Kapak Röportaj

 “Berat” vesilesi olarak “Risale-i Nur”

Rahmet ve merhamete vesile olan Berat Gecesi yaklaşıyor. Mağfiret ve kurtuluş gecesi olan Berat vesilesiyle, “manevi halâskâr” olarak Risale-i Nur’u ele alacağız. Risale-i Nur, asrımızın ihtiyacına göre yazılmış ve her konuda Kur’ân eczahanesinden verdiği ilaçlarla çözüm sunmaktadır. Musibetlerin en birinci kaynağı olarak imansızlığı ortadan kaldırarak, verdiği tahkiki iman dersleriyle, insanlığın içinde bulunduğu buhranlı hallere kurtuluş çaresi olmuştur. Toplum ve Dünya için önem arz eden bu konu hakkında,  Prof. Dr. İlyas Üzüm ile konuştuk. İstifadenize sunuyoruz.

 

“Berat Kandili” yaklaşıyor. Bu yıl 27 Mart Cumartesi günü Berat Gecesini idrak edeceğiz. İsterseniz “Berat”tan başlayalım.

Evet, Berat Kandili, hicrî takvimle üç ayların ikincisi olan Şaban’ın on dördüncü gecesini on beşinci geceye bağlayan gecedir. Dilimize “berat” diye geçen kelimenin aslı “berâet” olup sözlükte “olumsuz bir şeyden berî olmak, uzak olmak, kurtulmak” anlamına gelir. Müminler, İlâhî mağfirete nail olarak günah yükünden kurtuldukları için bu geceye “berat” denilmiştir. Kısaca bu geceye “kurtuluş gecesi” diyebiliriz. Sahih bir rivayette Resulullah (asm) şöyle buyurmuştur: “Allah Teâlâ Şabanın on beşinci gecesi, rahmetiyle, dünya semasına tecelli eder ve Benî Kelp kabilesi koyunlarının kılları sayısından daha fazla kişiyi mağfiretine mazhar kılar” (Tirmizi, “Savm”, 39). Diğer bir hadiste de Resulullah (asm) şöyle söylemiştir: “Şaban ayının ortasındaki günün gecesinde ibadet ediniz, gündüzünde oruç tutunuz. Allah o gece güneşin batmasıyla dünya semasında tecelli eder ve tan yeri ağarıncaya kadar, “Yok mu af isteyen, onu affedeyim; yok mu rızık isteyen rızık ona rızık vereyim, yok mu, bir musibete uğrayan ona afiyet vereyim, yok mu şöyle olan, yok mu böyle olan, onun talebini yerine getireyim” der. (İbn Mâce, “İkâme”, 191)

 

Berat’a bir anlamda “kurtuluş” diyebiliriz, dediniz. İsterseniz “kurtuluş” kavramını biraz detaylandıralım. Genel anlamda “kurtuluş” nedir?

Evet, “kurtuluş” dinler tarihi açısından çok önemli bir kavram olduğu gibi Kur’an’ın da çok önemli kavramlarından birisidir. Kur’an’ın kapağını kaldırıp ilk sayfasını açtığımızda, Fatiha Suresi’nden sonra Bakara Suresi’nin ilk beş ayeti yer alır ki bu ayetler hem hidayetin tanımını verir, hem de “kurtuluş”un şartlarını sıralar. Mefhum olarak atıf yapmak gerekirse, bu ayetlerde kurtuluş yani “felah” şu şartlara bağlanır: a) Gayba iman etmek, b) namazı ikame etmek, c) Allah’ın rızık olarak verdiklerinden infakta bulunmak, d) Hz. Peygamber’e ve ondan önceki peygamberlere indirilenlere inanmak, e) ahirete yakîn ile yani tam bir kesinlik içinde iman etmek. Kur’an-ı Kerim bu sıfatları saydıktan sonra şöyle diyor: İşte bunlar Rableri nezdinde hidayete ulaşanlardır ve bunlar kurtuluşa nail olacak kimselerdir” (Bakara 2/1-5).

