Düşünceler

Ve bil Ayetü’l-Kübra

Nisyan… İnsanın en fıtrî hali. Enfüsî âlemde yaşanılan nefis mücadelesi ve gafletin ağır basması halinde vazife-i ubudiyeti unutmak… Bu, kişinin iç dünyasında yaşadığı bir hâl. Ya unutturmak. Tıpkı 1938’li yıllarda ifsat komitelerinin “Şeâir-i İslâmiye içinde en parlak ve muhteşem” olan Ramazan-ı şerîf’i millete unutturmak ve rahmet ayının rahmetinden millet ve memleketin mahrum kalışını istedikleri gibi…
Dış âlemde bu haller yaşanırken Rabbini hiç unutmayan biri vardı. Zahiren Kastamonu’da sürgündü. Ancak kalbi ve fikri Kur’ân hakikatleriyle meşgul olduğundan hayali seyahatindeki hürriyetine kimse kayıt vuramazdı. Ve İsra Suresi’nin 44. ayetini “Yedi gökle yer ve onların içindekiler onu tesbih eder. Hiçbir şey yoktur ki, onu övüp onu tesbih etmesin. Lakin siz onların tesbihini anlamazsınız. Şüphesiz ki o Hakîmdir, ceza vermekte acele etmez; Gafurdur, günahları çokça bağışlar.” ayetini okumaya başladı. Okuyan Bediüzzaman’dı, zamansa Ramazan…
Isparta kahramanları başta olmak üzere kendini iman davasına adamış herkes bu risaleyi temin ve çoğaltmaya gayret ettiler. Küçük bir dairede başlayan bu îmân-ı tahkîkî dersi tüm vatan sathına hâle hâle yayıldı.
İnsaniyetin tevhid hakikati cihetindeki nisyaniyeti bu sayede azalmaya başlarken, Şeâir-i İslâm’ın en muhteşemi olan Ramazan-ı mübarekte hatırlanmaya başlandı. Devlet nezdinde ciddi bir hatırlama olmasa da, millet fikir ve kalp dimağındaki hakikatlerle Ramazan’ın rahmet halinden istifade yolunda gayrete başladı. Ve bu gayret günümüze kadar geldi ve devam edecek inşallah.
İmam-ı Ali’nin Celcelûtiye kasidesinde dediği “Ayetü’l-Kübra hakkı için o fecet (kötülükler) ve musibetten şakirtlerine eman ver” şeklindeki niyazı Nur Talebelerini Denizli hapis musibetinden selâmete çıkardığı gibi bizleri de inşallah gaflet ve dalalete düşme musibetinden sahil-i selâmete çıkaracak.
Gelin bu Ramazan’da Ayetü’l Kübra Risalesi’ni okuyarak, tevhid hakikatinin mücessem timsali olan minareler, gönlümüzden yükselsin. Böylece kâinata esma penceresinden bakma heyecanından, o minarelerin kandilleri ışıl ışıl yanacaktır. Ve dahi yazalım gönlümüzün minarelerinin mahyasına “Ve bil Ayetü’l- Kübra eminni minel fecet”…

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*