Röportaj

“Kitap Şeysi” Üzerine…

Hepimizin kendimize seçtiğimiz yollar vardır. Kâh yürünesi, kâh koşulası, kâh durup dinlenesi… Bata çıka ilerleriz, ayağımız tökezler düşeriz, bir kuş geçer önümüzden, durup seyrederiz. Bu inişli çıkışlı yolumuzun başka yolcuları da vardır. Bazen sessizce yanlarından geçeriz, bazen de bir vesileyle iletişimde, etkileşimde bulunuruz.

Hakan Yamak ile etkileşimimiz de Kitap Şeysi vesilesiyle oldu. Üstadın İşârât-ül İ’caz’da, fenn-i hikmetin nereden geliyorsunuz, nereye gidiyorsunuz sorusuna, Muhammed-i Arabî (asm) diliyle verdiği cevapta diyordu ya:

“Dünyadaki işimiz de o saadet-i ebediye yollarını temin etmekle, re’sü’l malımız olan istidatlarımızı nemalandırmaktır.”

İşte yaşadığı hayat şartlarının zorluklarına rağmen istidatlarını nemalandırmayı seçen Hakan Beyle bu keyifli yolculuğunu konuştuk. Sosyal medyadan tanıdığımız Hakan Beyin hayatına biraz da siz tanıklık edin istedik ve güzel bir sohbet gerçekleştirdik.

İşte Hakan Beyin dilinden satırlara yansıyanlar…

-Kendinizi tanıtır mısınız?

-Eskişehir’de yaşıyorum. 1976 doğumluyum. 16 yıllık devlet memuruyduk. 672 sayılı KHK ile ihraç olduk. Hal böyle olunca hayata tutunmak adına kitap şeysi yapalım dedik, vitrine koyduk, satmaya da başladık. Hâlâ da satıyoruz. Bizim hayatımız da böyle geçiyor.

-Her sanatçının sanatına başlama serüveni vardır. Bir yerde bir şey görmüştür, bir şey olmuştur, bir yerde bir şekilde ilham gelmiştir. Sizinki nasıl başladı?

– Ben kitabı özel olarak okumayı severim. Bütün aksesuarlarıyla birlikte okumayı seviyorum. 2015 yılında büyük internet sitelerinde filan çok aradım, kitap standı olarak. Benim istediğim gibi bütün her şeyi önümde bir kitap standı bulamadım. Kitap okurken her şey gözümün önünde olsun isterim, bu şekilde kitap okumayı seviyorum. Kitabı koyacağım yer, kalemim, not alacağım şeyler her şey olsun isterim yanında. Böyle bir stant bulamadım, çok aradım. O ara cezaevine girdim. Cezaevinden çıktıktan sonra bir şeyler yapmak için iş bakıyorum. Bu işi yapmaya karar verdim. Dedim ki benim gibi hastaları, tutkunları vardır bu işin. Kendim tasarlayıp çıkarmaya karar verdim, o da biraz gelişti. Baktım tuttu. Hem kafam dağıldı, hem sorunlarım azaldı. Hayata tutunma alanım oldu. Güzel oldu yani.

– Her aşamasını kendiniz mi tasarlıyorsunuz?

– Evet, her aşamasını bizzat kendim tasarlıyorum.

– Gelelim benim en çok merak ettiğim soruya. Ülke konseptini anlatırken hep deriz ki biz kitap okumayan bir milletiz. Kitaba hep mesafeliyiz. Kitap bizim için bir numara değil. Hep kitap okumadığımızdan şikâyet ederiz. Peki, kitap okumayan bir ülkede Kitap Şeysi satmak, keller diyarında tarak satmaya benziyor. Siz, üstelik çok zor bir durumdayken, para kazanmaya ihtiyacınız çok fazlayken, tabiri caizse sokağa para atma şansınız yokken böyle bir şeye yatırım yapmak, çok mantıklı durmuyor. Yani daha risksiz bir alana yatırım yapmalı iken, tamamen riskli olan bir alana yatırım yapmışsınız. Peki, neden Kitap Şeysi?