 

Aktardığımız ayetlerden anladığım kadarıyla kurtuluşa ulaşma açısından “gayba iman” ilk sırada geliyor. Biraz açar mısınız?

Evet, “gayb” görünmeyen, bizim görme alanımızın ve kapasitemizin dışında olan hakikatleri ifade eder. Bunların başında “iman-ı billah” yani Allah’a iman vardır. Allah duyularımız vasıtasıyla görünür olmaktan münezzehtir. O, varlığı sonradan olan değil, varlığı “mutlak” ve zorunlu olandır. Onun varlığı “mahlukat cinsinden” değildir. Biz Onun zatını değil, bütün mahlukat üzerinde yansıyan özelliklerini görürüz. Bu özellikler çerçevesinde Onun sonsuz kudret sahibi, ilim sahibi, hikmet sahibi, rahmet sahibi, güzellik sahibi… olduğunu tasdik ederiz. Meleklere iman, vahye iman, ahirete iman gibi diğer iman esasları da “gaybî”dir.

 

Kurtuluş için “iman” şart, tamam, fakat ayetler namaz, infak gibi amelî konulardan da söz ediyor.

Evet, “kurtuluş” için birinci şart “iman”, arkasından da imanın gereği olarak ortaya çıkan ya da çıkması gereken ibadetler yani ameller gelir. Mesela Bakara Suresi’nin 25. ayetinde, “İman eden ve salih amel işleyenlere, kendileri için; içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele” diye devam eden mesajlar tam da bunu teyit ediyor. Şunu da hatırlayalım: Kur’an’da “felah”, “necat”, “fevz” gibi kelimelerle geçen kurtuluş genel bir kavramdır. Bunun içinde “azaptan kurtulma, cehennemden kurtulma, cennete ulaşma, ilâhî rızaya erme” gibi birçok anlam katmanları bulunmaktadır. Ama hangi anlamda olursa olsun, “kurtuluş” için iman birinci şarttır. Mesela Müminûn Suresi’nin başında, “muhakkak ki iman edenler felaha ulaşmıştır” denilerek yine kurtuluş için “iman”ın altı çizilmiş, devam eden ayetlerde de namazı huşû içinde kılmak, faydasız ve boş işlerden uzak kalmak, zekatı vermek, iffetli olmak, emanetlere ve verilen sözlere riayet etmek, namazda müdavim olmak gibi amelî hususlara değinilmiştir.

 

 

Peki, içinde yaşadığımız çağda, dünya ve ahirette kurtuluşumuzu sağlayacak “iman”a ve ibadet bilince nasıl ulaşabiliriz?

Her hangi bir aidiyet ya da meşrep taassubu söz konusu olmaksızın, tamamıyla, hakikat adına ifade etmek gerekirse, günümüz insanı için bu konuda en sağlam ve en ideal kaynak Risale-i Nur’dur. Risale-i Nur kelimenin tam anlamıyla “tahkiki iman” kaynağıdır. Müellif bunu şöyle ifade ediyor: “Esas olan iman-ı bilgayb cihetinde sırr-ı vahyin feyziyle burhânî ve Kur’anî bir tarzda, akıl ve kalbin imtizacıyla, hakka’l-yakîn derecesine gelen bir ilme’l-yakîn ile hakâik-i imaniyeyi tasdik etmektir ki Risale-i Nur’un temeli, ruhu hakikati… budur.” (Kastamonu Lahikası,  12. Mektup). Görüldüğü gibi Risale-i Nur her şeyden evvel Kur’an’a dayanıyor, Kur’an’ın feyzinden kaynaklanıyor, daha sonra da bu çerçevede hem aklı, hem kalbi tatmin etmeyi esas alıyor. Zira iman “bilgi” cinsinden olmayıp, “kalbin tasdiki” yani onaylaması olduğu için Risale-i Nur bunu mantıkî deliller ve temellendirmelerle ortaya koyuyor. Daha basit ifade etmek gerekirse, Risale-i Nur başta Allah’a iman olmak üzere iman esaslarını, insanî donanımlarımızla fizikî alemde gördüğümüz varlıklar ve olaylar üzerinden temellendiriyor. Mesela Allah’ın “varlığını”, varlıkların düzenli, ölçülü ve sanatlı olarak var edilmeleri karşında aklen mutlaka bir “icad” edicinin bulunmasının zorunluluğundan, “birliğini”, alemdeki muhteşem uyum ve ahenkten, “ilmini” kanattaki “alimâne” fiillerden, “rahmet”ini mahlukatın ihtiyacının karşılanmasındaki merhametkâr tablolardan, “cemâl”ini çiçeklerden galaksilere kadar her şeye yansıyan güzellikler üzerinden kanıtlıyor. Dolayısıyla Risale-i Nur metot olarak kainatı yani varlık alemini bir kitap gibi okuyarak Kâtibinin varlığını ve özelliklerini aklın hiçbir şekilde itiraz edemeyeceği bir nitelikte ortaya koyuyor.

