • Yeni türler:“En az” 12 yeni derin su türü keşfedildi. Ekip aynı zamanda daha önce bilinen alanlarda yaşayan türlere ait 35 yeni iz yakaladı.
  • İklim değişikliği:Okyanusların ısınması, asitleşme ve besin kaynaklarının azalması, dip deniz türlerinin yaşam alanlarını 2100 yılına kadar ciddi şekilde yok edebilir.
  • Hidrotermal bacalar:Bilim insanları Azorlar yakınlarında deniz tabanı akıntıları keşfetti. Hidrotermal bacalar, okyanus derinlerinde farklı türlere ev sahipliği yapabilen, biyolojik üretkenlik bakımından önemli alanlar.

BBC Türkçe

 

İstek ve Bağımlılık

Yakın zamana kadar, bir şeyi hoşumuza gittiği için istediğimiz varsayılıyordu. Ancak bilim bu düşünceyi sorgulayarak bağımlılığın tedavisinin yolunu açtı. ABD’li bilim insanı Prof. Kent Berridge, insanın isteklerine ilişkin seçimlerimizin nedenini, yeni araştırmasında cevapladı.

Uzun yıllar boyunca psikologlar ve nörobilimciler sevmek ile istemek arasında ciddi bir fark olmadığını varsaydı. “Sevmek” ve “istemek” aynı olguya yönelik iki farklı kelime gibi düşünüldü. Tabii ki sabah kahve içmek isteyen biri, kahveyi de seviyordur, öyle değil mi?

Kent Berridge dopamin ile haz arasındaki ilişkiye de yeni bir yorum getirdi. Fareler, beyinlerinden dopamin çıkarılmış olmasının ardından da şekerli maddelerle beslendi ve “farelerin haz almaya devam ettiği” keşfedildi. Yani fareler bu durumda “şekeri arzu etmiyorlar” ama şeker yediklerinde de keyif alıyorlardı. Farelerin keyif alıp almadığının nasıl tespit edildiğini merak ediyor olabilirsiniz. Bunun yanıtı, farelerin de bizler gibi yüz ifadelerinin olmasında saklı. Şekerli bir besin tükettiklerinde dudaklarını yalıyorlar, acı yediklerinde ise ağızlarını açıp kafalarını sallıyorlar. Dopamin hormonunun “beğenme” değil “isteme” dürtüsünü harekete geçirdiğine ilişkin bir diğer kanıt, fareler üzerindeki şaşırtıcı bir deneyle ortaya çıktı. Bunun sonucunda ise istenilen her şey bağımlılığa yol açıyor ve beyin, dengeyi ya düzeltiyor ya da bozuyor.

BBC Türkçe

 

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*