Lâmba

Işık saçar, aydınlatır. Kimi ya da neyi mi? Yanında ne varsa, kim varsa hepsini. Birini aydınlatırken, diğerini mahrum kalmaz. Yahut birine az diğerine çok değildir.

Dünyevi ortamları aydınlatan lâmbalar vardır. Bir de manevî ortamları aydınlatan lambalar. Gönülleri, ruhları, kabri, berzahı, ahreti aydınlatırlar. Girdikleri yerlere ışık saçarlar. Okunan Kur’ân ayetleri, öğrenilen marifetullah ilmi, kılınan namazlar, tutulan oruçlar, tefekkürî hâller.

Ahir zamanın dehşetli hâlleriyle hemhal olmuş insanlar, karanlıklar içinde bu ışıklara doğru adım atma gayretinde olsalar da, tek başına buna erişmeleri ne zordur. Engeller, endişeler, yarım kalmalarla doludur zirâ insan hayatı. Ancak bir şirket düşünelim. Manevî bir şirket. Oraya dâhil olan kimse, bu ışık kaynaklarına ulaşması hem kolaylaşıyor, hem de herkes birbirinin ışığından istifade ediyor. Ve kimsenin kazancı eksilmeden aynen artmaya devam ediyor. Bir odaya lamba girince herkesin tam istifade etmesi gibi…

Hele ki manevî ticaret mevsimi olan, bire binler sevap yazılan Ramazan ayında…

“Bu seneki Ramazan-ı Şerif hem âlem-i İslam için, hem Risale-i Nur şakirtleri için gayet ehemmiyetli, pek çok kıymetlidir.

Risale-i Nur şakirtlerinin iştirâk-i âmâl-i uhreviye düstur-u esasiyeleri sırrınca, herbirisinin kazandığı miktar, her bir kardeşlerine aynı miktar defter-i âmâline geçmesi, o düsturun ve rahmet-i İlahiyenin muktezası olmak haysiyetiyle, Risale-i Nur dairesine sıdk ve ihlâsla girenlerin kazançları pek azim ve küllîdir. Her biri, binler hisse alır. İnşaallah, emval-i dünyeviyenin iştirâki gibi inkısam ve tecezzî etmeden, her birisine, aynı amel defterine geçmesi, bir adamın getirdiği bir lâmba, binler aynaların her birisine aynı lâmba inkısam etmeden girmesi gibidir.

Demek, Risale-i Nur’un sâdık şakirtlerinden birisi leyle-i Kadrin hakikatini ve Ramazan’ın yüksek mertebesini kazansa, umum hakikî sâdık şakirtler sahip ve hissedar olmak, vüs’at-i rahmet-i İlahiyeden çok kuvvetli ümitvârız.”1

İştirâk-ı âmâl-i uhreviyede olan lâmbanın, aynamızda yansıması için şartlar var.  Risâle-i Nur dairesine sıdk ve ihlâsla girmek. Hakikî ve sâdık bir Nur talebesi olmak… Bu gâye ve niyette olarak yaşamak için bizlere en güzel örnek Üstadımız ve saff-ı evvel Nur talebeleri.

Bulunduğumuz zaman ne kadar karanlıkta olsa, nur saçan lâmbalara doğru yönelerek şöyle niyâz edebiliriz. Tıpkı Üstadımız ve talebelerinin niyâzı gibi… “Allah’ım bu Ramazanda Kadir Gecesini biz ve sadık Nur Talebeleri için bin aydan hayırlı kıl.”2

Hakikî, sâdık, ihlâslı bir Nur Talebesi olarak Ramazan’a kavuşmak duâsıyla…

Gülnur Tercan

 

Dipnotlar

1)  Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2009, syf: 120-121. 2) Age syf: 116.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir