Gezi Notları

Mutlu insanların şehri: Sinop

Karedeniz’in kaptan köşkü denir bu şirin şehrimize. 1995 yılında eşimin tayini Türkeli ilçesine çıkınca 2 yıl bu küçük sahil ilçesinde; 8 yıl da Sinop merkezde yaşamak nasip oldu. Cenab-ı Hak Sinop’u öyle güzel yaratmış ki neresinden başlanır anlatmaya bilemedim. Sinop’u diğer illerden ayıran özelliği ulaşım sorunundan mıdır bilinmez, gözlerden ırak ve fazla insan eli değmemiş doğal güzelliği olsa gerek. Yarımada olan ilimiz ben ve benim gibi romatizmadan muzdarip olanların yaşamak için tercih etmeyecekleri fakat doğaseverlerin asla vazgeçemeyeceği bir şehir. Bir tarafta masmavi denizi diğer tarafta yeşilin her tonu ve trafik ışıklarının dahi bulunmadığı sakin, dingin, mutlu insanlar şehri denilebilir. Yaşam şekli olarak da farklıdır Sinop. İnsanları saygılı, hoşgörülü ve medenidir. Zaten çok küçük bir şehir olduğu için caddeye çıkınca epey dost ve ahbap görmek mümkündür. Amasra’ya çok benzer. Adeta onun annesi gibi gelir bana.

Her şehrin manevi bir koruyucu kalkanı vardır. Bu şehrimizin manevi kalkanı Seyyit Bilal Hazretleri’dir. İlk olarak ondan söz ederek başlamak isterim. Seyyit İbrahim Bilal Hazretleri, Peygamber Efendimizin (asm) İstanbul’un fethi müjdesi için yollara düşer, diğer mübarekler gibi bir gemi ile yola çıkar. Lakin fırtınaya yakalanan gemi Sinop açıklarında karaya vurur. O dönemin tekfuru olan zat Seyyit Bilal Hazretlerinin gemisini ve mürettebatını görünce, kendilerine savaş açmak niyeti ile geldiklerini düşünerek saldırır ve mübareğin kafasını gövdesinden kılıçla ayırır. Halk arasındaki inanca göre Seyyit Bilal Hazretleri şehrin meydanından, bugün kabrinin bulunduğu türbeye (700-800 metre mesafe vardır.) kadar kelle koltukta gelir. Başını yere ihtimamla yerleştirir. Vücudu da kıbleye müteveccihen, sanki başı hiç kesilmemiş gibi uzanır. Ve ruhunu Rahmet’i Rahman’a teslim eder. Bu kerameti gören tekfur böyle bir mübareğe yaptığı yanlışı anlar ve bugünkü türbeyi yaptırır. Kendisi öldüğünde cenazesinin türbenin girişine gömülmesini ve ziyarete gelenlerin onun üzerine basarak mübareğe ulaşmalarını vasiyet eder. Daha sonra Osmanlı tekfurun yapmış olduğu kapının yerini değiştirerek onun da ruhunun huzur bulması gerektiğini düşünürler. İşte böyle bir mübareğe ev sahipliği yapmıştır kendisi küçük, manevi şehidi büyük olan il.

Sinop denince aklıma bir de bilhassa av sezonu başlayınca kamyonlarla taşınan hamsiler ve taşınırken de bütün şehire suyu döküldüğü için hamsi kokan; halkın hemen tavaya ve mangala koşup, her evde istisnasız hamsi pişirilen sonbahar ve kış ayları geliyor. Aman Allah’ım bütün bir şehir hamsi kokardı ve bu koku zamanla normalleşirdi. Ardından gelen ilkbahar ve yaz aylarındaysa yeşilin her tonu pazar tezgahlarını süsler. O yeşilliklerde otlayan ineklerin sütü ve yoğurdu köy pazarında sebil gibi satılır. Herkesin bir sütçüsü vardır. Benim sütçüm de beni hiç yeşilliksiz bırakmaz, muhakkak sütün yanında envai çeşit yeşilliklerimi de hediye ederdi. Ne güzel günlermiş diye yazarken bile içimin cızladığını hissediyorum. Bir de o yıllarda Ramazan ayında küçüklü büyüklü çocukların iftardan sonra kapı kapı gezip “helesa helesa” diye söyledikleri bir maniyle şeker, çikolata veya para toplaması alışkanlığı vardı. Sanırım artık o da yoktur. Neyse gelelim bu şirin şehrin gezilecek, görmelik yerlerine. En başta bilhassa Hamsilos Koyunu görmenizi tavsiye ederim. Aman ya Rabbim o ne huzur veren güzellik, o ne harika sanat eseri. Sabahtan akşama kadar seyretseniz bakmaya doyulmayacak bir şaheser. Ve ülkemizin en kuzeyindeki bu şehrin en kuzeyindeki İnceburun Fenerini de görmeden dönmeyin bence. Bir de ünlü Erfelek Tatlıca Şelalesi var ki görülesi bir yer. İrili ufaklı tam 28 şelalenin birleşimi olan bu güzellik de doğaseverlerin uğrak yeridir. Ve tam şelaleye giderken yol üstü sayılabilecek, dışardan gelen pek kimsenin bilmediği ama benim en çok huzur bulduğum; yaz sıcağında şehrin bizlere pek de uymayan sahil kısmından uzaklaşmak isteyenlerin uğrak yeri olan Bektaşağa Göletini görmeli, orada bir çay, kahve içmelisiniz bence.

