Okyanus Berisinden

Amel testimizin sızıntı noktası…

Mü’min anne, babalar için hayırlı, imanlı, ahire­tini kurtaracak ameller ile yaşayıp, emanetini güzel bir şekilde Rabbine teslim edebilecek evlâtlar yetişti­rebilmek bu dünyadaki en mühim meseledir. Bu se­beptendir ki, daha küçük yaşlardan itibaren çocukla­rımıza Allah’a iman ile başta namaz olmak üzere tüm ibadetleri, duaları öğretmeye çalışırız.

Farz-ı muhâl, hem kendimiz, hem de gözümüz­den bile sakındığımız çocuklarımız için istikamet üzere bir hayat yaşıyoruz zannederken, bir de bakıp görsek ki, çatlak bir testiden sızan su gibi, hasenatla­rımızla doldurmaya çalıştığımız o su testimizde olu­şan çatlaklardan hazin bir şekilde ziyan olup gidiyor! Ne kadar müteessir olur, hemen o sızıntıyı kesmek için bir şeyler yapmaya çalışırız değil mi?

İşte hazindir ki, çoğunlukla gözden kaçırdığımız, sosyal hayat içerisinde ülfet peyda etmiş, önemsiz olarak gördüğümüz bir husus vardır ki, amellerimizi böyle alıp götürüyor.

Aynı bir virüs gibi mü’min ailelerin bile sinsice içi­ne girip yerleşmiş olan o sû-i hareketin adı “Gıybet”­tir. Aynı virüse dönüşmüş kötü hücrelerin iyi olanları­nı tüketmesi gibi gıybette bizim ve çevremizdekilerin sevap ve hasenatlarını yiyip bitiriyor.

Öncelikle yapmamız gereken, hastalığın teşhisini koymak. Kötü hücreleri tespit edip, gerekli tedaviyi uygulamak. Evet belki ilk başlarda zor gelecek ama zamanla tekrar eski sağlığımıza kavuşacağız Allah’ın izni ile.

Kur’ân-ı Kerim’ de Yüce Allah, “kardeşimizin etini dişlemek” olarak tabir ettiği bu kötü hâlin maalesef ki, cezası da çok büyük. Bu kısmı gerekli ayet, hadis, fıkıh kitapları ve özellikle Risale-i Nur’ daki “gıybet bahsine” havale edip, sosyal hayatımızın içine nasıl yerleştiğine dikkatinizi çekmek istiyorum.

Muhafazakâr ailelerin, diğer büyük gü­nahlardan olan; Allah’ a şirk koşma, zina, içki vb süfli hallerden bir nebze kendini korumaya alabildiği günü­müzde sanıyorum ki farkında olmadan en çok gaflete düş­tüğümüz iki günah “yalan” ve “gıybet”tir. Yalandan da bir nebze içtinab edebiliyorsak da gıybet öyle farklı hallerle karşımıza çıkıyor ki, ayırt edip, kendimizi sakınma­mız fazlasıyla zor oluyor. Çünkü her bir hali için nefis he­men kendince bir kılıp giydirip ken­dini temize çıkartıyor maazallah.

Bunlardan en yaygın olanları,

—E ama yalan mı söylüyorum ben, herkes biliyor öyle olduğunu.

Zaten yalan söylüyor olsak hem gıybet hem iftira etmiş olacağız.

—Gelsin, gerekirse onun yüzüne karşı da söyle­rim.

Bu da en fazla karıştırılan hususlardan bir tanesi maalesef. İslâmiyet bize sadece arkasından konuş­tuğumuz için bu yasağı getirmiyor, o kişi söyledikle­rimizi duyduğunda üzülecek ya da kırılacak ise yine aynı şekilde gıybet oluyor.

-Bütün …. lar şöyle, bütün …. böyle gibi, genel­lemeler.

Bu da yine en dehşetli olanlarından; tüm bir ka­vim, ırk ya da cemaat için söylenen çirkin bir söz ya­hut yakıştırma o topluluğa mensup tüm bireylerin hakkına girmek demek oluyor ki, her birinden sağ ya da ölmüş olanlarından bile helallik alınması gereki­ yor. Ayrıca eğer içlerinde o yakıştırmakta olduğumuz kötü halden uzak olanlar var ise, onlar için de ayrıca iftira etmiş sayılıyoruz ki Allah böyle bir yükten hepi­mizi muhafaza etsin.

—Ben istişare amaçlı anlatıyorum.

Burada da dikkat etmemiz gereken kıstas, isti­şare edeceğimiz kişinin, ya bahse konu olan kişi ile yapacağı bir iş üzere gelip bizden sormuş olması gerekiyor ki, burada da söylediklerimiz kesinlikle ve kesinlikle objektif olmalı asla hislerimiz ile hareket etmemeliyiz. Eğer üzerinde konuştuğumuz kişi bi­zim teşrik-i mesai yaptığımız ve kendi­sinde hata gördüğümüz biri ise bunun ile alakalı da sadece ve sadece birinci derece­den yetkili amiri ile görüşebiliriz bunun dışında, dışarıdan biri ile görüşmek de yine gıybete gir­mektedir.

