Kurşun Kalem

Zihinlere nurlu kelimeler ekmeli

Kelime ve 3K (Kavra-Konuş-Karşılıklı yap) olarak formüle edilen oyun iletişiminin çocuk gelişimindeki rolünü hiç düşündünüz mü?

“Otuz milyon kelime” adlı kitapta, çocuk beyninin olgunlaşmasında en büyük rolün iletişim olduğu nazara verilir. Hatta, oyun esnasında alıcılarının daha açık olduğu, öğrenme potansiyellerinin arttığı gözlenmiştir. Bunu kendi çocuklarımdan da müşahede ettim.

Bir gün parkta kumla oynarken güneşten rahatsız olan kızım; “Anne, güneş var. Gözüm acıyor” diyerek şikayet etmişti. Hemen ardından “Anne bu güneş ne yapar?” sorusuyla karşılaşınca önce biraz düşündüm. Onun yaşına uygun bir cevap vermeliydim. Kısa bir beklemenin ardından “Güneş bizi ısıtır. Allah, bize gönderdiği meyve ve sebzeleri pişirsin diye onu gökyüzüne koymuş” diyerek konuyu kapattığını zannettim. Aradan birkaç hafta geçmişti ki, babası gökyüzünde kızıla boyanmış güneşi ona gösteriyordu. “Baba güneş ne işe yarar?” diye sordu. Vakit kaybetmeden; “Güneş bizi ısıtır baba” diyerek sorduğu soruya kendisinin cevap vermesi bizi ziyadesiyle mutlu etmişti. Oyun oynarken sorduğu güneş sorusunun cevabı hafızasında yer etmişti. Mezkur kitabın bir bölümünde 3K’dan bahsedilir. Yani; Kavrayın-konuşun-karşılıklı yapın.

Kavramak; çocuğun neye odaklandığını gözlemlemektir. Konuşmak; önemli olan söylenen kelimelerin türü ve nasıl söylendiğidir. Karşılıklı yapmak; aktif katılımdır. Yani, çocuğu konuşmaya dahil ederek, zihnine yerleştirmek ve ona mal etmektir.

Buradaki en önemli husus, evlatlarımızın safi zihinlerini dahil dimağlarımızı, Kur’an ve Risale-i Nur kelimeleriyle donatmaya çalışmaktır. Bu gayret içinde olunmadığında malayani, hatta zararlı, yabancı  kelimelerin istilasını uğrayacağı aşikârdır. Bilhassa evladının ilk, en büyük ve en tesirli öğretmeni konumunda olan annelerin mesuliyeti daha fazladır. Ağızdan çıkan her kelimeye dikkat etmek gerekir. Zira o kelimeler çocuğunun geleceğini şekillendirir. Mevzunun ehemmiyetine Üstad şu şekilde dikkat çeker: “Validemden aldığım telkinat ve mânevî derslerdir ki, o dersler fıtratımda, adeta maddî vücudumda çekirdekler hükmünde yerleşmiş. Sair  derslerimin o çekirdekler üzerine bina edildiğini aynen görüyorum.”1

Başka bir eserinde de şöyle kelimelerin iç dünyamızda nasıl şekillendiğini ve neler yaptığına şöyle dikkat çeker:  “Akıldan kalbe, kalbden akla inip çıkmaktan bîzar olmuştum. Bunun için, bir nur bulduğum zaman, hemen üstüne bir kelime bırakıyordum. Fakat, o nurların üstüne bıraktığım kelime taşları, dalâlet için değildi. Ancak, kaybolmamak için birer nişan ve birer alâmet olarak bırakırdım. Sonra baktım ki, o zulmetler içinde bana yardım eden o nurlar, Kur’ân güneşinden ilham edilen misbah ve kandillerdi.”2

Yukarıdaki ifadeleri tefekkür ettiğimizde çocukların beyin gelişimine ve her masnu üzerinde Allah’ın bir hatemini görmenin önemi daha ziyade anlaşılıyor.

Vurgulamamız gereken bir nokta da şu: Her an faaliyette olan ifsat ve zındıka komitelerinin “mefhumlarla/kavramlarla” ilgili yaptıkları her tahribata karşı, biz de müspet kelimelerle mukabele etmeliyiz. Hem kendimizin, hem de çocuklarımızın dimağlarını kendi inanç ve kültürümüzün kelimeleriyle donatmalı. Böylece evlatlarımızın da yollarını aydınlatıp doğruya ulaşmalarına, istikametli, sağlıklı bir hayat sürmelerine vesile olabiliriz.

Geleceğimizin tarlalarına güzel kelimeler tohumlarını ekmeli ve zihinlerini beslemeli ki, nur olup nur saçsınlar…

 

Dipnot

1-Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, s.463.; 2- Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevî-i Nuriye, s.121.

 

İlknur Maraş Çalık

 

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*