Nurdan Sayfalar

Aile hayatında bir nokta-i istinat ve medar-ı teselli istişare

Nev-i beşerin hayat-ı dünyeviyesinde en cemiyetli merkez ve en esaslı zemberek ve dünyevî saadet için bir Cennet, bir melce, bir tahassungâh ise, aile hayatıdır. Ve herkesin hanesi, küçük bir dünyasıdır. Ve o hane ve aile hayatının hayatı ve saadeti ise, samimî ve ciddî ve vefadarâne hürmet ve hakikî ve şefkatli ve fedakârâne merhamet ile olabilir. Ve bu hakikî hürmet ve samimî merhamet ise, ebedî bir arkadaşlık ve daimî bir refakat ve sermedî bir beraberlik ve hadsiz bir zamanda ve hudutsuz bir hayatta birbiriyle pederâne, ferzendâne, kardeşâne, arkadaşâne münasebetlerin bulunmak fikriyle, akidesiyle olabilir.

(Bediüzzaman Said Nursî, Sözler)

 

İnsanın en fazla ihtiyacını tatmin eden, kalbine mukabil bir kalbin mevcut bulunmasıdır ki; her iki taraf, sevgilerini, aşklarını, şevklerini mübadele etsinler ve lezâizde birbirine ortak, gam ve kederli şeylerde de yekdiğerine muavin ve yardımcı olsunlar. Evet, bir işte mütehayyir kalan veya bir şeye dalarak tefekkür eden adam –velev zihnen olsun– ister ki, birisi gelsin, kendisiyle o hayreti, o tefekkürü paylaşsın.

(Bediüzzaman Said Nursî, İşaratü’l-İ’caz)

 

Madem, hayat-ı içtimaiyenin bir temel taşı ve fıtrat-ı beşeriyenin bir hacet-i zaruriyesi ve aile hayatından tâ kabile ve millet ve İslâmiyet ve insaniyet hayatına kadar en lüzumlu ve kuvvetli rabıta ve her insanın kâinatta gördüğü ve tek başına mukabele edemediği medar-ı zarar ve hayret ve insanî ve İslâmî vazifelerin ifasına mâni maddî ve manevî esbabın tehacümatına karşı bir nokta-i istinat ve medar-ı teselli olan dostluk ve kardeşâne cemaat ve toplanmak ve samimâne uhrevî cemiyet ve uhuvvet, siyasî cephesi olmadığı hâlde ve bilhassa hem dünya, hem din, hem ahiret saadetlerine kat’î vesile olarak iman ve Kur’ân dersinde halis bir dostluk ve hakikat yolunda bir arkadaşlık ve vatanına ve milletine zararlı şeylere karşı bir tesanüt taşıyan Risale-i Nur şakirtlerinin pek çok takdir ve tahsine şayan ders-i imanda toplanmalarına “cemiyet-i siyasiye” namını verenler, elbette ve herhâlde, ya gayet fenâ bir surette aldanmış veya gayet gaddar bir anarşisttir ki, hem insaniyete vahşiyâne düşmanlık eder, hem İslâmiyete Nemrudâne adavet eder, hem hayat-ı içtimaiyeye anarşîliğin en bozuk ve mütereddî tavrıyla husumet eder ve bu vatana ve millete ve hâkimiyet-i İslâmiyeye ve dinî mukaddesata karşı mürtedane, mütemerridane, anudâne mücadele eder.

(Bediüzzaman Said Nursî, Tarihçe-i Hayat)

 

Kızlarım, Hemşirelerim! Bu zaman, eski zamana benzemiyor. Terbiye-i İslâmiye yerine terbiye-i medeniye, yarım asra yakın hayat-ı içtimaiyemize yerleştiği için, bir erkek bir kadını ebedî bir refika-i hayat ve saadet-i hayat-ı dünyeviyeye medar ve sair günahlardan kendini muhafaza etmek için almak lâzım gelirken; o bîçare zaifeyi daim tahakküm altında, yalnız dünyevi, muvakkat gençliğinde sever. Ona verdiği rahatın bazı on misli onu zahmetlere sokar. Eğer şer’an “küfüv” tabir edilen birbirine denk olmazsa, hukuk-i şer’iye nazara alınmadığından, hayatı daima azap içinde geçer. Kıskançlık da müdahale ederse daha berbat olur.

(Bediüzzaman Said Nursî, Emirdağ Lahikası)

 

Bir ailenin saadet-i hayatiyesi, koca ve karı mabeyninde bir emniyet-i mütekabile ve samimî bir hürmet ve muhabbetle devam eder.

(Bediüzzaman Said Nursî, Lem’alar)

 

Yani, iman bunu iktiza ediyor ki: Tahakküm ve istibdat ile başkasını tezlil etmemek ve zillete düşürmemek ve zalimlere tezellül etmemek. Allah’a hakikî abd olan, başkalara abd olamaz, Birbirinizi — Allah’tan başka— kendinize Rab yapmayınız. Yani, Allah’ı tanımayan, her şeye, herkese, nispetine göre bir rububiyet tevehhüm eder, başına musallat eder.

(Bediüzzaman Said Nursî, Tarihçe-i Hayat)

 

“İşlerinde onlarla istişare et.”(1) emriyle, kardeşlerimle bir meşverete muhtacım.

(Bediüzzaman Said Nursî, Emirdağ Lahikası)

 

Medar-ı niza bir mesele varsa, meşveret ediniz. Çok sıkı tutmayınız. Herkes bir meşrepte olmaz. Müsamaha ile birbirine bakmak, şimdi elzemdir.

(Bediüzzaman Said Nursî, Kastamonu Lahikası)

 

Dipnot:

(1) (Âl-i İmran Suresi:159.)

 

Lugatçe:

Ferzendâne: Oğula yakışacak surette.

Mübadele: Değiş-tokuş, karşılıklı olarak değiştirme, trampa etme.

Mütehayyir: Hayrette kalan, şaşmış, şaşırmış, şaşkın.

Küfüv: Evlenecek çiftlerin belirli bakımlardan birbirlerine denk olmaları.

Tahakküm: Zorbalık etme, zorla hükmetme, hükmü altına alma.

İstibdâd: Hak ve hukuku tanımama, keyfî uygulama, zulüm ve tahakküm.

Tezlil: Aşağılama, küçük düşürme, horlama; küçük ve hor görme.

İstişâre: Danışma, birinin fikir ve görüşüne başvurma, fikir sorma.

Medâr-ı nizâ: Kavga, çekişme sebebi.

Müsâmaha: Kolaylık gösterme.

 

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*