Kapak

Kul Yetiştirme Programı

Bir şeyin başına veya sonuna, eğitim tabirini getirmek, o şeyin içini boşaltmak gibi geliyor bana. Din eğitimi, tuvalet eğitimi, uyku eğitimi, merhamet eğitimi… bu tabirler, anneleri korkutan üstelik fıtri de olmayan bir süreci doğuruyor. Eğitim disiplinle yapılan deneme yanılmaları olan, beşerin getirdiği ve bazen de bizim değerlerimize uymayan, gayri müslimlerin düsturlarının, çıkarımlarının devreye girdiği, tek tipleşmeye hizmet eden, kabiliyetleri körelten, üstelik fırsat eşitliği de sunmayan  bir kavram gibi geliyor.

Ebeveynler çocuklarını yetiştirirken, ya gelenekçi öğretiler ya da kitabi bilgiler arasında sıkışıp kalıyor. Bu durum ebeveynleri tedirgin ediyor. Ve bu algı içerisinde anneliğini yaşamadan, çocuğunun dünyasına giremeden, hayatı ıskalayan pek çok anne ve baba modeliyle karşılaşılabilyor.  Formal anlamda eğitim tabi şar. Fakat bunun yaşı ve dönemi çok önemlidir. Yani elbette eğitime karşı değiliz ama çocuk eğitimi denince,belki  kulağa en  hoş gelen kavram “kul yetiştirme programı.”Demek daha doğru geliyor.

Bahsedilen konu aslında doğal ebeveynlik. Yani annenin ve babanın fıtratlarına yüklenen programları, rolleri bozmadan evlerine emanet gönderilen yavrularının, an be an açılan programını tefekkür ederek, kul yetiştirme bilincinde olmasıdır.

Himaye Altında Bulunma Duygusu

Çocukların duygu alanları biçimlenirken en çok etki altında kaldığı elbette anne ve babasıdır. Annenin babanın birbirlerine muameleri, rolleri ev içerisinde yaşananlar, çocuğun dünyasına duygu ekimleridir. Bu ekimler çocuğun hayattaki tercihlerini, manevi dünyasının alt yapısını, psikolojisini ve ileride ki tercihlerini etkileyecek kadar mühimdir.

Allah’ın, kadınada erkeğe de yaratılıştan yüklediği bazı rol ve vazifeleri, aslında ailenin huzuru, devamı ve sağlıklılığı için olduğu gibi aynı zamanda o yuvaya gelecek yavrunun iyi bir kul olarak yetişmesi içindir. Bu yüzden bazı duygular ve roller yüklemiştir. Bu rolleri biz daha çok ailenin devamlılığı, kadın ve erkeğin arasındaki muhabbet ve güvenin temelini oluşturduğunu düşünürüz. Kadının en esaslı hasleti,  sadakat ve emniyet, erkeğin ise merhamet himayet ve hürmettir. Bu vazifelerin ve rollerin o ortamda yetişen çocuğun dünyasına verdiği dersler de bir o kadar mühimdir. Nitekim Bediüzzaman“Ben sevgi ve şefkat dersimi annemden, hikmet nizam ve intizam dersimi babamdan aldım”. Demiştir.

Annenin ve babanın rolleri gereği hasletleriniçocuklarına yaşayarak öğretmesi daha doğrusu fıtri bir halde yaşanması, çocuğun manevi temellerini kurma ve Allah’la kuracağı ilişki ve ahlaki yapılanmasında çok önemlidir. Mesela babanın himayet duygusunu ele alalım.

Çocuğun doğduğu andan itibaren ortaya çıkan himaye edilme ve bağlanma duygusu, dinî gelişimin tohumlarından biri olduğu kabul edilmiştir. Nasıl ki annenin şefkat ve merhamet derslerinin çocuğun ömür boyu taşıyacağı şahsiyetinin çekirdek-i esasiye olması gibi. Şüphe yok ki çocuk büyümek için ilk günlerden itibaren daha kuvvetli birilerinin sevgi ve şefkatine, korumasına muhtaçtır. Çocuğun bu ihtiyacını giderdikleri oranda, çevresindekilere bağlanır. Çocuğun bu bağlanma ile asıl aradığı, güven duygusudur.

Güvenmenin en son ve üst hedefi ise, güveni verene dayanma ve bağlanmadır. Çocukta oluşan bu bağlanma isteği ile dinî inanışın oluşması arasında bağlantı vardır.Himaye edilme ve himaye edene bağlanma arzusu değişik şekillerde çocuğun bütün yaşamı boyunca devam eder.

Dinî yaşayışın esasını teşkil eden himaye edilme güvenli bağlanma duygusu, Allah’tan yardım dileme ve Ona sığınma duygusuna çok benzer. Yani önceleri ebeveynin koruması altında gelişen “himaye altında bulunma duygusu”, daha sonra Allah’a inanma, bağlanma ve sığınma duygusunun temelini oluşturur.

