İbret Levhaları

Ben onları ne zaman yiyeceğim?

“Sefine-i vücudundaki hayat makinesi, Hayy-ı Kayyûma aittir. Masarıf ve levazımatını O tedarik eder. Ve o hayatın pek kesretli gayeleri ve neticeleri var ve Ona aittir.”

Bediüzzaman Said Nursi

 

Üveys el-Karenî Arafat’ta develerini otlatırken bir yandan da namaz kılıyordu.

İki gölgenin, önüne doğru düşüverdiğini gördü. Namazını kısa kesti. Adamlar kendisine selam vermişti.

“Ve Aleykümüsselam ve rahmetullah” dedi. Adamlar:

“Sen kimsin?” dediler. Üveys:

“Ben bir deve çobanıyım! Ücretli bir işçiyim” dedi. Adamlar tekrar:

“Biz sana çobanlıktan, işçilikten sormuyoruz! Adın ne?” dediler. Üveys:

“Abdullah (Allah’ın kulu)” dedi. Adamlar:

“Göklerde ve yerde kim varsa herkes Allah’ın kuludur. Biz onu sormuyoruz. Annenin sana verdiği isim nedir?” dediler. Üveys:

“Ey kimseler! Benden ne istiyorsunuz?” dedi. Adamlar:

“Muhammed Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz bize seni tarif etti. Saçının kumrallığı ve gözünün elalığı tarife uygun. Sol omzunda beyazlık var mıdır?”

Üveys sol omzunu açtı; sol omzunda beyaz bir parlaklık vardı. Adamlar:

“İşte sen O’sun! Sen Üveys el-Karenî’sin! Sen Peygamberimizin (asm) haber verdiği zatsın! Lütfet, bize istiğfar buyur!” dediler ve gözyaşları içinde Üveys el-Karenî’yi öpmeye başladılar.

Üveys el-Karenî’:

“Benim ne özelliğim var ki size veya bir Âdemoğluna dua edeyim? Ben kimim ki? Allah karada ve denizde erkek kadın ne kadar mü’min varsa bağışlasın!” dedi. Sonra devam etti: “Peki madem siz beni tanıdınız. Allah beni size ifşa etti. Siz kimsiniz?”

Onlardan biri Hazret-i Ali idi. Dedi ki:

“Bu Ömer’dir! Emire’l-Mü’minin’dir. Ben de Ali bin Ebu Talib’im!”

Üveys el-Karenî bunu duyar duymaz yerinden sıçrayıp ayağa kalktı. Ve:

“Ey Ali, ey Ömer! Demek sizlerdiniz! Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi sizlerin üzerlerinize olsun!” dedi. Hazret-i Ömer (ra):

“Buradan ayrılma! Ben Mekke’ye gideyim. Sana kendi hissemden nafaka ve kendi elbiselerimden elbise getireyim.” Dedi.

Üveys el-Karenî:

“Ben seni bu günden sonra görmeyeceğim! Bana söyle: Ben nafakayı ne edeyim? Elbiseyi ne yapayım? Görüyorsun ki benim altımda izar, üstümde ridam vardır. Ben bunları ne zaman eskiteceğim? Ayakkabılarım da sağlam. Onları ne zaman deleceğim? Ben çobanlıktan dört dirhem alıyorum, bana yetiyor. Onları ne zaman yiyeceğim? Ey Emire’l-Mü’minin, sen bana fazla yük vurma, benim yükümü hafiflet!”

Üveys’in sözleri üzerine Hazret-i Ömer (ra) kırbacını yere vurdu ve kendi kendine şöyle seslendi:

“Ah  benim yüküm ağır! Yükümü benden bir alan olsa derhal vereceğim!”

 

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*