Kapak

Güvenilir kapıcıdan sağlıklı efendiye

İKTİSAT RİSALESİ İKİNCİ NÜKTEYE DİYETİSYENLE BİR BAKIŞ

İnsanı bir şehir metaforu üzerinden ele aldığımızda kuvve-i zâika dediğimiz tat  alma duygusu o şehrin kapıcısı hükmündedir. Kuvve-i zâikanın yani insanın nimetleri vücuduna aldığı yer olan dilinin kapıcı hükmünde olduğu yerde ise mide bir hâkim hükmündedir.  Kapıcı yalnızca bahşiş alabilir veya almalıdır. Fakat bu bahşiş içerideki hâkime götürülecek hediyenin değerini ve maksadını aşarsa orada mutlaka bir problem çıkacaktır. 19. Lem’â’nın ikinci nüktesinde yapılan bu güzel benzetmeye diyetisyen gözüyle bir bakış  ve  yorumlama  ile yaklaşacak olursak dilin her zaman lezzetin peşine düşme eğiliminde olduğunu söyleyebiliriz.  Evet insanın fıtratında lezzete yönelme vardır ama bu bir şükür esasıdır. Lezzeti tatmak şükrü istemek içindir. Bu hakikati es geçtiğimiz zaman dil kontrol mekanizması olan görevinden çıkıp rüşvet alan kapıcı gibi içerinin güvenliğini ve sıhhatini değil de sadece kendi zevkini düşünür. Bu da mutlak surette bedenin sıhhatinin bozulacağına ve hastalıkların tetikleneceğine işarettir.

Dil eğer yarım dakika fazladan lezzet duymak için bedenin sağlığını düşünmeden zarara ve israfa yöneliyorsa asıl çalışma mekanizması bozulmuştur veya devre dışı kalmıştır. Güvenilir bir şehirde nasıl ki şehre giren herkes ve her vasıta kontrol ediliyor, gerekli evrakları  isteniyor ve uygunluğu şehrin standartlarıyla kıyaslanıyorsa aynı şekilde dil de bedene girecek her maddeyi tartmalı, analiz etmeli, kâr-zararına bakmalı ve vücudun uygunluğuna göre tercih yapmalıdır. Çünkü dil sadece kontrolcüdür. Kontrol olmadan her önüne gelen şeyi içine alan bir sistemde mutlaka rahatsızlıklar ve zıtlıklar meydana gelecektir. Her iki maddenin birbiriyle etkileşimi olduğu gibi besinlerde de birçok etkileşim mevcuttur.  Birlikte yenmesi halinde biyoyararlılığı artan besinler olduğu gibi, birlikte yenmemesi gereken, yendiği zaman vücut için çok zararlı hale gelebilecek besinler de mevcuttur. Bu sebeple yediğimiz şeyleri düşünerek yemek, onların farkında olmak, istifade ettiğimiz nimetleri yalnızca midemiz için olması durumundan kurtarıp o nimetlere kalbimizi ve şükrümüzü de muhatap kılar. Aklımız tefekkür eder, bunu başarınca yemek fiiliyle dahi manevi yolculuğu olan, Allah’ı tanımak, bilmek nazarıyla yaklaşan kişilerden oluruz.

Yemekte esas olan 3 şey vardır. İsraf etmemek, meşru olmak ve marifet-i İlâhiye ile nimetin çeşitlerini tatmak. Yani bir sofraya oturduğumuzda her şeyden yemek bile israf boyutuyla değil de Allah’ın nimetlerini tatmak ve verdiği şeylere karşı şükür eda etmek cihetinde olursa orada kâr içinde kâr elde etmiş oluruz. İnsanlar zamanla besin kaynaklarına hükmetmiş  çoğu kimsede beslenme şekil ve algısı değişmiştir. Önceden sadece yaşamak için besinleri  arayan insan artık haz ve lezzet peşinde koşan bir varlığa dönüşmüştür. Beslenme ilmine baktığımızda ise insanların en çok yaptığı yanlışlardan biri ya büyük besin kısıtlamalarına gitmek, bazı besinleri tamamen hayatından çıkarmak ya da fayda-zararını tartmadan düşünmeden nefsi ne isterse ona ayniyle hatta bazen daha fazlasıyla verip onu şımartmaktır. Her iki durum da biz beslenme uzmanlarının istemediği bir davranış biçimidir. Burada besinlere yasaklı besin veya tutsağı olduğumuz besinler olarak yaklaşırsak zamanla lezzeti şükür için istemek kavramından uzaklaşırız. Yemekler hayatımızı idame ettirdiğimiz ve tefekkürü sağlayan araç olmaktan çıkar ve hayatımızın amacı haline gelir. Gün içinde tek düşündüğümüz işten, okuldan kaçta çıkacağımız ve nerde ne yiyeceğimiz olmamalı. Bu konuya haddinden fazla önem vermek, düşünmeden ve yediklerimizin farkında olmadan beslenmek vücudumuza ve ruhumuza yapacağımız büyük bir kötülüktür.

Nefse ve isteklere gereğinden fazla hak vermek bedene hâkimin kim olduğunu unutturur. O zaman kim daha fazla bahşiş verirse içeriye onu alan kapıcı gibi dil de canı istediği tüm zararlı şeyleri içeri alır ve alacaktır. İşte tam burada iktisat etmek ve kanaat göstermek esastır. İnsanın en büyük kazancı layıkıyla kul olabilmektir. Hakkıyla kul olabilmek verilen nimetlerin şükrünü eda ederek onlardan istifade etmeyi gerektirir. Yediğimiz yemekleri hissederek ne yediğimizin, ne zaman yediğimizin ve ne kadar yediğimizin farkındalığını yaşamak, vücuda gereken besinlerin yeterli ve dengeli şekilde girmesini sağlayacaktır. Mükemmel bir saray suretinde yaratılan ve bize emanet edilen vücudumuza sahip çıkabilme, hem  ruhumuzu hem de bedenimizi doyurabilme, kalbimizin nefsimize aklımızın da midemize ve dilimize hakim olması duası ile.

İntörn Diyetisyen Nurbahar Salihoğlu

 

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*