Gezi Notları

Peygamberler diyarı: Şanlıurfa

Şanlıurfa denilince aklınıza ne gelir? Çoğumuzun cevabı Balıklıgöl şeklindedir. Bu cevap, doğru ama eksiktir. Şanlıurfa bir kültür başkentidir. Tarihi, yemekleri ve insanlarıyla ayrı bir dünyanın penceresini açar. Bu yazımızda özet bir şekilde de olsa bir kısmını nazara vermeye çalışacağız.

Bir şehirde İslamın nişanesi (ya da sembolü) olan camilerimizden başlayalım. Sadece merkezinde tarihi 42 adet camisi mevcut.Özellikle beş tanesini mutlaka gezmenizi tavsiye ediyoruz. İlki halk arasında Fırfırlı cami olarak bilinen ve 1956 yılında camiye çevrilen On iki havari kilisesidir. Bilhassa, rüzgar gülüne benzeyen materyaller ve dış cephelerdeki taş duvarda bulunan bezemeler görülmeye değerdir. Taşın kağıt gibi işlenerek sanat haline getirildiğinin müşahhas numunesidir.

İkinci cami; Selahaddin Eyyubi Cami olarak adlandırılan ve bir dönem elektrik santrali olarak da kullanılan Aziz Johannes Prodromos Addai kilisesidir. İnşa edildiği dönemde büyüklüğünden dolayı katedral olarak da adlandırılmıştır. Geniş pencerelerle ibadet mekanının aydınlatılması, birbirine dolanmış ejder kabartmaları ilgi çekici özelliklerindendir. Burada geçirilen her saniyenin ziyaretçilerine huzur olarak döneceğinin canlı şahidiyiz.

Üçüncü camii; Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan tarafından 15.yüzyılın ikinci yarısında yaptırılmıştır. Balıklıgöle yakın konumda bulunan ve Halil’ür Rahman Gölü’nden gelen su, bu caminin avlusundan geçmektedir. Dolayısıyla ikinci bir Balıklıgöl olarak da görebiliriz. Bu yönüyle keşfedilmeyi bekleyen bir tarih ve doğa hazinesi olarak ziyaretçilerini beklemektedir.

Dördüncü camii; 1170-1175 tarihleri arasında Zengiler tarafından yaptırıldığı tahmin edilen Ulu Camidir. Payeler üzerine oturan ve her biri çapraz tonozlarla örtülü, on dört sivri kemerle avluya açılan cemaat yeri Anadolu’da ilk kez bu camide bulunmaktadır. Sütunlarındaki kırmızı mermerleri ve caminin hariminde bulunun kuyu suyunun şifalı olduğuna inanılması, misafirlerinin daim olmasını sağlamıştır.

Beşinci olarak da; Balıklıgöl’den bahsedelim. Sahip olduğu tarihi mekanların çokluğu ve çeşitliliği; bir tarih, doğa ve kültür kompleksini çağrıştırır. Sırasıyla keşfetmeye çalışalım: Gölün her iki yanında iki cami ve iki medrese vardır. İlki Halil-ür Rahman cami ve medresesidir. İkincisi de Rızvaniye Camii ve medresesidir. Bu eserlere yakın Aynzeliha gölü de bulunmaktadır. Balıklıgölün bulunduğu bölgede yer alan ve Hz. İbrahim’in (as) doğduğuna inanılan mağaraya sahip olması nedeniyle, burada inşa edilen camiye Mevlid-i Halil ismi verilmiştir. Camiyle mağarayı bir duvar ayırmakta, mağaradan çıkan suyun halk arasında zemzemden sonra en şifalı su olarak kabul edilir.

Kısa bir süre Halil-ür Rahman Dergahı’na defnedilen Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin makamı da burada bulunur. Balıklıgölün hemen üstünde şehrin panaromik olarak izlenebileceği Urfa Kalesi yer alır. Günümüzde 17,25 metrelik iki adet sütunu, üç tarafının kaya hendeklerle çevrili olması, Aynzeliha gölüne açılan tüneliyle ve enfes manzarasıyla zamanın nasıl geçtiğini anlayamayacağınız bir mekandır.