-Ben demiştim daha önce, çok aradım diye. Benim gibi arayanların da var olduğunu düşünerek araştırmaya karar verdim. Arkadaşlarıma danıştım doğru karar verebilmek adına. Yüz kişiye sormuşumdur, böyle bir şey yapacağım satılır mı diye. Yüz kişiden bir tanesi bile satılır, tamam yap demedi. Ve parasızlık beni motive etmiyordu, anlamsız zaten. Her şeyimi bir anda kaybetmişim, yuvam dağılmış. Zaten kaybedeceğim her şeyi kaybetmişim, dibi görmüşüm yani. Kaybedecek neyim var ki diye düşündüm.

-Paraya olan inanç kaybolmuş bir yerde.

-Ya zaten hiçbir şeyin senin olmadığını görüyorsun, yaşayarak gördük. Beni motive etmiyordu, çalıştım tekrar çalışayım falan… Fatura ödeyeceğim diye gidip para kazanma mücadelesi vermek istemedim. Kendimi nasıl motive ederim, bir süre onu düşündüm zaten. Tekrar bir yerden bir şeye başlayacağım ama motive olamıyorum. Bu satamazsın demeleri beni motive etti yani. Ben de satarım dedim. Ve başardım. Yani kendimle iddialaşmıştım ve oldu. Kendimi ispatlayacak kadar sattım diyeyim. Satmaya da devam ediyorum.

– Kitabın özü de, Kitap Şeysi’nin özü de ağaç. Kendi kendinize böyle bir bağ kurup öyle mi başladınız? Ya da bu bağı düşündünüz mü?

– Yok, hayır, bir bağ kurmadım ama seviyorum ahşabı, ahşap oymacılığını… Elim de yatkın biraz o işlere. Daha önce bahsetmiştim. Resim, karikatür çizmeyi seviyorum, kitaba dair her şeyi seviyorum. Kitap okumak çok keyifli, dünyanın en keyifli şeyi. Bir de bu aksesuarlarla olunca daha keyifli kendi adıma. Öyle olunca öyle gelişti. Yoksa bir ilgi alaka kurup öyle gelişmedi yani.

-İlham aldığınız bir ustanız var mı? Ya da şurada şöyle bir şey vardı, ben de ona benzer bir şey yapayım dediğiniz bir eser?

– Hayır yok. Ben rakip tanımıyorum. (gülüyor)

– Ama sipariş üzerine çalıştığınız için onlar da hayal gücünüze katkı yapmıştır.

-Tabi tabi aynen. Onlar da beni çok geliştirdi. Yani ben müşterinin talebine göre özel üretim yapıyorum zaten. Onun istediği ile benim tecrübelerim birleşince daha güzel şeyler çıkıyor ortaya. Bu da gittikçe Kitap Şeysi’nin gelişmesini sağlıyor.

-Hayatınızdan öğrendiğimiz bir şey varsa o da çaresizliğe mahkûm etmemişsiniz kendinizi. Bu konuda neler dersiniz?

-Kuyunun dibinden zıplamak gibi belki hayatımızda yaşadığımız şeyler. Sadece bizim başımızdan geçmedi bunlar. Soykırımlar olmuş, neler neler olmuş insanlık tarihinde. İlk olduğunu düşünmüyorum. Bir de hayatımda daha önce de böyle şeyler yaşamıştım, benim için şok olmadı yani. Beklemediğim bir şey değildi. Ama tabi hayata karşı bir anlamsızlaşma süresi oluyor. Niye yaşayayım ki bundan sonra düşüncesi hâkim oluyor. Hayatımdaki değer verdiğim her şey bir anda gitti. Süreç içerisinde ilk eşim terk etti, işimden oldum, babam vefat etti, çocuklarım perişan oldu. Diğer yaşananlar çok etkilemese de ailemin, işimin gitmesi çok etkiledi. Düşünün ki, o zamana kadar belli bir yaşam standardınız var ve hepsi bir anda bitti. Ömür boyu sürecek zannettiğin hayat altından bir taşın çekilmesiyle alabora oluyor. Aslında hayatımızın yalanları gitti, gerçeklerimiz kaldı. Bizim olmayanlar gitti, gerçekten sahip olduklarımız kaldı. Dünyanın bu yüzünü de görmemiz gerekiyormuş diyorum. Bir de ben fırsat olarak gördüm. Seviyorum deneyler yapmayı. Bir işe giriyorum, bir şey yapıyorum, bakalım başarılı olabilecek miyim deyip deniyorum. Kendimi geliştirme fırsatı olarak gördüm. Para için değil, ama başarı beni motive ediyor. Her ne iş yaparsam yapayım, o işle ilgili yeni şeyler denemekten korkmuyorum. Bazıları ustasından nasıl öğrendiyse öyle devam eder mesela. Ama ben zamanın gerektirdikleriyle, yeni çıkan ürünlerle yaptığım işe katkı yapmayı seviyorum.

