Diğer

Hayvanlarla iletişim daha mı kolay?

Pedagog Sedat Demir ile evde hayvan besleme üzerine konuştuk. İstifadenize sunuyoruz.

 

Sizinle evde hayvan beslemenin çocuklar ve aile üzerine etkilerini konuşacağız ama ondan önce sanırım şöyle bir giriş yapmalıyım.  Biz insanlar olarak neden hayvanlarla iletişime geçmek üzerine bir çabamız vardır? Neden biz hayvanları bir şekilde edinme çabası güderiz? Benim kızım bile yolda giderken köpek görsün kedi görsün, gel pisi pisi, gel oğlum başlıyor. Bu insanların doğasında mı var, yoksa medyanın ya da başka fonksiyonların reklam etmesi ile mi böyle itiliyoruz? Neden hayvanlarla bağ  kurma çabasındayız?

Hayvanlar ilk insanların hayatına girdiğinde onların hayatını kolaylaştırmak için var.  Kırsal kesimde köy yerinde büyük hayvanların zaten gücünden yararlanılıyor ama küçükbaş hayvanlar da zamanla onlardan yararlanılan hizmetlerden dolayı, insanın hayatına giriyor ve artık bir parçası haline geliyor. Horozunu, tavuğunu kolay kolay satamaz insan. Çünkü onunla duygusal bir bağ kuruyor. Sattığında da birkaç gün onun hüznünü, üzüntüsünü yaşıyor. Çünkü göz var, bakış var, göz kontağı kuruyorsun. Senden bir şey istiyor, bir şey rica ediyor, çok susadığı bir zamanda su veriyorsun. Bunlar bakanla bakılan arasında kurulan ilişkidir. Ama modern toplumlara geçince bu biraz daha yalnızlığını gidermeye dönüyor. İnsanlarla güven problemi, iletişim zorlukları vs, hayvanlarla bu ihtiyacını gidermeye itiyor insanı ve insan yalnızlaşıyor. Oğlu ile kuramadığı, eşiyle kuramadığı bağını hayvanlarla kurmaya çalışıyor. Özellikle büyük aileden çekirdek aileye geçişte oluyor bu. Kalabalıklaştıkça insanlar bireyselleşiyor, yalnızlaşıyor. Büyük şehirlerde hayvanlara evde bakma biraz da bu ihtiyaçtan kaynaklanıyor.

 

Aslında Anadolu toplumunun doğasında bir kırsallık mı var? İçimizde bir kırsallık mı var da, hayvanlara bakmakla tamamlamaya çalışıyoruz?

Evet, bizim kırsallığımız da var ama Batılı insanlarda da var evde hayvan bakma. Ben şunu söylüyorum. Hayvanları baktığım alan, onların doğal yaşamına uygun mu, acaba burada yaşamaktan keyif alır mı, bizimle kaldığında mutlu olur mu gibi soruları kendimize sormalıyız. Önceden kırsal ve tarım toplumu iken artık sanayileşiyoruz. Önceden bir arada mutlu yaşıyorken, şimdi problem yaşıyoruz. Yaşam biçimimiz, yaşam şeklimiz sanayi toplumuna göre, ama duygularımız daha çok tarım toplumu ve geniş aileye göre şekilleniyor. Hem babaanneyi, anneanneyi özlüyoruz, onlarla vakit geçirmek istiyoruz. Hem de sanayi toplumundayız, mevcut koşullarımızı seviyoruz. Duygularımız şartlarımızı karşılamıyor.  Dolayısıyla o yakınlığı bir hayvanla bağ kurarak kapatıyoruz. Çünkü hayvanlar da duygularını çok belli ediyorlar, hemen ele veriyorlar. Onların üstünü örtüyoruz, yavruyu belli bir hale dönüştürüyoruz. Ama hayvanlar doğal, ona ne yapıyorsan karşılığını alıyorsun. Kuyruğuna basarsan tırmalıyor, yemek verirsen sürtünüyor. Dolayısıyla kedi, köpek, kuş gibi evlerde beslenen hayvanların hepsinin insanla  bir bağı var. Birbiri ile olan iletişimsizlik, insanların çoğunu hayvanları sevmeye itiyor. Hayvanlarla bir iletişim sorunu yaşamıyorsunuz çünkü. Yaşasanız da kontrol yine sizin elinizde oluyor. Daha doğrusu kontrolün senin elinde olduğu hayvanlara bakıyorsun. Mesela bir Sivas kangalını herkes evinde bakmıyor. Ona bakmak için fiziki ortamın uygun olması gerekir. Kontrol edebileceğin alanlarda bakarsın yani. Maalesef toplumdaki güven bunalımı bireysel anlamda bizi hayvan beslemeye sürüklüyor.

Kırsal kesimde kedi bakıyor, fareleri yok  etsin diye. Ya da köpek bakıyor, güvenlik ihtiyacı için. Ama şehir hayatında daha çok duygular ön plana çıkıyor değil mi?

Evet, tabii ki. Bunu yaparken bir bağ kuruyor. Bizim köyde bir köpeğimiz vardı, babam rahmetli olduğunda ben o köpeği bir daha hiç görmedim. Nereye gitti, ne yaptı bilmiyorum. Mesela hayvanların da bu anlamda insanlarla duygusal bağ kurduğu çok açık.

 

Evde hayvan beslemenin görsellikle ya da sosyal medya paylaşımları ile ilgisi ne kadar? Herkes her yerde kedisini, köpeğini, kuşunu paylaşıyor mesela. Onlarda varsa bende de olsun düşüncesi ile bir ilgisi var mı, yoksa doğal refleks olarak mı gelişiyor? Biz beş sene önce evimizde kedi besliyorken kimsede kedi yoktu ve yadırganmıştık hatta. Ama şimdi neredeyse kedisiz ev yok. Bunun sebebi nedir sizce?

Güzel soru. İletişim kurmakta güçlük çeken biriyle bir metafor üzerinden, -bir eşya ya da hayvan gibi- iletişim kurmayı seçiyor olabilirler. Eşya ya da hayvanı kullanarak bağ kurmak ve kendini bu şekilde öne çıkarmayı tercih ediyor da olabilir. Mesela ilk önceleri köpek gezdiren birini gördüklerinde eleştirel bakan, tepki gösteren insanların, şimdi köpek beslediklerini görüyorum. Bu artık belki toplum içinde fark edilme aracı olarak öne çıktı. Burada daha çok beslediğin hayvanın cinsi, niteliği, ne olduğu da önem kazanıyor. Köpek ama şu cins köpek, her yerde olmayan.. Onu süslemek, giydirmek, onunla ortak bir şeyler paylaşmak kişiyi belirginleştiriyor. Çocuk sahibi olma çiftler arasında azaldı. Boşanmalar da çok fazla. Çocuk sahibi olmak yerine hayvan edinme daha da ön plana çıktı. Giydiriyor çocuk gibi, bebek gibi ona bakıyor. Bebeğine yapacağı şeylerin aynısını buna yapıyor. Vücut deformasyonu olmuyor böylece. Onun ihtiyaçları daha kısıtlı. Rutin vereceğin şeyleri veriyorsun tamam. Ama bebek, çocuk öyle değil.

Sorun çıkarma da da öyle. Bir çocuğun ortaya çıkacak sorunları ile bir kedinin ya da köpeğin ortaya çıkacak problemler çok farklı. Kedilerin, köpeklerin sorunları gayet sınırlı iken, çocukların problemleri sınırsız olabiliyor. Bu bir sebeb, evet. Başka bir etken de sosyal medya ve reklam. Mama kabı, tırmanma şeridi, oyuncakları vs. Görüyorsun, gördüğünde almak istiyorsun, o kadar zor değil diyorsun, doğal ortamına gerek yok diyorsun, alıyorsun.

Evet aynen. Bir de kişinin girmek istediği gruba, sınıfa kabul edilmesini kolaylaştırıyor. O bir kişilik göstergesi gibi sanki. Evde hayvan beslemek bize daha çok Avrupa’dan gelen bir adet. Daha doğrusu bizde de var ama, onu doğal ortamında, doğal akışında besliyoruz. Biz doğalcıyız, Avrupa sunici, yapaycı. Köyde beslediğin bir hayvanın başkasının malına, hayvanına zarar verme ihtimali hep var. Ama şehirde hep kontrol sizin elinizde. Çünkü zaten alanı, yaşam alanı değil. Geçen de dedim sokak hayvanlarını destekleyelim falan diyenlere..Ya köpeğin yaşam alanı sokaklar değil ki. Onu doğal alanında bıraksan zaten kendi beslenmesini yapacak. Ormanlardaki doğal yaşam alanları da ortadan kalktı ama bizde doğal alanında yaşatma, besletme var, doğal alanında bakılıyor. Şehirlere yakın yerlerde yaşıyor köpekler. Ama şehirde ve evde köpek besleme, hayvan besleme daha çok Batıdan gelmiş.  İnsanla iletişim daha zor, daha fazla emek harcamalı, empati yapmalısın, anlamaya çalışmalısın vs. Ama hayvanla iletişim daha kolay, daha konforlu. Hayvanlarda yapacağın iş belli, sorumluluğun belli. Hatta bir sürü insan tanıyorsun, bir arpa boyu yol gitmiyorsun. Keşke tanımasaydım dediğin bile oluyor. Evet bunları yaşıyorsun. İnsanlarla bir şeyini paylaşıyorsun, büyük zarar veriyor sana. Keşke paylaşmasaydım diyorsun.

Evde hayvan beslemenin çocuğa, aileye, aile ortamına katkıları ya da avantajları, dezavantajları neler?

Sağlık konusu özellikle. Boğazına tüyü gider, yutar endişeleri mesela. Ben bir şekilde onların önleminin alınacağını düşünüyorum. Mesela tüy döken bir kedi ise 2 hafta 3 hafta içerisinde, veterinere, doktorlara baktırıldığında, bunun bir şekilde çözülebileceğini düşünüyorum. Hayvan sevgisi, bir hayvana acıma, ona merhamet etme… Bunlar elbette avantajları. Bu insanlığımızın da gereği. Çocuklar açısından şöyle: Avrupalı toplumlar hayvana bakıyor ama evde herkesin bir sorumluluğu var. Bakılan hayvan üzerinde yapacağı gün ve sorumluluklar var. Bizde çocuk istiyor istiyor, annesi veya babası alıyor. Bir gün bakıyor, iki gün bakıyor üçüncü gün hevesi geçiyor, bırakıyor. Hayvanın bütün bakımı anneye kalıyor. Onu gezdirme, beslenmesi, tuvaleti her şeyi anneye kalıyor. Bu sorumluluklar anneye kalınca çocuk gidiyor, bu sefer başka bir şeye merak sarıyor. Normalde hayvanların evde bakımı çocukların sorumluluk kazanması adına çok güzel bir ortamdır, deneyimdir. Çocuk hayvana bakarken deneyim sahibi olur, sorumluluk kazanır ama bizde böyle olmuyor. Geçen bir aile arıyor, çocuk 22 yaşında. Artık anneye zarar vermeye başlamış. Ortak yaşam alanıyla ilgili hiçbir sorumluluğunu yerine getirmiyor. Küçüklükten beri bütün sorumluluklarını anne baba yapmış. Şimdi de en ufak bir engelle karşılaştığında siz yapacaksınız diyor anne babaya. Yapmazlarsa şiddet kullanıyor filan.. Bunun psikolojik sorunları var herhalde deyip bana getirmişler. Çocuğun derinliklerine indiğimde bu kadarlık etkileşimi bile yine ben çıkartıyorum. Dedim ki aileye bu psikolojik danışmadan çıkmış, hukuki sürece girmiş. Artık ortak yaşam alanını benimseme, kabullenme, onlara uyma devresinde. Niye kırmızıda duruyorum ben? Çünkü gittiğimde kaza yapıyorum, bir kural var. Burada da neden ben kendi eşyamı, yükümü başkasına yük edeyim? Annemin de kendine göre sorumlulukları, yapması gereken görevleri var demesi gerek. Hayvan beslemek bu anlamda yararlı olabilir ama tekrar söylüyorum. Burası bu hayvanın yaşam alanına uygun mu, ilk cevap vermemiz gereken soru. Diğeri de başkasının yaşam alanına, sınırlarına taşıyor mu? Taşmıyorsa evimizde beslediğimiz hayvan, çocuklara çok kolaylıkla sorumluluk kazandırabilir. Onunla göz kontağı kurar, duygusal yönünü de güçlendirir.

