Düşünceler

Yeter ki

Bütün güzel hasletlerin kaynağında ne var ise aşikâr olduğu. İlmeğine dokunmuştur o. Gözün kestiği yollarda düşe kalka yürürken. Sırf rastladıklarına değil, belki rastlama ihtimali bile olmayanları da incitmemeye niyettir sırtına yüklendiği. Ne düş, ne hayal hiçbiri ile karışmamıştır hali. Hissedilen ne varsa dilde değil yürekte hayattadır, hakikatin ta kendisidir. Samimi ve ivazsızdır. İlk günkü kaviliği duygular serencamında şimdiki an gibidir. Dizlerin dermanı çekilir gün be gün. Saçlar ağarıp eller nasır tutar. Ne yaşlanmaya meyli artan bedenin, ne de zamanın giriftar olduğu izdüşümünde değişmeyenidir o. Pır pır eden bir yürekten yükselip nehirler, damla damla yağar baharlar için. Kırışık elleri harita misal simasına dokunuşunda hitama erdiği duaların silsilesine katılır, akar gider gönlünden nisanlar. Mutmain, huzur duyan ve huzur veren.

Hayatlar kurtarandır. Hayatlara iman ile can verendir. Gökkuşağının renkleri gibi mülevven. Berrak, tertemiz. Onun çekirdeğidir seksen bin zatın muhkem kalesine basamak olan. Ve o iksir ki sahibini de ve sahiplenenlerini de muhabbete gark eden. Sımsıkı sarıldığı üç günlük bir hülya değilken bu sonsuzlukta. İçinde barındığını idrak edip hayatları yaşanılır kılan. Baki bir zatın hazinesinden sunulup bakiye mazhar olanların tattığıdır o. Damaklardaki hissini ne kelimeler ifade edebilir, ne de kitaplara sığar. Yazılmış bir kaderin kedere düşmeyen özüdür. Gamlardan halas olur emre muti kalanlar. Kederlerden emindir o zatın ayinesi olanlar.

Dünyaları döndüren. Mevsimleri tebdil eden. Uçsuz bucaksız fezada küreleri birer bilye gibi çevirip ayakta tutan…Muhabbetin tecellisi. O muhabbetin annelerdeki özü tarifsiz şefkat. Kimi yavrusunun her dileğini yerine getiren birer sihirli değneğe sahipmişçesine sarf eder o fıtri duyguyu. Klişe tabirlerimizse sönük kalır yemeyip yedirmek, giymeyip giydirmek babından olanlara. Kaç yaşına gelirse gelsin her daim yavrusudur elbette, anaların yüreğinde. Çûn ne bir karşılık, ne de bir rüşvete düşmemiştir o daimi çilenin yolu.

Zamanlar ahire tebdil olununca eşhas da hayır ile şerri ayıklamakla mütehayyirdir. Alevleri göklere yükselen yangını tarif eden zat, gözyaşlarıyla tam da bu günleri tarif ediyordu. Şefkatin suiistimal edilmesinden, gelecek nesillerin kaybedilmesine kadar uzanıyordu hassasiyeti. Masum evladının yüzünü sırf dünyaya çevirmekle, ümit dolu gözlerin fani ışıklarla fersiz kalır bakışları… Valide olma sanatı tam icra edilemez hale gelir yazık ki… Şefkat aynı şefkattir oysa.Semi bal eden iken, zehirli bal misali fiiliyatımız kursaklarımızda bizi inletir. Manevi hayatlarımızda ihtilal çıkaran dünyevileşme. Annelerin şefkatini alıp eritirse çarkında…Şefkat azap olur, merhamet hüzün. En tatlı duygular sahibini gam yükü etmekten öteye geçemez hale gelir. İman ile tezyin edilmiş şefkat. Hem bize, hem de yavrularımıza… İmandan gelen bir şefkat gerek! Anneleri olsun yeter ki, çocuklar zaten çocuk!

“Eğer âhirete iman o haneye girse, birden ışıklandıracak. Ortalarındaki münasebet ve şefkat ve karâbet ve muhabbet, kısacık bir zaman ölçüsüyle değil, belki dâr-ı âhirette, saadet-i ebediyede dahi o münasebetlerin devamı ölçüsüyle samimî hürmet eder, sever, şefkat eder, sadakat eder, kusurlarına bakmaz gibi ahlâk yükseklenir. Hakikî insaniyet saadeti o hanede başlar inkişafa.”1

Dipnot

  • Şuâlar, 11. Şuâ, 8. Mesele’nin Bir Hülâsası

 

 

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*