TAŞ, KİTAP VE ÇOCUK

Çocuk şaşkın bakışları ile bir bana bakıyor bir de taşlara, dayanamadı sordu.  “Bu taşlar senin mi? Ne yapıyorsun bunlarla?”

“Senin gibi seyrediyorum” dedim.

“Hımmm” diye düşündü. “Bunları neden böyle dizdin? Bir taraf hep aynı diğer taraftakiler farklı farklı.” “Hımmm” diyerek düşünme sırası bana gelmişti. Hepsi aynı olanlar tek tip insanları, farklı olanlar ise her çeşit insanların varlığını hatırlatıyor. “Peki, sen hangisini seviyorsun?” diye sorunca, işte korktuğum soru geldi dedim içimden.

“Ben mi? Hımmm, tek tip olan insanlardan olmak istemem. Şu renkli değişiklik bana daha uygun geliyor.”

“ Anladım” dedi.“Bir şey daha sorabilir miyim?”

“Tabi ki.”

“Bu taşlar neden mutfakta?” Güldüm… “Çünkü vaktimin çoğu mutfakta geçiyor, ben de onları seyretmekten zevk alıyorum.” “Ama kütüphanede de taşlar var, onlar daha büyükçe.” Ufaklık iyi bir gözlemciydi. “Kitaplarla da fazla vakit geçiriyorum. Bir de sakın anlamam deme senin kafan taştan da kalın değil ya, manasını ve kıssasını hatırlatmak için.”

“Nedir o kıssa bana da anlatır mısın?”

“Tabi ki… Bir zamanlar bir talebe ilim öğrenmek için bir medreseye girmiş. Ancak kafası bir türlü dersleri almıyormuş. Bütün arkadaşları onu geçmişler. Seneler geçmesine rağmen pek bir şey öğrenememiş. En sonunda ilmi bırakıp memleketine dönmeye karar vermiş. Hocasının nasihatleri de fayda etmemiş. Yola çıkmış. Dinlenmek için bir mağaraya girmiş. Mağarada dinlenirken gözü yukarıdan damlayan damlalara takılmış. Damlalar yavaş yavaş damlayıp yerdeki taşta büyük bir delik açmış olduğunu görmüş. Hayret etmiş kendi kendine şöyle düşünmüş:

‘Su gayet yumuşak, latif bir cisim olduğu halde sert kayayı nasıl deliyor. Benim kafam bu kayadan daha da sert değildi ya, zamanla benim de kafama Allah’ın nuru olan bu ilim girer.’ deyip medreseye geri dönüyor. Ve kısa zamanda arkadaşlarını da geçiyor. Bu olay sebebiyle kendisine İbn Hacer (taşın oğlu) deniliyor. Kıssa bu… İşte ben de bu kitaplar ağır, anlayamam dersem, bu taşlar o kıssayı hatırlatıyor, ben de vazgeçmeden okuyorum. Hem de bu kitapları anlamıyorum diyenlere bu kıssayı anlatıyorum.”

“Bu taşlardan birini bana verir misin?” “Ne yapacaksın ki sen?”

“Ben de kütüphaneme koyacağım .” “Senin kütüphanen mi var?”

“Bundan sonra olacak.” “Hadi gel beraber taşımızı seçelim, kuracağın kütüphanenin ilk kitabını da ben hediye ediyorum.”

Yüzündeki sevinçle kitabı ve taşı alıp,“anne” diyerek koşup, taşı ve kitabı gösterdi.

Annesi kitaba bakıp “Küçük Sözler öyle mi… Çok güzel… Bu taş nedir?” Çocuk yüzüme bakınca ikimiz de gülümsedik.

“Hımmm, bu bir sır!…”

 

Ayşenur Yaşar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir