Kapak

İsrafta hayır yoktur

İslamiyet insanların ticarî ve içtimaî hayatlarını da tanzim ediyor. Bunların en güzel örnekleri Asr-ı Saadette yaşanmıştır. Bediüzzaman, iktisat ile cimriliğin farkını anlatırken Asr-ı Saadetten örnek veriyor.
Büyük bir âlim ve mümtaz Abdullah ibni Ömer çarşı içinde, alışverişte, kırk paralık bir meseleden, iktisat için ve ticaretin medarı olan emniyet ve istikameti muhafaza için şiddetli münakaşa etmiş. Bir Sahabe ona bakmış. Rûy-i zeminin halife-i zîşânı olan Hazret-i Ömer’in mahdumunun kırk para için münakaşasını acip bir hısset tevehhüm ederek, o imamın arkasına düşüp, ahvâlini anlamak ister.
*Demek ki dikkat edilmesi gereken hususlardan biri ödenen fiyat gerçek değeri mi tahkik etmek lazım. Bir de bu zat ticaretin emniyet ve sıhhatinden de sorumlu olduğu için böyle davranıyor. (Yani ekonomiyi dengede tutmak )Hem de iktisadın asıl manasını tarif ediyor. Bir malın değerini koruduğu gibi fahiş fiyatların da önüne geçiyor. Bir de paranın miktarı değil, önemli olan yerinde bir harcama mı ihtiyaç fazlası mı düşünerek hareket etmeyi öğretmiştir. Bu düşünce aynı zamanda berekete sebeptir.
Şimdi vakıyayı takip edince nasıl cömert olduğunu anlıyoruz.
Baktı ki, Hazret-i Abdullah hane-i mübarekine girdi. Kapıda bir fakir adam gördü. Bir parça eğlendi, ayrıldı, gitti. Sonra hanesinin ikinci kapısından çıktı, diğer bir fakiri orada da gördü. Onun yanında da bir parça eğlendi, ayrıldı, gitti.
Uzaktan bakan o Sahabe merak etti. Gitti, o fakirlere sordu: “İmam sizin yanınızda durdu, ne yaptı?”
Herbirisi dedi: “Bana bir altın verdi.”
O Sahabe dedi: “Fesübhânallah! Çarşı içinde kırk para için böyle münakaşa etsin de, sonra hanesinde iki yüz kuruşu kimseye sezdirmeden, kemâl-i rıza-yı nefisle versin!” diye düşündü.
Gitti, Hazret-i Abdullah ibni Ömer’i gördü, dedi:
“Ya imam, bu müşkülümü hallet. Sen çarşıda böyle yaptın, hanende de şöyle yapmışsın.”
Ona cevaben dedi ki: “Çarşıdaki vaziyet iktisattan ve kemâl-i akıldan ve alışverişin esası ve ruhu olan emniyetin, sadakatin muhafazasından gelmiş bir hâlettir, hısset değildir. Hanemdeki vaziyet, kalbin şefkatinden ve ruhun kemâlinden gelmiş bir hâlettir. Ne o hıssettir ve ne de bu israftır.”
*Abdullah ibni Ömer Hazretlerinin Pazar yerindeki sıkı pazarlığı iktisat iken, evinin önünde fakirlere altın vermesi cömertlik oluyor. Bir diğer hikmeti ise parasını çoğaltmak için yani nefsi için değil muhtaç birine yardım etmekte terettüt göstermiyor
*Hısset ile iktisadın farkını anlatan bu vakıadan hakikatli düsturlar çıkacaktır.
Mesela:
Sahabenin yaptığı davranışı gören kişi hayretini nefsinin eline bırakmadı. Neden böyle davrandığını anlamak istedi.
Onun için takip etti, sonra merakı daha da arttı. Çünkü iki fakire birer altın verdiğini öğrendi. Daha sonra yine kendi nefsi yorum yapmadı gitti bu müşkülümü hallet diyerek kendisine sordu.
Yani çarşıdaki halini cimrilik olarak yorumlayıp ahaliye yayabilirdi. Çünkü onu küçük bir miktar için pazarlık yaparken görmüştü. Yani gözümle gördüm kulağımla duydum denir ya demek ki yine de hakikat bilinmezmiş.
Tahkik etmek, bir mümin kardeşimizin davranışını sözlerini tahkik etmeden yorumlamamak yaymamak bir hikmeti vardır diyebilmek gerek. Yani her hususta ehli tahkik olmalı insan. Bu büyük sahabeden aldığımız hakikati uygulayabilmek büyük bir hasleti kazandırır. İmam-ı Âzam, bu sırra bir işaret olarak demiş ki “Hayırda ve ihsanda—fakat müstehak olanlara—israf olmadığı gibi, israfta da hiçbir hayır yoktur.


Ayşenur Yaşar

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*