Kendisi küçük fakat gezilesi yerleri pek çok olan ilimizde Alaaddin Cami, Ulu Cami, kale, tarihi öğretmen evi, Aşıklar Caddesi ve pek çok tanınan yazar, şair ve edebiyatçının da bir dönem meskeni olan, acı hatıraları barındıran Sinop Cezaevi ziyaret edilebilir. Burayı ziyaret sonrası hürriyet ve özgürlüğün nasıl değerli bir kavram olduğunu anlar ve Bediüzzaman’ın “Ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam” sözünü tahattur edersiniz. Sadece il merkezi değil ilçeleri de pek güzeldir Sinop’un. Gerze sahili ve tarihi evleri, Boyabat ilçesinde Kale ve mesire alanları, Alaçam ve Türkeli ilçesinin yılan gibi kıvrım kıvrım ve daracık yollarında yüreğiniz ağzınızda giderken mideniz bulansa ve başınız ağrısa dahi görülesi güzellikleri kaçırmamak için dışarıyı izlersiniz, gözünüzü alamazsınız.

Sinop’u anlatılırken şehrin tam ortasında heykeli ile sizi karşılayan, zeki ve nüktedan filozufu Diyojen’i anmamak olmaz sanırım. Mutluluğu malda mülkte arayan insanların aksine bir fıçıda yaşayan ve sadece bir su tası olan filozof, bir gün çocuğun eliyle su içtiğini gördükten sonra o tek varlığı olan tası da kaldırıp atar. Nefsin hoşuna giden her şeyden sıyrılır. Hatta ünü o kadar yayılır ki, savaşçı hükümdar İskender ziyaretine gelip ‘Benden birşey ister misin?’ diye sorduğunda, o meşhur sözüyle “Gölge etme, başka ihsan istemem!” diyerek cevap verir. Bu cevaba sinirlenen İskender neden böyle davrandığını sorunca devamında şu ibretlik sözleri söyler: “Ben nefsimi kendime esir ettim, onun tüm isteklerini reddettim. Sen ise servetin, saltanatın yani nefsinin peşinde koşuyorsun. Sen nefsinin kölesisin bana ne yardımın olabilir ki?”der.  Elinde fenerle dolaşıp insan arayan Diyojen günümüzde yaşasaydı neler derdi acaba? Neyse bu hamur çok su götürür… Derken, hamurdan söz açılmışken Sinop mutfağına hızlı bir geçiş yapalım. Sinop’a gelip de ne yenir derseniz, bu ilimize özel cevizli mantı ve ‘nokul’ denen bir nevi tatlı börek ile tabi ki hamsi yemeden dönmeyin derim. Sinop ilimizde daha yıllarca kalmak ve hatta hiç ayrılmamak isterdim. Lakin malum yarım ada olması hasebiyle aşırı nem beni yerimden kalkamaz hale getirince artık bu güzel diyara veda zamanı geldi ve kuru iklimi olan Amasya- Merzifon ilçesine taşındık. Orada geçen 5 yılı da birdahaki sefere yazalım inşallah.

Ömürden geçen sekizi Sinop merkezde, ikisi Türkeli’de tam 10 yıl. Rabbimin bize en güzel hediyesi kızımızı kucağımıza almak Sinop’ta nasip oldu şükürler olsun. Yüce Rabbim öyle güzel yaratmış ki Sinop’u. Dünyada bir şehir böylesine güzelse, ahiretinde kim bilir ne güzellikler yaratmıştır mevlam dedirtir. Dünya cenneti dediğim, güzelliklerle bezediği Sinop’u hakiki cennetinde de görebilmeyi, anıları yad edebilmeyi nasip etsin inşallah Rabbim. Bizim gibi bir gidenin bir daha gitmeyi arzulayacağı Sinop’u gezip gördüğünüzde en az benim kadar hayranlık duyacağınızı sanıyorum. Bu yaz gezi planınız varsa naçizane Sinop’u da dahil etmenizi tavsiye ederim. Hayırlı, bol tefekkürlü, bol sıhhatli seyahatler temennisi ile Allah’a emanet olunuz.

Bahriye Kavalcı

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*