 

Diğer iman esasları…

Diğer iman esaslarını da aynı metodoloji ile temellendiriyor. Mesela, kıyametten sonra dirilmeyi, birçok başka aklî delilin yanında, kışın –bir anlamda- ölmüş olan “arz”ın, baharda yeniden diriltilmesi üzerinden kanıtlıyor. Risaleti yani peygamberliği, mesela, “karıncaların emiri, arıların ya’subu bulunması” üzerinden zihne yakınlaştırıyor. Hz. Muhammed’in nübüvvetini, kainattaki muhteşem güzelliğe dikkat çektikten sonra, “elbette bu güzelliğin kaynağını insanlara anlatacak ve Ona nasıl ubudiyet yapılacağını gösterecek bir rehbere ihtiyaç var” mealinde bir açıklama ile sunuyor.

 

Yani Risale-i Nur iman hakikatlerini varlık düzleminde temellendirip açıklıyor, böyle mi anlamalıyız?

Evet, ama Risale- Nur’un iman esaslarını kanıtlamada takip ettiği tek yol bu değil. Müellifin de belirttiği üzere, Risale-i Nur iman konularını; a) fizikî alem, b) vahiy ya da Kur’an ayetleri, c) Resulullah’ın (asm) sünnetleri, d) insan fıtratı ve vicdanı olmak üzere dörtlü bir argüman ağı kurarak açıklıyor, bir bakıma ispat ediyor, diyebiliriz. Burada bir husus daha var, kendimce çok önemli gördüğüm. O da şu: Said Nursi insan olarak kendini merkeze koyup işaret edilen metodoloji çerçevesinde iman konularını tefekkür ediyor, tahkik ediyor, sonra da ulaştığı sonuçları paylaşıyor. Başka bir tabirle Said Nursi, okuduğu kitaplardan imana dair bilgiler aktarmıyor, Kur’an’ın feyziyle kendi insanî duyguları ekseninde deneyimleyerek nefsini ikna ettiği, akıl ve kalbini tatmin ettiği hakikatleri sunuyor. Sonra da bu hakikatlerin kendi insanî ihtiyaçlarını karşıladığını, sorularına cevap verdiğini belirterek “kapıyı açık bıraktığını”, isteyen ya da kendisini muhtaç gören herkesin bundan faydalanabileceğini belirtiyor.

 

“Akıl ve kalbin tatmini” konusunu biraz açar mısınız?