—Ben bir şey deme­dim yanımdakiler konu­şuyordu.

Bu nokta da müm­kün olduğunca hemen gıybet eden kişileri uyarmalı ve mevzuyu kapatmaları­nı sağlamalıyız. Muvaf­fak olamıyorsak ortamı terk etmeli eğer hiç birini yapma­ya muktedir değilsek kesinlik­le içimizden buğz etmeli, nefsimi­ze asla fırsat vermemeliyiz. Çünkü her günah gibi gıybette de zehirli bal gibi, aldatıcı bir tatlılık, nefsin hoşuna gidecek bir lezzet vardır. Gıybet eden kişi rahatladığını, zevk aldığını düşünür ama aslında büyük bir azap ile cezalandırı­lacak çok çirkin bir hal içindedir. Ayet cisimleşse kişi o sırada kendisini gıybet ettiği kişinin etini dişlemekte olan bir canavar gibi görecektir.

—Sosyal medya aracılığı ile yapılan gıybet.

Tahmin ediyorum ki, içlerinde en sinsice olanı bu şeklidir. Bulaşıcılığı fazla, etki alanı geniş ve tahrip gücü oldukça yüksektir. Evlerimizdeki televizyonlar­dan başlayarak, magazin programları, internet ha­berleri ve diğer sosyal medya araçları düzenli olarak bize bunu aşılıyorlar. Sürekli birileri birilerini çekişti­riyor, eleştiriyor, kusurlarını bulup açığa çıkartmayı marifet sayıyor. İnsanların hayatlarını, hatalarını, kusurlu davranışlarını didik didik ederek diğer insan­ların önüne sunuyor. Biz de büyük bir iştah ile bunları izleyip bir de üzerinde yorumlarda bile bulunabiliyo­ruz. En üzücü olanı da bu davranışımızın gıybet veya iftiraya ortaklık olabileceğini zerre kadar düşünmü­yoruz. Bizden uzak, şahsen tanımadığımız kişilerin üzerinde hele hele bu kişiler tanınmış şahıslar ise bu davranışımızı kendimizde hak telakki ediyoruz.

Gıybet ve iftira için Yüce Allah’ın koymuş olduğu yasaklar, Onun yarattığı kullarına ne kadar adalet­li ve merhametli olduğunu göstermiyor mu? Bunu anlamanın en iyi yolu aslında empati kurmaktan geçiyor.

Kendimizi bu defa da gıybet eden değil gıybeti yapılan kişi olarak düşünelim. Farz-ı muhal biz bir or­tamda yokken, birileri duyduğumuzda hoşlanmaya­cağımız şekilde bizim hakkımızda konuşuyor olsun. Bir insan olarak acizliğimiz, maddi kısıtlamalarımız ile her an her ortamda bulunup bunu engellememiz ya da kendimizi savunmamız mümkün olabilir mi? Bu fitnenin önüne geçmek için her bir durum için ayrı bir avukat tutabilir miyiz? Velev ki, tuttuk diyelim, kaçından haberimiz olacak, kaçı gizli kapılar ardında ya da kendisini tanıtmadan ulu orta sosyal medyada bizi çekiştiren kişilerden olacak.

İşte aslında şeriat olarak tabir ettiğimiz, sosyal hayatı İslâmiyet ile düzene sokan kurallar bu takibi kişilerin vicdanlarında yapması için, herkesin vicda­nını kendisine bekçi yapmaktadır. Buna uymayanları da dehşetli bir azap ile cezalandırmaktadır. Bizi ya­ratan yine biz kullarına merhameti yüce olan Allah, bizim hakkımızı bizim adımıza savunuyor ve bizi uyarıyor, gıybet ettiğiniz takdirde sadece azap gör­mekle kalmayacak, sevaplarınız da o çekiştirdiğiniz, hakkında kötü konuştuğunuz kişinin amel defterine geçecektir.

Bunun olmaması için hemen nedamet etmeli, yılandan akrepten sakınır gibi bu kötü davranıştan kaçınmalı, çocuklarımıza diğer ulvî hasletleri kazan­dırırken bu mühim konuyu unutmamalı, hem fiilen hem kavlen tam örnek olmalıyız. Daha önce gıybe­tini yaptığımız kişi veya topluluklar için de istiğfar edip, alabiliyorsak helalliklerini almalı, alamıyorsak da hayatta olduğumuz sürece onlara gıyaben dua etmeliyiz.

Rabbim, bir ortamda gıybet edildiğini fark ettiği­mizde, nefsimize pay çıkartmaya çalışmadan refleks ile bu duruma anında tepki gösterenlerden olmayı nasip etsin Efendim, selam ve dua ile…

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*