Kapak

Bediüzzaman’a göre insanın daireleri

Varlıklar içinde en mükemmel şekilde(Ahsen-i takvim) ve muhterem bir mevkide yaratılan insanoğlunun yaratılmasının amacı “Bu kâinatın yaratıcısı tanımak ve ona iman edip ibadet etmektir.” 1

İşte bu mükemmel şekilde yaratılan insan; yaratılış ve yaşayış bakımından birçok daire ile ilgili olabilmekte, bu daireleri etkilediği gibi bu dairelerden de etkilenebilmektedir.

Bu daireler Üstad Said Nursi’in Meyve’nin 4. Meselesinde saydığı sıraya göre; kalp, mide, ceset, hane, mahalle, şehir, vatan, memleket, küre-i arz, nev-i beşer, zihayat ve dünya daireleridir.

Yine Üstad, Mesnevi-i Nuriye, Habbe risalesinin başlarında, ”Şu görünen umumi âlemde her insanın hususi bir dairesi vardır.”2 dedikten sonra bir başka İ’lem’de ise insanın yaşayışında birçok emirlerin(işlerin, olayların) olduğunu ve bunların ne mahiyetinden ne de akıbetlerinden haberinin olmadığını belirtmektedir.3

Bu emirler; birincisi ceset, ikincisi hayat ve hayvânîyet, üçüncüsü insaniyet, dördüncüsü ömür ve yaşayış, beşincisi vücud(varlık anlamında), altıncısı bela ve musibetler ve yedincisi de insanın dünyada misafir olduğu konusudur. 4

İnsanı, kendisini tanıması ve iman edip ibadet etmesi için yaratan Allah(c.c.), bütün bunları yaşamak ve anlamak için de (insanı) kişiyi mütedahil daireler içinde yaratmış ve her bir daireyi ayrı bir özellik ve görevle görevlendirmiştir.

İşte bu şekilde en muhterem ve mükemmel özellikte yaratılan insanın vücudunda, Üstad Said Nursi’nin belirlediğine göre, 4 daire-tabaka vardır ve bu dairelerde insanın hareketleri ve yaşayışı zaman zaman devam eder.

Bunlar; “… insanın vücudunda birkaç daire vardır. Çünkü hem nebatîdir, hem hayvanîdir, hem insanîdir, hem imanî. …bazen de yirmi dört saat zarfında her dört tabakada muamele vaki olur.” 5

Her dört tabakada olaylar, işlemler her an olduğu gibi devamlı bir surette de tabakalar/daireler arası geçişler de olabilmektedir. İnsan cismani vücud itibariyle nebati hayat mertebesinde olduğu halde nefsinin emirlerini dinlemesi itibariyle de hayvânî hayat mertebesindedir. İşte bu insan “… Muhabbet-i İlahiyenin ziyasını tazammun eden imanın nuruyla münevver olan İslâmiyetin terbiyesiyle tekemmül edip, insaniyet cihetinde, abdiyet içinde bir sultan”6 lık mertebesine çıkabilmektedir.

İnsan genel anlamıyla; cismani bedeniyle bitki, nebat, iştihalı nefsi itibarıyla hayvan, külli marifeti ve ibadeti ile de (insani ve) melekî davranışlar gösterebilmektedir. 7

Uyurken nebati, yer ve içerken hayvânî mertebede, yeme içmeye besmele başlayıp sonrasında ‘Elhamdülillah ‘ der ve ortada da bunların bir Mün’im tarafından verildiğini tefekkür ederse, insaniyetten ‘melekî, imanî’ mertebeye geçer.

İmanî mertebe gereği ibadet esnasında gaflet veriyor olursa, bir alt mertebeye düşebilir.

Nebati ve hayvânî ihtiyaçların giderilmesi esnasında; Bismillah, Elhamdülillah, fikir silsilesi yaparsak, önce insani, sonrasında (melekî) imanî hayat mertebesine geçilir.

İnsanın yemesi, içmesi hayvânîyet dairesinin olmazsa olmazlarıdır. Fakat alınan gıdaların besleyiciliği dolayısıyla vücudun gelişmesi (et ve kemiklerin, saçların, tırnakların büyümesi) halleri nebati, bitkisel dairesinin özelliklerini gösterir.

Nasıl ki, bitkilerin ve hayvanların gelişmesi için bazı unsurlar(hava, su, ışık, yemek vs) gerekiyorsa, insanın nebati ve hayvânî vücudunun gelişmesi için de aynı veya farklı unsurlar ve ortamlar gereklidir.

