Kapak

Ey stres hoş geldin…

Stres adını çokça duyduğumuz, çağımızın hastalıklarından. Onun için söylenmiş o kadar çok şey var ki. Stres nedir? Çözümü ve başa çıkma yollarından tutun da, çocuklarda, yetişkinlerde, hanımlarda, erkeklerde görülme şekilleri, pozitif ve negatif stres gibi birçok başlık altında inceleyebilir, ilgi çekici bilgilere ulaşabiliriz. Benim burada aktarmak istediğim hakikat ise biraz daha farklı olacak.

Son on yılda, psikiyatri alanında yapılan çalışmalar gösteriyor ki, modern insan sıkıntı ve acı çekmek istemiyor. Çağımızın insanı, yani bizler stres ve türevi olan “negatif duygulanım” dediğimiz duyguyu hiç yaşamak istemiyoruz. Hâlbuki imtihan dünyasında yaşamanın ve insan olmanın gereği olarak bir takım sıkıntıları yaşamak durumundayız. İşte tam da burada vurgulanan bir nokta var, “olaylara karşı geliştirilen bakış açısı.” Evet, olaylara karşı geliştirdiğimiz bakış açısı, algılama ve görme şeklimiz, yaşadığımız sıkıntılı hali atlatmakla doğru orantılı desek sanırım yanlış bir şey söylemiş olmayız. Konunun uzmanlarından bunun böyle olduğunu çok defa dinlerken, zamanın âlimlerinden de aynı hakikati ders almak mümkün diye düşünüyorum.

İşte bunlardan bir tanesi Hz. Mevlana’dır. Hz. Mevlâna bir gün eve geldiğinde oğlunu üzgün görüp, sebebini sorar. Aldığı “hiç” cevabı üzerine dışarı çıkar ve kurt postunu üzerine alıp ulumaya başlar. Oğlu babasının bu haline bakıp gülerken, Hz. Mevlâna ona şunu söyler; “Evladım, gördün mü?” der. “Dünya dertleri de işte böyledir. Kurt, aslında korkutucu bir hayvandır. Ama sen o postun arkasında babanın olduğunu bildiğin için korkmadın ve güldün. İşte bütün dertlerin arkasında da Rabbinin olduğunu bil ve O’na güven.” der… Yani yaşanılan sıkıntının arkasındaki eli görmesini sağlayarak ona bir bakış açısı geliştirir. Aynı şekilde Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri de asrımızın hastalıklarından olan stres ve “sıkıntı hastalığı”1 için “Ey musibet! Eğer Onun izin ve rızasıyla geldinse, merhaba, safâ geldin.” 2 sözüyle olaylara nasıl bakmamız gerektiğine dair çok güzel bir pencere açmıştır. Evet, hayatın en tehlikeli en lüzumsuz aynı zamanda sıkıntılarımızı en çok arttıran kelimedir “Neden?”

En çok da olmasını istediğimiz şeyler, yolunda gitmediği zaman, kendi kendimize neden diye sorup ruhumuza bedenimize sıkıntı vermeye başlıyoruz. İşte bu noktada yapılması gereken şey bir parça sabırla olaylara bakış açımızı değiştirmek olmalıdır. Resulullah’ın tavsiyesi de bu yöndedir. Bir hadis-i şerifinde sabrın çeşitleri ve fazileti konusunda şöyle buyurmuştur “Sabır üçtür: Musibete karşı sabır, ibadette sabır ve günah işlememekte sabırdır. Kim kaldırılıncaya kadar musibete güzelce sabrederse, Allah ona üç yüz derece yazar. Her iki derecenin arası yer ile gök arası kadar mesafe vardır. Kim ibadette sabrederse, Allah ona altı yüz derece yazar. Her iki derece arasında yeryüzü ile yedi kat aşağısı kadar mesafe vardır. Kim günaha karşı sabrederse, Allah ona dokuz yüz derece yazar. İki derece arasında yer ile arş arası kadar mesafe vardır.”

Evet, stres, sıkıntı, musibet… Bunların hepsi, kabullenilmesi gereken ve teslim, tevekkül, rıza gibi doğru açılarla yaklaşıldığında ise, insana müsbet geri dönüşümler sağlayan hakikatlerdir. Bizler de kendimizi hayatın akışına, bu üç can simidiyle (teslim, tevekkül, rıza) bırakırsak, sahil-i selamete çıkacağızdır inşallah…

1. Kastamonu Lahikası

2. Lem’alar

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*