Yukarıda özetlemeye çalıştığımız Balıklıgöl eserleri aslında günümüz insanına çok sayıda mesaj veriyor. Özellikle balıkların kutsal olduğuna inanılarak avlanılmaması ibretliktir.Ayrıca, peygamberlerin aziz hatıralarına ve geçmiş uygarlıklarına duyulan saygı ve emanet bilinci nefsimize ve dünyaya verilen mesajdır.Balıklıgöl bu yönüyle tüm insanlığa huzur, sevgi ve saygı gibi onlarca insanî değerde hüsnü misal olmaktadır. Sakıbın köşkü, Akçarlar evi, Küçük Hacı Mustafa Hacıkamiloğlu konağı, Mehmet bağmancı ve Malatyalı Halil evi, Meclis evi, Yıldız sarayı, Hacı Hafız Ahmet Efendi evi, Köy yatı mektebi Şanlıurfa’nın yerel mimarisinin en güzide numuneleridir. Yorgancı, Kazancı, Cülha, Zincirli ve Arabi Camii sokakları insanı eski zamanlara götüren tarihî sokaklardır. Dar sokakları, tarihî konak ve sarayları, orjinal kapı tokmaklarıyla bambaşka bir dünya deneyimi sunuyor.

Buraları gezerken Urfa insanını daha yakından tanıma fırsatım oldu. Bir hatıramı paylaşmak isterim. Bu sokaklarda dolaşırken kaybolmuştum. Kimseye de sormuyor ve kendi çabamla bulmaya çalışıyordum. Öyle bir an geldi ki çıkmaz sokağa girdim ve o sokaktaki evden yaşlıca bir amca çıktı. Kaybolduğumu anladı ve çıkış yolunu tarif etti. Ben teşekkür etmeden o tarife uygun olarak harekete geçtiğimde bana şu cümleyi söyledi: “Allah senden razı olsun” Çok mahcup oldum. Teşekkür etmesi gereken ben olduğum halde o yaşlı amcanın bana teşekkür etmesi Urfa insanın kaybolmaya yüz tutan değerlerimizi yaşamaya devam ettiğini gösteriyordu.

Gezimiz boyunca Urfalıların son derece misafirperver ve hoşgörülü bir yapıları olduğunu müşahede ettik. Hz. İbrahim (as) hemşerileri sofralarını da gönüllerini de açmaktan çekinmiyorlar. Ne derseniz size “başım gözüm üstüne” şeklinde cevap veriyorlar. O kadar sıcak ve saygılı bir hitap ki uzun zaman gönlüme tesir etti. Bu tabiri günlük hayatımda da kullanmaya devam ediyorum. Gümrük, Mencek, Hacı Kamil, Barutçu, Millet hanları başta olmak üzere Osmanlı döneminden kalma 11 adet han bulunur. Bilhassa avlusundan Balıklı gölün suyu geçen, dış cephesinin iki renkli kesme taşıyla ve çayhaneleriyle dinlenme ve huzur vesile olan Gümrük hanı diğer hanlardan bir adım önde bulunmaktadır.

Hüseyni Çarşısı, Kazaz, Sipahi, Kınacı, Pamukçu ve Boyahane başta olmak üzere 27 adet çarşı ve pazar bulunmaktadır. Bu çarşılardan sekiz adedi kapalı çarşı, bir adedi de yeraltı çarşısıdır. Şanlıurfa; İstanbul, Bursa ve Edirne’den sonra kapalı çarşı bakımından en önde gelen konumdadır. Bakırcı ve kuyumcuların kullandığı Hüseyni çarşısı ve yöresel giysi ve aksesuarların satıldığı, otantik değerini yitirmeyen Kazaz pazarı görülmeye değerdir.

