Diğer

Oyun bebeklikte başlar!

Doğum sonrası dönem bebeklerin saatlerce uyudukları, beslenme, bakım ve uyku konusunda anne babanın bebek ile birbirlerine alışma süreci yaşadıkları dönemdir. Beraber geçirdiğiniz ilk anlar onun ne kadar aciz, ilgi ve bakıma ne kadar muhtaç olduğunu anlarsınız.
Bebekler doğdukları ilk andan itibaren ilgi ve iletişime açık olarak dünyaya gelirler. Esasında bu durum anne karnından itibaren başlamaktadır. Erken bebeklikten erken çocukluğa kadar uzanabilen oyunun, ilk gelişim aylarında nesne ve materyale ihtiyaç olmadan da sağlandığını anlayabiliriz.
Doğumdan itibaren bebeğinizin iletişime açık olduğu, bedensel ve ruhsal ihtiyaçlarının giderildiği zamanlarda ona duyusal destekler vererek, çevre ile etkileşimini arttırarak gelişimine katkı sağlayabilirsiniz. Böylelikle oyunu benimser, gelecek aylarda sunacağınız oyunlara da daha kolay adapte olur.
Bebeklerin ilk oyuncağı şüphesiz, ona ilgi ve şefkatinizle, kurduğunuz özel bağ ile siz olursunuz. Mütebessüm simanız, şefkatli sesiniz, gözkontağınız ve dokunuşlarınız onun için hayret ve ilgi çekicidir. Bu kıymetli anları öğretme kaygısından sıyrılıp ona eşlik ederek özel hale getirebilirsiniz.

Oyun yolu ile güvenli bağlanma
Oyun, bebek ile ebeveynin birbirini tanımasında, güvenli bir bağ kurmasında çok önemli bir araçtır. Bebeğin ihtiyaçları beslenmek, temizlenmek ve ilgilenilmektir. İlgi ihtiyacı da en güzel oyun yolu ile sağlanır. Bu nedenle erken bebeklik döneminde oyun çok önemlidir.
İlk aylardan itibaren ilgi ve şefkatle iletişiminizi ona yönlendirerek, oyun yolu ile eşsiz bir bağ kurabilirsiniz. Bu bağ onunla ilişki kurmanıza ve onu daha iyi tanımanıza yardımcı olur. Aynı zamanda bebeğinizin de geri kalan hayatında diğer ilişkilerini kurarken de model alacaktır. Onun hayatı boyunca yaşayacağı ilişkilerini, kişiliğini, hayata ve kendisine bakışını etkileyecektir. Kendine güvenen, hayata olumlu bakan, sosyal ilişki kurabilen, ilişki sürdürebilen, problemlerle daha rahat başa çıkabilen bir birey olabilmesi için, doğum sonrası kuracağınız bu güvenli bağ çok önemlidir.

Oyunun gelişim evrelerindeki faydaları
-Bebekliğinde oyun eşliğinde çok sayıda uyaranla karşılaşmış, merakı tetiklenmiş, öğrenmeye yönlendirilmiş çocuklar eğitim hayatlarında akademik başarı elde ederler. Akademik hayatta karşılaştıkları problemleri daha rahat çözebilecektir.
-Kavrama ve küçük motor aktiviteleri üzerine pratik yapmış bebeğin el becerisi daha iyi gelişmiş olacaktır.
-Dil gelişiminin desteklenmesi, bebeğin büyüdüğünde kendini ifade edebilmesini ve çevresi ile ilişki kurmasını kolaylaştıracaktır.
-Oyun esnasında bebeğin duygularını yüz ifadeniz ve kelimelerle yansıtmanız duyguları ile ilgili farkındalığını geliştirecektir. Duygularını fark etmesi sağlanan bebek sağlıklı bir ruhsal yapıya sahip olacaktır. İleride yaşayan zorluklarla kaygı depresyon gibi sorunlarla daha rahat başa çıkabilecektir.
-Oyun çocukların sakin kalmasını sağlar ve dikkat gelişimine fayda sağlar.
-Oyun, bebeğin kendisi ile ilgili farkındalığını arttırır. Bağımsızlığına katkı sağlar.
-Tüm gelişim alanlarında hızlı ve eksiksiz gelişmesini sağlar.
-Ebeveyn ile sağlıklı ve güvenli bir bağ kurmasını sağlar, özgüvenini geliştirir.
-Oyun, yüksek sayıdaki beyin hücrelerin ölümünü engelleyerek aralarındaki bağı kuvvetlendirir ve zeka gelişimini destekler.
-Oyunun “öğrenmeyi” desteklediği deney ile ispatlanmıştır. Bir fare deneyinde, odasına oyuncak yerleştirilmiş farelerin öğrenme oranlarında, beyin hücrelerinin ağırlığında ve sinir hücreleri arasındaki bağlantılarda diğer gruplardaki farelere oranla daha fazla artış görüşmüştür. 1
-Zekanın sadece % 40’ının genetik olduğunu biliyor muydunuz? Yani bebeğiniz zekasının sadece % 40’ını doğuştan getiriyor. O zaman bu şu demek oluyor: Bebeğin, ebeveynleri ve doğum sonrası ve anne karnındaki süreçte karşılaştığı çevre zekasının % 60’ını etkileyebilmektedir!
Bebekler doğumun hemen sonrasında, sanılanın aksine, yetişkinlikte sahip olabileceklerinden çok daha fazla (yaklaşık 4 kat) beyin hücresine sahiptir. 2

