Tefekkür Dünyası

Zikrullah terapisi    

 

“Ey iman edenler, Allah’ı çokça zikredin (anın).”1

“Ve sabah, akşam Rabbinin adını zikret.”2

“Rabbini çokça zikret ve akşam, sabah O’nu tesbih et.”3

“Onlar, inananlar ve kalpleri Allah’ı anmakla huzura kavuşanlardır. Biliniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.”4

Kur’ân-ı Kerim’de “Kalplerin ancak Allah zikriyle tatmin olduğu” buyrulmaktadır. Cenab-ı Hakkın bu yüce kelamıyla anlıyoruz ki, O’nu zikretmek maddî ve manevî âlemimizde bir şifa kanalı açmakla ruh dünyamıza huzur iklimlerini doğurmaktadır. Allah lafzının insana olan pozitif etkilerini ve hastalıkları tedavi eden yönünü merak eden araştırmacılar birtakım çalışmalar yapmışlardır. Araştırma neticesinde, Allah zikrine devam eden insanların kalp ritminin düzeldiği ortaya çıkmıştır.

Psikolog Van der Hoven’ın yaptığı araştırmada Allah lafzındaki her bir harfin hastalıktlar için bir tedavi unsuru olduğu detaylı olarak ortaya konulmuştur.

Sufizm ve sağlık üzerinde yapılan araştırmalar sonucunda ise zikrullahın nefes ve duygularda adeta bir ameliyat yaptığı dile getirilmektedir.

Bunun yanı sıra HeartMath Enstitüsü uzun yıllar kalp ve beyin arasındaki iletişimi incelemiş ve bu enstitünün yöneticilerinden Dr. Rollin Mc Craty, kalbin beyne gönderdiği sinyallerdeki düzenin, beynin performansını derinden etkilediğini ve bu sinyallerin düzenliliğinin, düşünme ve karar verme işlevlerini kolaylaştırdığını aktarmıştır. Yaptıkları araştırmalar sonucunda olumlu duyguların kalp atış ritmini düzenlediğini ve duygu durumuna göre kalbin elektro manyetik alanının etkilendiğini ifade etmişlerdir. Kalb ritminin düzenliliği arttığı z amanlarda,bağışıklık sisteminin güçlendiği ve stres hormonunun düzeyinde azalma meydana getirerek daha açık bir zihne sahip olmayı sağladığı dile getirilmiştir.

Stresi gideren alternatif yollar üzerine araştırma yapan uzmanların ifadesine göre, Allah’ın 99 ismini yani Esmaü’l- Hüsna’yı zikretmek kişiye huzur ve sükûnet vermekle beraber Esmaü’l- Hüsna ile yapılan zikrin, beynin bazı merkezlerindeki enerjiyi daha çok aktive ettiği öne sürülmektedir. Binaenaleyh bu araştırma neticelerini destekleyen veriyi Bediüzzaman Hazretlerinin eserlerinden Mesnevi-i Nuriye’deki “İnsan ve insan hayatı, Esma-i İlahiye’nin tecelliyatına tarladır.”şeklindeki beyanında da görebiliyoruz.

Ayrıca Allah’ı zikretmenin manevî âlemlerde nelere vesile olduğuna dair olarak konuyu ele aldığımızda; Bediüzzaman Hazretleri’nin Mektubat adlı eserinde kalbi işlettirmek için en büyük vasıtanın zikr-i İlahi olduğu ifadelerine rastlamaktayız. Mektubat’ta kalbin seyr ü sülukunun Cenab-ı Hakkı zikretmek ve tefekkür etmekten geçtiği dile getirilmektedir. Özellikle tarikat kolları, hafi zikir ile kalbin fethedileceğini, nefsin başının kırılacağını, enaniyet mikrobunun öldürülebileceğini kabul ettiğinden zikr-i İlahi ile yol almaktadırlar.

Üstad Bediüzzaman Hazretleri kalbin ayine-i Samed olduğunu beyan eder. Yani her şeyin kendisine muhtaç olduğu ama kendisinin hiçbir şeye muhtaç olmadığı Zat’tan başka kimseden medet beklemeyen öyle bir latifemiz (kalb) vardır ki ancak O’nu zikrederek tatmin olmakta ve bütün emel ve arzularını, karşılayabilecek olan tek Zat’a dayanarak mutmain olmaktadır.

Ayetlerin, yapılan araştırmaların ve Asrın alimi Bediüzzaman’ın beyanlarından yola çıkarak anlamaya çalıştığımız zikrullah hakikatinin neticesinde Allah’ı zikretmenin ne büyük hikmetlere medar olduğunu anlamakla birlikte, esasen zikrin Allah rızası maksadı baz alınarak yapılması gerektiğini unutmamalıyız.

Dipnot:

1. Ahzab Suresi, 41

2. İnsan Suresi, 25

3. Al-i İmran Suresi, 41

4. Rad Suresi, 28

 

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*