Kurşun Kalem

Ölüm:  Malûmu ilâm

Malûmu ilâm herkesin bildiği bir şeyi tekrar etmektir. Bu cihetiyle sıkıcıdır. Amma bilinen o şeyin mahiyeti sorulduğunda insan şaşkınlaşır. Ekseriyetle de yanlış cevapla “Ben bunu nasıl bilemedim?” e dönüşür iş. Hayat ve ölüm de böyle malumlardan. Herkes biliyor fakat çok az kişi cevaplıyor.

İnsan yolcudur. Çocukluk, gençlik, ihtiyarlık, kabir, haşir derken ebede kadar yolculuğu devam eder. Yolcu yolunda gerek. Amma nereye gittiğini bilen bir yolcu olmalı. İnsan bilmediği bir şeyden korkar. Yine bilmediği bir şeyi sevemez. Peygamberimiz (asm) mevtin iç yüzünü biliyordu ki “Bir kul yaşamakla ölüm arasında serbest bırakıldı, o kul ölümü tercih etti.” demişti.  Mevlâna Hazretleri ölümü biliyordu ki onu düğün günü olarak tavsif etmişti. zararını, faydasını; durağını, istasyonunu; varacağı şehrini, kalacağı yerini bilmeli. Aksi halde saniyede yaklaşık otuz kilometre hızla sürüklenircesine, ağlayıp sızlayıp telaşla gidecektir bilinmezliklerin karanlığına.

İnsan dünyaya geldiği andan itibaren tabiri caizse ecel aslanı meşelikten fırlayıp ona hücum ediyor. Ta ki onu kabre sokana kadar. Kabir ise bir ejderha gibi ağzını açımış onu beklemekte. İnsan ise dilini bilmediği yabancı bir memleketteymiş gibi yazılı yol levhalarını okuyup anlamaya gayret etmediğinden şehrin ortasında kalakalmış şaşkın durumda.

Çare o yol levhalarını anlatan dili öğrenmek. Bakış açısını değiştirmek. Gözün ve gönlün puslu camlarını temizlemek. “Ey bu yerlerin Hâkimi! Senin bahtına düştüm. Sana dehalet ediyorum ve Sana hizmetkârım ve Senin rızanı istiyorum ve Seni arıyorum!” diye akıl edebilmek. Aksi halde bu aslanın şu sahranın Hâkim’inin emrinde bir hizmetkar olduğunu anlamadan insan zannınca ejderhanın ağzına düşene kadar kaçmaya, korkmaya devam edecektir. Amansız olarak gördüğü ve hiçbir mesajına ulaşamadığı bilinmezlikler, hissiyatına bir yılan soğukluğuyla temas edecektir.

Evet! İnsan bir yolcudur. Aklını başına alıp o ‘malumu’ anlamalıdır ve anlamlandırmalıdır. Ebedi hayatın kazanılması için, Mülkün sahibi tarafından kendisine emaneten tevdi edilen levazımatı cehlinden dolayı tamamen bu fani hayata sarf etmemelidir. Çünkü o levazımattan en fazla onda biri dünyevî hayata dokuzu ebedi hayata sarf edilmek için verilmiştir.

Malûmu bir kez daha ilam ettik. Bu son derece heyecan verici sırlarla dolu yolculuğun tadını çıkarmak kalıyor kulluğa müptela olanlara.

 

İrfan Çakmak

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*