Duyusal oyun nedir?
Çocuklar, çevrelerindeki dünyayı keşfetmek ve anlamlandırmak için duyularını kullanırlar. En iyi öğrenmeyi duyular ile ve en fazla bilgiyi duyuları ile meşgul olduklarında saklarlar. Duyu uyaranın ne kadar artarsa bilginin kalıcığı da o denli artmaktadır. Aynı anda birçok duyu organını kullanması bilginin çok yönlü kodlanmasına ve bilginin hafızada daha da kalıcı hale gelebilmesini de etkiler.
Çocukların duyusal işleme yeteneklerinin geliştirebilmesi için duyusal deneyimler ile buluşturmak gerekir. Bu duyuların bir çoğu kritik dönem olarak adlandırılan bebekliğin ilk aylarındaki süreçte en iyi şekilde gelişir.
Bu nedenle bebeklik döneminden itibaren bebeklerin gerekli duyusal deneyimi sağlayabilecek zenginliğe sahip ortam ve duyu motor keşfi sağlayacak imkanlar sunmak gerekir.
Çocuklara ‘duyusal oyun’ yoluyla dünyalarını keşfederken duyularını aktif olarak kullanmaları için fırsatlar sağlamak beyin gelişimi için çok önemlidir. (Beyin yollarında sinir bağlantıları kurmaya yardımcı olur.) Bu, bir çocuğun daha karmaşık öğrenme görevlerini tamamlama becerisine yol açar ve bilişsel gelişimi, dil gelişimini, kaba motor becerilerini, sosyal etkileşimi ve problem çözme becerilerini destekler.
Araştırmalara göre, etkin şekilde duyusal aktiviteler ile meşgul olan bebek ve çocukların bilişsel, dil, kaba ve ince motor gelişimi, sosyal becerileri, problem çözme ve hatırda tutma becerileri olumlu etkilenmektedir. Duyusal aktivite yoluyla öğrenme daha da kalıcı olmaktadır.

Kaç duyumuz var?
Duyular dış dünyayı anlamlandırmak ve öğrenmemiz için ihtiyacımız olan organlardır. İnsanlar duyu organları yoluyla koklama, görme, işitme, dokunma, tatma yeteneği elde ederler. Bu tat duyularının dışında beynimize çok önemli uyarılar veren 3 duyumuz daha vardır. Bunlar,
Vestibüler duyu (Denge ve hareket): Vücudumuzun denge merkezidir. İç kulağımızda yer alır. Vücudumuzu yerçekimine karşı dengede tutmamızı sağlar. Uzaysal ve görsel algı, vücudumuzun nerede olduğu algısı, dikkat ve dil becerileri bu sistemle sağlanır.
Proprioseptif duyu (Beden farkındalığı): Kas eklem sistemimizdir. Özduyum da diyebiliriz. Vücudumuzla ilgili farkındalığı ve hareketlerimizi kontrol etmemizi sağlayan sistemdir. Beden algısı ile ilgilidir. Örneğin bir yerlere çarpmadan yürümemizi sağlar.
İnteroseptif duyu (İç algı): İç organlarımızdan aldığımız uyaranları vücudumuzdan beynimize gönderen sistem. Karnımızın açlığı, tok hissetme veya tuvalet ihtiyacımızı bu sistem ile kontrol ederiz.3

Kaynaklar:
1. Rosenzweig, 1984
2. Cole, Cole ve Lightfoot, 2005
3. invidyo.com

 

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*