Çocuk, başlangıçta bel bağladığı ve korkularını giderici sığınak olarak gördüğü anne ve babasının bazı durumlarda yetersizkaldığını hissedince, tüm ihtiyacını giderebilecek ve onu rahatlatacak yüce bir varlığasığınma ve bağlanma ihtiyacı duymaya başlar. Çocuğun anne babaya bağlanma ihtiyacı onu, Allah’a yönelmeye sevk eder. Bir nevi anne ve babası yaratıcısını tanıma da vahid-i kıyasi vazifesi görür.

Çocukta dinî yönde bir istek, duygu ve düşünce oluşursa, kendisinin güvenip inanabileceği Allah’ı aramaya başlamaktadır. Buradan hareketle denilebilir ki himaye altında bulunma duygusu, Allah’a inanma ve bağlanma duygusunun temelini oluşturur. Bu sebeple, bu duygunun tatmini dinî gelişim açısından oldukça önemlidir.

Taklit duygusunu fırsata dönüştürmek

İlk çocukluk yani okul öncesi dediğimiz bu evre taklit evresidir. Bu dönemdeki çocuk çevresinde olan biteni tam olarak kavrayamadığı için taklit eder.

İrade dışı ve kendiliğinden çıkan bu taklit eğilimi çocuklarda hayli erken başlar. Yani tepki, söz ve eylemler mekanik bir biçiminde kendini gösterir. Hayalde canlandırılan veya tasarlanan şeyler, dinsel bir kavrama sahip değildir. Ezberlediği dini sözler onuniçin çok az anlama sahiptir. Refleks şeklinde olan bu bilinçsiz taklit, çocuktaki kişiliğinin gelişmesinde temel rol oynar. Bu yüzden nasıl evlatlar olmasını istiyorsak onuntaklit edecek ev modellemelerine veya özdeşim kuracağı rol modellere ihtiyaç vardır.

Taklitsel davranışların ortaya konduğu aile ortamında karşılıklı ilişkiler sayesinde dinî motifli duygu ve davranışlara yönelme isteği ve taklit etme duygusu çocukta aynısını yapma davranışı olarak ortaya çıkacaktır.

Çocuğun benzemeye ve taklit etmeye çalıştığı kişiler de kendisine en yakın, ihtiyaçlarını karşılayan, kendisini seven, çocuğun beğendiği ve takdir ettiği, kendileriyle duygu yüklü bağlar kurduğu kimselerdir.

Çocukta alışkanlıklar önce büyüklerde gördüğünü taklit ederek başlar. Çocuk, yakın çevresinin beklentilerine uyma eğilimindedir. O halde onun dinî ve ahlâkî açıdan ileride nasıl biri olacağı konusunda yetişkinler belirleyici olmaktadır. Dolayısıyla anne baba ve eğitimcilerin çocuklara bu yönde rehberlik etmeleri gerekmektedir. Çocukların yanında örnek davranışlar sergileyerek onların bu duygusunu fırsata dönüştürmelidirler.

Kaynağını, sevileni taklit etme psikolojisinden alan bu eğilim, çocuğun dini hayatının oluşmasında önemli bir yere sahiptir. Şunu da belirtmek gerekir ki taklit, ileri yaşlarda dini yaşama konusunda tavsiye edilen bir tarz olmasa da, çocukların bu dönemde taklit etme dışında soyut konuları öğrenme imkânı yoktur.  Burada şöyle bir parantez açarsak; Ergenlik dönemi ise bu taklidin aslında tahkike dönüşme dönemidir. Ergenin asiliği veya ebeveynden öğrendiklerini sorgulaması, hikmetli bir geçişin dışa vurumu ve duygusal yoğunluğundan başka bir şey değildir. Bu dönemde de anne ve babaların istikrar ve tutarlılıkları, doğru rehberlik açısından çok mühimdir.

Hasılı, dini gelişim açısından çocukluk dönemi dinamik bir zaman dilimidir. Çocukların inanılmaz derecede yetişkinleri taklit etme kabiliyetleri vardır ve bu açıdan başta ebeveyn ve diğer aile büyükleri olmak üzere, dini kurumlar taklit için uygun modeller oluşturabilir. Elbette çocuğun yetişkinleri taklit etmesi önemlidir, ancak bundan daha da önemlisi, çocuğun kendi dini tecrübe ve yaşantısıdır.

Çocuğun hayatında paket paket program program açılan duyguları ve dönemleri  maneviyat  terbiyesi için birere fırsata dönüştürmek lazımdır.

Kul yetiştirme programı öyle formal anlamda saat saat kitapları okulu… vs den ziyade Allah’ın hem ebeveyne hem çocuğa yüklemiş olduğu  programı imanı billah dairesinde  an be an tefekkür etmek an be an program program açılışına şahit olmak ve sünnet-i seniye sistemi içerisinde kul olmak ve kul yetiştirmek programıdır.

 

Yasemin YAŞAR

Harran Üniversitesi Öğr. Gör.

 

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*