Evet bu, İslâmî ilimlere, meslek ve meşrepler uzanan boyutu olan geniş bir konu. İslâmî ilimler açısından bakıldığında kelâm ilmi sadece aklı, tasavvuf daha çok kalbî tatmin ederken Risale-i Nur, her iki alanı kuşatan Kur’an’a uygun olarak hem aklı, hem de kalbi yani bütün insanî duyguları tatmin eden bir niteliğe sahiptir. Başka bir tabirle Risale-i Nur iman esaslarını insanın bütün benliğine, bütün hissiyatına, bütün latifelerine yerleştirir. Risale-i Nur’un iman eğitimine tabi olan bir kimse sadece aklî bakımdan değil, bütün varlığı ile “mümin” olur, -Allah’ın izniyle- sonuçta imanlı olarak yaşar, imanın gerektirdiği ibadetleri hayatına taşır, imanlı olarak ölür, imanlı olarak kabre girer ve inşallah ehl-i cennet olur.

İzin verirseniz burada, Said Nursi’nin bir mektubuna atıf yapmak isterim. Nursi bir mektubunda mealen diyor ki, Risale-i Nur’un sadık talebelerinin imanla kabre gireceklerine ve ehl-i cennet olacaklarına dair kuvvetli bir beşaret bulunduğuna iki emare var; bunlardan birisi Risale-i Nur’un imanı hem akla, hem kalbe, hem ruha, hem sırra, hem diğer latifelere sirayet edecek şekilde takdim etmesi, ikincisi de Risale-i Nur’un sadık talebelerinin hüsn-i akıbetleri için yapılan hadsiz dualar. Cenab-ı Hak inşallah bizleri bu müjdeye mazhar kılsın, diyelim (Mektup için bk. Kastamonu Lahikası, mektup no: 12).

 

Bediüzzaman Hazretleri imanı kazanmanın en kısa yolu olarak Risale-i Nur’u gösteriyor.  Siz bu konuda neler söylemek istersiniz?

Evet, imanın kaynağı Kur’an’dır. Kur’an’a dayanan, Kur’anî mesajlara samimiyetle kulak verip benimseyen herkes, -Allah’ın ihsanıyla- imanı elde eder. Ama işaret ettiğiniz gibi Risale-i Nur’un burada hususi bir durumu var. Kur’an’ın ahir zaman insanına itikadî, amelî, ahlakî hatta siyasî bir dersi ve tefsiri olan Risale-i Nur, imanı kazanmada büyük bir kolaylık vesilesi, büyük bir avantaj, büyük bir berat vesilesi olarak görünüyor, diyebiliriz. İçinde yaşadığımız dijital çağda, modernitenin etkisiyle insanlar büyük savrulmalar yaşayabiliyorlar. Özellikle eğitimli kesim pozitivist felsefenin tasallutu ile iman konularında derin şüpheler duyabiliyor. Risale-i Nur, sözünü ettiğimiz dörtlü argüman ağı ile bu tür şüpheleri yok ediyor. Diğer taraftan, mesela, insanları Kur’an ve sünnet ışığında irşad etmeye çalışan tasavvuf, çağın fen ve felsefeden gelen sorularını cevaplandırmıyor; kendi kadim geleneği içinde rehberlikte bulunuyor. İman hakikatlerine ulaşmak için bu rehberlik, seyr- i sülûk gibi aylarca hatta yıllarca devam eden bir süreci gerektirebiliyor. Oysa yine Said Nursi’nin “Beşinci Mektup”ta ifade ettiği gibi, bugün Risale-i Nur “Cenab-ı Hakkın rahmetiyle kırk dakikada iman hakikatlerine ulaştıracak bir yol” açıyor; açtığı için buna lakayt kalmak akıl kârı değildir.

Şunu da ekleyelim ki, burada Said Nursi’nin dile getirdiği şey, nazari bir husus olmayıp Risale-i Nur’a muhatap olan yüz binlerce, belki milyonlarca insanın şahitliği ile yaşanan ve yaşanmakta olan bir vakıadır.

 

Risale-i Nur’un amelî hayata ilişkin yaklaşımlarından da söz eder misiniz?