Hoşgörü kentinin özellikle üç kilisesi meşhurdur. İlki, ellisekiz meydanında bulunan ve zamanında tütün fabrikası, sonrasında üzüm deposu ve günümüzde ise kültür merkezi olarak kullanılan Reji Kilisesidir. İkincisi, merkeze 10 km. uzaklıkta, halk arasında “Nemrud’un Tahtı” olarak adlandırılan ve harebe durumdaki Yakub Manastırıdır. Üçüncüsü ise, merkezdeki Dağeteği Köyünde bulunan ve 2 katlı inşa edilen Germuş Kilisesidir.

Jüstinyensu bendi ve su kemeri, Millet, Hızmalı ve Hacı Kamil köprüleri hem tarihî ve hem de tarihî antlaşmalara şahitlik etmesi gibi birçok aziz hatırayı bünyesinde barındırır. Hekim Dede, Firuz Bey, Emencekzâde, Şeyh Saffet başta olmak üzere Osmanlı döneminden kalma 12 adet çeşme şehrin dört bir yanını süslemektedir. Velibey, Vezir, Cıncıklı, Sultan, Serçe ve Arasa başta olmak üzere sahip olduğu 8 Osmanlı hamamı Şanlıurfa’yı; İstanbul, Bursa, Edirne ve Erzurum’dan sonra en önemli şehir olmasını sağlıyor.

Şanlıurfa aynı zamanda müzeler şehridir. Şanlıurfa Arkeoloji müzesi sahip olduğu 74000 eser ile Türkiye’nin 5. büyük müzesidir. Şanlıurfa Kurtuluş müzesi, Geleneksel el sanatları müzesi, İbrahim Tatlıses müzik müzesi, Hacıbanlar evi mutfak müzesi ve Şanlıurfa kent müzesi diğer müzelerdir. Eyyubiye mahallesinde Hz. Eyyub’ün türbesi, çile mağarası ve şifalı kuyu’dan oluşan külliyesi mevcuttur. Halk arasında herkesin hastalığı nedeniyle terkettiği mekan, çile mağarası olarak bilinir. Su içerek hastalığına şifa olduğu inanılan kuyunun yeri mağaranın yakınında yer almaktadır. Yerli ve yabancı çok sayıda ziyaretçisi olan bu külliyenin Kur’ân-ı Kerim’deki ilgili ayetlerin ve Risale-i Nur’da yer alan 2. Lem’a’yı tefekkür etmek için ideal mekandır.

Şanlıurfa’nın gastronomi kenti olduğu rahatlıkla söyleyebiliriz. Mutfak müzesine sahip olması tesadüfi değildir. Sahip olduğu tarihsel ve kültürel miras son derece zengindir. Bu coğrafyada yaşayan ve halen kardeşçe yaşamaya devam eden farklı din ve ırklar dünya çapında bir zenginliğe sahip olmasına vesile olmuştur. Tirit, Çiğköfte, Keşkek, Yahudi Köftesi, Şıllık, Kübülebeni, Borani bunların en güzel örneğini oluşturur. Ciğer, patlıcan ve isot ilk akla gelen malzemelerdir.

Özetin özeti olarak anlatmaya çalıştığımız bu yazımızda Harran, Halfeti gibi ilçelerini, Halepli bahçe mozaiklerinden, Göbeklitepe gibi tarihin sıfır noktasını her bir ayrı makale olacak çapta olduğu için nazara veremedik. Acizane tavsiyemiz bu kadim şehrimize en yakın zamanda giderek bu güzellikleri yaşayarak yerinde görmenizdir. Bu arada Üstadımızın vefat ettiği İpek Palas Otelindeki 27 nolu odayı ziyaret etmeden dönmeyin. Gezimizin sonunda Üstadımızın Urfa hakkında “taşıyla, toprağıyla mübarektir” demesini daha iyi anlamış olduk. Peygamberler ve Üstadın şehri olan Şanlıurfa sizi bütün samimiyet bekliyor.

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*