Kapak

Bismillah Güneş Gibidir

Kâinat… Sürekli bir yenilik ve değişim hâlinde…

Güneşin doğması, ırmakların coşması, yaprakların açması, çekirdeğin çatlaması, yavru kuşların yumurtadan çıkması, esen rüzgârın dalgalanması…

Yenilenen kâinatta, yinelenen hâller… Bitişler ve başlangıçlarla dolu.

Güneşin batması bir günün bitmesi iken, kamerin semâda doğmasına vesile.

Kamerin gözden kaybolması da yeni bir günde, güneşin doğmasına… Her bitiş, bir başlangıca gebe.

Her nefes, ömürde bitişi hissettirirken, aynı zamanda bir başlangıçtır insan için…

Her ân, yeni bir hayata doğuştur, her nefes yeniliktir.

Yenilikte, ihtiyaçlar da yinelenir. Tekrar tekrar gün yüzüne çıkar. Sahi bu ihtiyaçların başında ne gelir?

Kâinat gözümüz önünde bir kitap gibi duruyorken, ondan okursak elbet sorumuza cevap gelir.

Bütün mahlûkat aciz ve zayıf, fakir ve muhtaç durumda. Ne çekirdek suya ulaşabilir, ne de ağaçlar yağmura. Yuvadaki yavru kuşlar da zayıf, kilometrelerce uçan arı da. Yörüngesinde dönen gezegenler, güneş ve yıldızlar büyüklükleri nispette acziyetleri görünmekte. Ancak hiçbirinin ihtiyaçları eksik kalmadan muntazaman görülüyor ve mükemmel idare ediliyor. O hâlde tüm mahlûkat asıl ihtiyaçlarının ne olduğunu, şuurları olmadan, bilircesine hareket ediyorlar.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla başlamak… İşte sorumuza cevap…

“Birinci Söz’de denildiği ve ispat edildiği gibi, her şey, “Bismillâh” der. İşte, bütün mevcudât gibi, her bir zerre ve zerrâtın her bir tâifesi ve mahsus her bir cemaati, lisân-ı hal ile, “Bismillâh” der, hareket eder.
Evet, geçmiş üç nokta sırrıyla, her bir zerre, mebde-i hareketinde lisân-ı hal ile “Bismillâhirrahmânirrahîm” der. Yani, “Ben, Allah’ın nâmiyle, hesâbiyle, ismiyle, izniyle, kuvvetiyle hareket ediyorum.” Sonra netice-i hareketinde, her bir masnu’ gibi her bir zerre, her bir tâifesi, lisân-ı hal ile “Elhamdülillahi rabbilalemin” der ki, bir kasîde-i methiye hükmünde olan san’atlı bir mahlûkun nakşında, kudretin küçük bir kalem ucu hükmünde kendini gösterir. Belki her biri, mânevî, Rabbânî, muazzam, hadsiz başlı bir fonoğrafın birer plâğı hükmünde olan masnu’ların üstünde dönen ve tahmîdât-ı Rabbâniye kasîdeleriyle o masnuâtı konuşturan ve tesbihât-ı İlâhiye neşîdelerini okutturan birer iğne başı sûretinde kendini gösteriyorlar.”[1]

Kâinatta olan yenilenme ve ihtiyaç elbette insanda da olacaktır. Zira insan kâinatın küçültülmüş bir misali… Ve insanda maddi ve manevî ihtiyaçlar ile doludur.

“Cismani ihtiyaçlar vakitlerin ihtilaflarıyla tebeddül eder, noksan ve fazlalaşır. Mesela, havaya olan ihtiyaç her anda var. Suya olan ihtiyaç, midenin harareti zamanlarında olur. Gıdaya olan hacet, her günde olur. Ziyaya olan ihtiyaç, alelekser haftada bir defa lazımdır. Ve hakeza…
Kezalik manevi ihtiyaçlar da vakitleri muhtelif ve mütefavittir. Her anda Allah kelimesine ihtiyaç vardır. Her vakit Besmeleye, her saatte La ilahe illallah’a ihtiyaç vardır. Ve hakeza…
Binaenaleyh, ayetlerin, kelimelerin tekrarı, ihtiyaçların tekrarından ileri geliyor. Ve keza, o gibi hükümlere olan ihtiyacın şiddetine işarettir.”[2]

“Meselâ, bir tek âyet olup yüz on dört defa tekrar edilen Bismillâhirrahmânirrahîm cümlesi, Risale-i Nur’un On Dördüncü Lem’asında beyan edildiği gibi, Arşı ferşe bağlayan ve kâinatı ışıklandıran ve her dakika herkes ona muhtaç olan öyle bir hakikattir ki, milyonlar defa tekrar edilse yine ihtiyaç vardır. Değil yalnız ekmek gibi her gün, belki hava ve ziya gibi her dakika ona ihtiyaç ve iştiyak vardır.” [3]

İhtiyaç ziyadeleştikçe iştiyak artar. Bu sebeple kâinat iştiyakla vird-i zeban etmiş Besmeleyi. Ya insan? İhtiyacının ne kadar farkında? Yahut elindeki nimetlerin ne kadar şuurunda? Nimetin mahiyetinden, veriliş gayesinden ne kadar haberdar?