Evet, kurtuluş için Kur’an “iman” ve “salih amel”den söz ediyor, diye konuşmuştuk. Dinin amelî boyutu çok önemli. Fakat bu, iman üzerine bina edilir. İmanî zaafların söz konusu olduğu şahıs ve toplumlar için “amel”den bahsetmek, merhum Zübeyir Gündüzalp’ın ifadesiyle temelleri çürüyen bir binanın ayakta kalması için duvarlarını düzeltmek ya da çatısını tamir etmek gibidir. Risale-i Nur fertlerin ve toplumların iman temellerini güçlendirmiş ve güçlendirmeye devam etmektedir. Ama imanın gereği olan “amel” yahut ibadet konusu da bir kenara konulmuş değildir. Risale-i Nur namaz, oruç, zekat gibi ibadetlerden bahsederken, bunların çok bilinen ve her yerde ulaşılabilecek olan fıkhî hükümlerinden değil, bunların öneminden, anlamından, hikmetinden bahseder. Mesela, Dokuzuncu Söz’de namazın anlamı ve beş vakte tahsisi açıklanır. Ramazan Risalesi’nde oruç ibadetinin Allah’ın nimetlerine şükre, nefis terbiyesine, sosyal hayata… bakan yönlerine ve hikmetlerine işaret edilerek ele alınır.

 

Peki Risale-i Nur nasıl bir Kur’an tefsirdir? Devamlı okumak ne kazandırıyor?

Risale-i Nur Kur’an’ı ilk suresinden son suresine kadar sırayla açıklayan bir tefsir değil, Kur’an’ın ana mesajlarını yani “makâsıd-ı Kur’an”ı esas alarak yapılan “manevi tefsir”dir. Böyle bir tefsiri devamlı okumak imanımızı güçlendirir, ibadet bilincimizi artırır, ihlasımıza kuvvet verir, muhtaç ve mahrum olanlara iman hizmetini ulaştırmak için şevkimizi ziyadeleştirir. Dünyamızı huzurlu kılar, ahiretimiz için –inşallah- kurtuluş beratımız olur…

 

Ahir zaman fitnelerinden kurtulmak için Risale-i Nur büyük vazife üstleniyor. Bu hususta okuyuculara düşen görevler nelerdir?

Evet, Resulullah (asm) kendisi ahir zaman fitnelerinden Allah’a sığınmış, ümmetini de Allah’a sığınmaya davet etmiştir. Ahir zaman fitneleri küfür, şirk, dalalet, riya, iftirak, deccaliyet-süfyaniyet gibi fitnelerdir. Risale-i Nur okuyucuları, Risale-i Nur’u doğru ve bütünlüklü şekilde okuyarak her nevi fitneden uzak kalmalı, dahası başka insanların da bu çeşit fitnelerden uzak kalmaları için –şahs-ı manevi- içinde, meşveret esasları dahilinde, yoğun çaba içerisinde olmalıdır.

 

Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nur’a ilişenlerin musibete sebep olduklarını söylüyor. En büyük kalkan olarak da Risale-i Nur’u gösteriyor. Sizce “kurtuluş” nerede?

Risale-i Nur Kur’an’ın malı olup onun mesajlarının yorum ve açıklamalarıdır. Ahir zaman insanına Allah’ın bir ihsanı ve lütfudur. Buna ilişmek dolaylı olarak Kur’an’a ilişmek demektir. Kur’an’a ilişilirse, sahib-i Kur’an olan Allah, insanların elinden ihtiyarı almayacak şekilde yani perdeli olarak ilişenlere ilişir. Hikmeti nasıl ve ne kadar iktiza ediyorsa o oranda ilişir. Dolayısıyla bu tür musibetlere karşı da “kalkan” rahmet vesilesi olan Kur’an ve Kur’an’ın “rahmet” ve “hikmet” eksenli tefsiri olan Risale-i Nur’dur. Kurtuluş da elbette “Kur’an’dadır. Risale-i Nur da bizi Kur’an hakikatleriyle buluşturan bir kaynak olması hasebiyle “kurtuluş vesilesidir”, denilebilir ve denilmelidir.

 

Teşekkür ederiz.

Ben de teşekkür ederim.

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*