 

Mesela çocuk hayvan istemiş alınmış iki gün bakmış, üçüncü gün bakmamış. Bütün bakım annenin ya da diğer fertlerin üzerine kalmış. Bu kısır döngüden nasıl çıkılır ve bu kısır döngünün sebebi nedir?

Bu hayvan alma işini, çocuk istiyorsa bile beraber aile kararıyla alınmalı. Demokrasiyi orada öğrenecek çocuk. Bunun dışında sorumluluklarını yerine getirmediğinde, çocuk başkasına yük olduğunu fark etmezse -sorumluluğunu alan ebeveyni kastediyorum- böyle devam ederse, normal hayatta da yapması gereken bir şeyi yapmadığında, yapmamaya devam edecek. Veya kurallara uymamaya devam edecek.

Aslında canlıları öğretirken bitki, hayvan, insan diyoruz. Hepsinin ortak özellikleri var. Hepsi canlı. Sorumluluk dedik mesela. Bir hayvandan önce, ilk bir saksı çiçeği, onun sorumluluğunu vermek, sonra bir kedi… Böylece bütün canlılara saygı duymayı da öğrenecektir.

Güzel dedin. Hayvandan önce bitki ve canlı genel ismi. Bugün canlıya hürmeti öğrenmezse, sorumluluğunu başkasına yüklerse, yarın daha büyük sorumlulukları niye başkasına yüklemesin? Avrupa’da küçüklükten bu yana sorumlulukları almayı öğrenmişler. 18 yaşını doldurduğunda başlarının çaresine bakacak durumda oluyorlar.

 

Kimler beslemeli diye bir soru sorsam… Ya da herkes beslemeli mi? Sorunun amacı şu: Hayvan beslemesini özellikle istediğiniz, tavsiye ediyorum dediğiniz bir kitle var mı? Çocuklar, yaşlılar, anneler, babalar, hastalar vs..

Hayvan merkezli bakacaksak yaşayacağı yer gelişimsel durumuna uygun mu diye bakılmalı öncelikle. İnsan merkezli olarak da, buna vakti olan, o hayvanla ilgilenebilecek, koruyabilecek olan, sadece beslenme anlamında değil diğer ihtiyaçlarını da giderebilecek olan kişiler baksınlar. Alıyorsun bırakıyorsun, çocuklar zarar veriyor mesela, ilgilenmiyorsun. Bitkiyi de alıyorsun kenara koyuyorsun, ondan sonra sen sağ ben selamet. Böyle de olmaz. Ama besleyebilecekse, bakabilecekse, çocuklarının sorumluluğuna katkısı olacaksa neden bakılmasın?

Anne baba sevmiyor, çocuk için aldılarsa ve çocuk da bunun farkındaysa, onlar sevmiyor benim için alındı düşüncesi çocuğun psikolojisini etkiler mi? Çocuğun suçluluk duygusuyla hayvana bakmasına sebep olur mu?

Böyle bir durumda çocuk sorumluluğunu biraz daha fazla yüklenmeli. Anne baba sevmiyorsa açık açık benim ilgi alanıma girmiyor diyebilir. Sevmiyorum, gıcık kapıyorum diye değil de, ben senin sevmene saygı gösteriyorum, senin bakacağın ortamı sana hazırlıyorum, oralarda bakabilirsin ama bundan sonrası benim sınırımı geçiyor diyebilir. Ebeveyn kaygı duyuyor, korkuyor olabilir. Yetişkin olmanız herhangi bir hayvana karşı korku duymayacağınız anlamına gelmez. Bu gayet doğal.