“Binaenaleyh, her bir nimetin bidayetinde, mü’min olan kimse besmeleyi okusun. Ve o nimetin Allah’tan olduğunu kastetmekle, kendisi ancak Allah’ın ismiyle, Allah’ın hesabına aldığını bilerek, Allah’a minnet ve şükranla mukabelede bulunsun.”[4]

Nimetin verilişine mukabil mü’minin vazifesi besmeleyi okumak. Bunun için de nimetin farkında olmak mühim olan. Kimi zaman farkındalığı yüksek oluyor insanın kimi zamanda ise gafletle unutuveriyor kıymettar nimetleri. Ancak elinden çıkmaya başlayınca hatırlıyor ve ne kadar mühim olduklarının derkine varıyor.

Ahir zamanın ahirini yaşadığımız şu günlerde bunu daha fazla yaşıyor ve hissediyoruz.

Birbirimize endişesiz sarılmayı, yemyeşil ormanları, tertemiz denizleri, bereketli yağmurları, bir yudum suyu, ferahça ciğerlere çekilen nefesi… Her biri bizlere ihsan edilmiş ve paha biçilmez nimetler. Galiba gafletimizin perdesi biraz artınca nimetlerde bizden uzaklaşmaya başladı. Allah namına başlamak ve O’nun namına kullanıp, şükretmekte noksanımız arttı.

Ancak elimizde hâlâ fırsat var. Kulluğumuzdaki noksaniyetimizi tamamlamak, eksik şükrümüzün kazasını yapmak, gaflet perdesini yırtıp nimetlerin ardında Mün’imi görerek tefekkür etmek ve sadece Rabbimizden yardım dilemek için imkânımız var.

Kulluğumuz yeniden şuuruna varmak için besmele çekebilir ve abd-i aziz olarak bir ömür sürmek niyetiyle adım atabiliriz. Ve Rabbimize niyaz şöyle niyaz edebiliriz:

“Ya Rabbi, ben senin isminin yardımıyla ve onun bereketiyle okuyacağım. Her şey senin kudretinle ve icadınla ve tevfîkinle olduğu gibi, yalnız ve yalnız senin isminle başlıyorum.”[5]

Endişelerin, korkuların, acabaların, firak hislerinin arttığı, “Bir yardım yok mu?” diyen feryatların çoğaldığı bir zamanda, tam da ihtiyacımıza mukabil diyebiliriz ki… Bismillahirrahmanirrahim.

“Yani, yalnız Onun ismiyle başla ve medet al. Ve Rahman isminde adaletin nizamına ve rahmetin cilvelerine işaret var. Çünkü, muhtelif, karmakarışık mevcudat, intizamı ile güzelleşmiş. Ve rahmetin cilvelerine mazhar olabilir.”

Nazarımız rahmetin cilvelerini görmeye başladıkça şükrümüz artacak, şükrümüz arttıkça Rabbimizin rahmetini celbe vesile olan bir hâlete bürüneceğiz inşallah. Endişelerimiz emniyete, korkularımız sevince, acabalar hakikatlere, firaklar visâle kalbolacak.

Ve Besmeleyle başladığımız bu yolda Rabbimizin ne kadar Rahîm olduğunu göreceğiz. Rahmet, şefkat, merhametle kuşanmış olduğumuzu yeniden derk edeceğiz. Dünya iken cennet misal hayatı yaşamaya başlayacağız.

“ Ve Rahîm’de haşre işaret var. Çünkü, mânâsında hem affetmek, hem rahmet ve şefkat etmek ve bu fâni dünyada o dört mânâ hakikati ile umumî bir surette görünmediğinden elbette bir diyar-ı âharda o mânâlar tamamıyla tezahür edebilir. Hem rahmet ve şefkatin hakikati, dirilmemek üzere ölmekle kabil-i tevfik değildir. Demek Rahîm’deki şefkat, parmağını Cennete uzatmış gösteriyor.”[6]

Allah’ın adını almadan ve anmadan yaşanılan hayat, düşünen zihin, bakan göz ne kadar karanlıkta kalmışsa, besmeleyle hareket o kadar aydınlığa vesile işte…

Kâinat kitabından gördüklerimiz aşikâr.

Vird-i zeban etmiş tüm mahlûkat, diyorlar hep birlikte lisan-ı hâlleriyle bismillah…

Kur’an-ı Kerim’de ise yüz on dört defa inzal olmuş, bize hatırlatıyor Rabbimiz.

Ve  “Madem Bismillah Allah’ın abdlerine bir ders olarak nâzil olmuş.”[7]

Abdiyet yolundaki kullar olarak diyelim yine, yeniden Bismillah.

Kararsa da dünya, zulmet kaplasa da yollar, perdelense de ümitler, bitişler baş gösterse de hiç fark etmez.

Başlamaktır besmele, aydınlığa kavuşmaktır, hayra yönelmektir, ümidi tazelemektir.

Bitmez kuvvet, tükenmez berekettir.

Ve  “Bismillah güneş gibidir. Başkalarını tenvir ettiği gibi, kendini de gösteriyor. Her nefes ve her dakika ruhlar ona hava ve su gibi muhtaç olduğundan onun hakikatini herkesin ruhu hisseder. Kalb ve hayal bilmese de ehemmiyeti yok. Onun için beyan ve tariften müstağnidir.”[8]

O hâlde, felaket ve helaket asrındaki bizler, taze bir ümitle terennüm edelim.

Biz dahi başta ona başlarız.

 

Dipnotlar

[1] Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2007, s. 908-909

[2] Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2009, s.364

[3] Bediüzzaman Said Nursi, Şualar, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2010, s. 385

[4] Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2009, s.153

[5] Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lâhikası, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2009, s.646

[6] Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lâhikası, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2009, s.642- 643

[7] Age, s. 642

[8] Age, s. 646

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*