-Kitap Şeysi’nin sizin için anlamı ne?

-Kitap Şeysi’nin benim için anlamı çok büyük. Hayata tutunma her şeyden önce. O yüzden anlamı çok özel. Hayata onunla sıfırdan başladık yani. 16 yıllık iş hayatın bitiyor ve bir sürü problemler ortaya çıkıyor. Hem onlarla uğraşıyorsun, hem de geçim kaynağından ayrılmışsın, dünyaya hazırlıksızsın, başka bir iş yapmamışsın 39 yaşına kadar. Kitap Şeysi ile başlayıp o da satılınca, oradan bir özgüven gelmesi… Bu satış esnasında gerçekten çok güzel insanlarla tanıştım. O ateşin içinde serinletici bir durum oldu.

-Siz satışlarınızı sosyal medya üzerinden yapıyorsunuz. Ama kendinize göre çok güzel reklam senaryoları da hazırlıyorsunuz. Hani çizgi roman kahramanlarından tutun da, Kızılderililere kadar pek çok argümanı kullanıyorsunuz. Ki benim de ilk dikkatimi çeken ve sipariş vermemi sağlayan o reklamlar oldu. Reklamlar için ayrıca bir emek harcama fikri nasıl oluştu?

-Sosyal medya gerçekten büyük bir deneyim. Satış yapan da çok var. Ama ben hayatta yaşanan her şeyin yaşanması gerektiğine inanıyorum. Allah başımıza verdiyse alacağımız dersler vardır. Görünüşü ne kadar acı da olsa, öğrettikleri tatlıdır düşüncesindeyim. O yüzden öldüm bittim mahvoldum tarzı değil de, kendime göre bir stil belirleyerek satış yapmalıyım dedim. Karikatür, çizgi roman da severim. Sevdiğim karikatürleri kitap şeysine uyarlamayla başladı. Beğenildi, sevildi ve devamı da geldi. Yine reklam işi de çok sevdiğim ve keyif aldığım bir alan. İkisi birleşince güzel şeyler çıktı ortaya ve insanlar da sevdi.

-Kitap Şeysi ismi nereden geldi?

-O da ilginçti. Kitap Standı idi adı ilk hesabı açtığımda. Bir arkadaşıma gidecektim, markete uğradım. Elimde de müşteriye kargoya vermeye Kitap Şeysi var. Markette aktüel ürünlere bakarken onu elimden bırakmışım, istediğim ürüne bakarken bir teyze geldi. Kitap Şeysi’ni aldı eline, baktı. Bu neymiş ki dedi. Haa tablet şeysiymiş dedi, bıraktı. Onu aktüel ürünlerden biri zannetti. Ama benim çok hoşuma gitti teyzenin o tavrı. Oradan adı Kitap Şeysi oldu. Öyle de tebessümlük bir hatırası var.

-Bizim Aile Dergisi okuyucularına söylemek istediğiniz bir şey var mı? Son sözlerinizi alabilir miyiz?

-Çok teşekkür ederim, hem size, hem onlara… Çok keyifli bir sohbetti benim için.

-Biz teşekkür ederiz, yolunuz açık olsun.

 

Röportaj: Havva Küçük Konur – Elif Yıldırım

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*