Orada çocuk çoksesliliği ve ilgiyi de öğrenmiş olacak. Evet, babamın ilgisi yok ama benim var. O zaman ona benim daha çok vakit ayırmam gerekir. Babamın bir yükümlülüğü yok. O zaman çocuk, bakabileceği, büyüklerin gücüne ihtiyaç hissetmeyeceği bir hayvan edinebilir. Büyük köpekler güç ister mesela dışarıda gezdirme için gibi.

 

Doğan hayvanın başkasına verilmesi ya da hayvanın kısırlaştırılması çocukları nasıl etkiler?

Burada hayvanı nasıl etkiler onu sormak lazım. Işte şartları dediğimde bu da vardı. Mesela annesinin yanında en az on beş gün kalması gereken bir hayvan diyelim. Siz onu beşinci günde bir yerlere gönderirseniz, bu hayvan açısından bir kere doğru değil. Çocuk açısından da yoksunluk duygusunu yaşayabilir, annem beni de böyle gönderebilir, bırakabilir düşüncesi oluşabilir. Dolayısıyla belirli bir yaşa, zamana, anne ihtiyacı bitene kadar ayırmamak hem hayvan, hem de çocuk için önemli ve gerekli.

 

 Ölmeleri durumunda ne yapılmalı?

Her hayvanın genel bir yaşam yılı var. 10 yıl yaşıyor, bazısı 20 yıl yaşıyor. Bunun dışında kayıp, kaza, belli bir hayvan tarafından yenme gibi durumlarda, öncesinde çocuğu hazırlamalı. Bu bazen iyi de olabilir. Çocuk, kaybı daha erken yaşta öğrenir. Çok yakınlarından başka burada yaşayabilir. Olabilirliği önceden söylenmeli. Çocuk birden hayvanının kaybı, uçması, kaçması durumunda, ya da bir zarar görmesi durumunda önceden bilgilendirilmeli, şok olmamalı yani.

Hani böyle mezar yapma vesaire..

Ben onu çok doğru bulmuyorum. İnsana yapılan muameleleri hayvana yapmamak lazım. Evet, hayvan gömülebilir. Zaten kokmaması için gerekli de. Ama bunu böyle törensel bir şeye dönüştürmemek lazım. Doğal yaşamında  böyle bir ritüel yok çünkü.

 

Sadece hayvan sevip insanları sevmemek bir hastalık mıdır? Evde hayvanı olup onunla yaşayan çocukların, ileride böyle bir hastalığa yakalanma riski var mıdır? Hayvanlarla iletişimin kolaylığına alışan çocukların, insanlarla iletişim kuramama gibi bir problem yaşamaları mümkün mü?

Evet bir hastalıktır. Şöyle söyleyeyim öncelikle. Aslında onun bir ihtiyacını giderdiği için, ihtiyaç gidermeden kaynaklı merhamet duygusu gelişebilir. Uygun ortam olursa çok güzel aslında. Onu beslemesi, büyütmesi, sorumluluk alması… Kendi sınırlarını öğrenir, hayvanın sınırlarını öğrenir, onun da başkalarıyla iletişim kurabileceğini öğrenir vs. Ama sadece oraya odaklanıp dış dünya ile ilişkisini keser ve bir tarafa eğildiğinde o zaman tehlike sinyalleri çalar. Tatile gidilecek, ya da akraba oturmasına gidilecek diyelim. Çocuk hayvanım var diye evde kalıyor. Oraya da götürelim diyor. Gideceğiniz yerde hayvan yasak mesela, o yüzden evde kalıyor. Komşuya, tanıdığa verelim diyorsun, kabul etmiyor. O durumlarda sıkıntı tabi ki. Ama hayvan beslemek, her zaman teknolojik aletlerle oynamasından iyidir.

Havva Küçük KONUR – Elif YILDIRIM

 

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*