İnsan vücudu, cesedi itibariyle, insanın hayvânî dairesi sayılabilir. Çünkü Üstad diyor ki; “Eğer insan bir cesed-i hayvânîden ibaret olsaydı ve kafasında aklı olmasaydı..”8

“Ve keza, insan fiil ve sa’yi cihetiyle zayıf bir hayvan olup dâire-i sa’yi pek dardır. İnfial, sual, dua cihetiyle Rahman-ı Rahîm’in aziz bir misafiridir. Dairesi hayâl kadar geniştir.

Ve keza, insanın hayat-ı hayvânîyeden aldığı lezzet bir serçe kuşunun lezzeti kadar değildir. Çünkü insanda hüzün, keder, korku var, onda yoktur. Fakat cihazat, hissiyat, duygular, istidatlar itibarıyla hayvanların en âlâsından fazla lezzet alır. İnsanın şu vaziyetine dikkat edilirse anlaşılır ki, bu kadar cihazat, bu hayat için olmayıp, ancak bir hayat-ı bâkiye için kendisine verilmiştir. Ve keza, insan saltanat-ı rububiyetin mehâsinine nâzır ve esmâ-i kudsiyenin cilvelerine dellâl ve kalem-i kudretle yazılan mektubat-ı İlâhiyeyi mütalâa ile mütefekkir olduğu cihetle, eşref-i mahlûkat ve halife-i arz olmuştur.9 İşte o zaman insan, hayvânîyet mertebesinden sonra insaniyet mertebesine ve sonrasında imanî mertebeye geçmekte-çıkmaktadır.

Demek, insanın hayvânî tabakadan insani tabakaya geçebilmesinin şartlarından biri, kafasında aklı olması, onu kullanması ve hareketlerinde, davranışlarında, konuşmasında da kafasındaki bu aklın hâkim olması gerekiyor.

Bazı insanlar da imanî hayatın zıddına gidip, küfre girmekle(yani hayvanî daireye girmekle); nebati ve hayvanî daireden gelen kuvveleri, sonuçları görmedikleri ve düşünmedikleri için, o insanın insaniyet dairesindeki kuvvelere galip gelip o yolda cüzi bir lezzet aldıkları için, ondan (hayvânî daireden) çıkmak istemiyorlar.

Hayvânî dairede bulunan kalp; akıl ve dimağ gibi işlettirilerek; velayet mertebelerinde Allah’ı zikrederek ve tefekkürle imanî hakikatlere yönünü çevirdiğinde, kalp, imanî dairenin bir merkezi hükmüne gelebilir.

Çünkü “İnsanın çekirdeği olan kalb, ubudiyet ve ihlâs altında İslâmiyet’le iska edilmekle imanla intibaha gelirse, nurânî, misâlî âlem-i emirden gelen emirle öyle bir şecere-i nurânî olarak yeşillenir ki, onun cismani âlemine ruh olur. (Yani insan, insani daireden imanî daireye geçer, tekâmül eder.) Eğer o kalb çekirdeği böyle bir terbiye görmezse, kuru bir çekirdek kalarak nura inkılâp edinceye kadar ateşle yanması lâzımdır.”10

İnsaniyet dairesinde kalp, sır, akıl ve hayal v.b. etkili birçok duygular vardır. Bunların doğru zamanda, doğru mekânda ve doğru metod ve kavramlarla eğitilmesi gerekir. Bu eğitimin en güzeli ‘İman Eğitimi’dir. Eğitimle imanın güçlendirilmesiyle(tahkik-i imanın elde edilmesi) iman dairesindeki ilmelyakin, aynelyakin ve hakkalyakin mertebelerini kazanabilir.

İnsaniyet tabakasının-dairesinin bir tezahürü, akıl vasıtasıyla belli maksatlar için, kalbindeki arzularını gerçekleştirmek amacıyla çalışması ve ona göre davranmasıdır.

Fakat “İnsanı hata (yapmaya sevk eden)ve galata atan(yanıltan durum), bu dört tabakadaki farkı anlamayıp bunlara riayet etmemektir. Bazen en üst daire olan iman dairesinden sonra (insan) tabaka-i nebatiye’ye inebilir.”11

Dipnot:

  1. Zariyat Suresi, 56
  2. Mesnevî-i Nûriye.188
  3. Mesnevî-i Nûriye 190
  4. Agy.
  5. Mesnevî-i Nûriye Onuncu Risale
  6. 23. Söz. 2. Mebhas
  7. (M.Said İşeri, Köprü, Kış- 2010)
  8. Mektubat, 29. Mektup
  9. Mesnevî-i Nûriye Onuncu Risaleden
  10. Mesnevî-i Nûriye Habbe,
  11.  Mesnevî-i Nûriye Onuncu Risaleden

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*