İlham

Bu vatan bizim!  

 

Bir hayal hızıyla gezdim bir anda vatanımın sathını. Onun kıyısında, köşesinde, dününde, bugününde her köşesinde, hayatımın bir bölümü, en kıymetli hatıralarım vardı. Canlı gibi, dün gibi… Seneler kısalıp bir ânın içine girmiş, her şey bir anda tekrar yaşanmıştı.

Bu, benim hayatımdı. O ânın içinde sür’atle gelip geçen her şey yaşanmıştı. Seneler ve yaşanmışlıkları şimdi bir ânın içindeydi. Ne garipti hayat. Uzun muydu? Kısa mıydı? Bir an mıydı? Ne çabuk gelip geçiyordu her şey. Uzun diye boşa do­lanma. Kısa diye de öyle bakınıp durma! Zamana bir şeyler oldu. Sür’atle akar oldu. Her bir ânımızı dikkatle ve özenle Rabbimizi razı edecek şekilde yaşamamız gerek. Boşa geçirecek vaktimiz yok.

Şu suyun başındaki ben miyim? Oturmuşum kenarına, sıçrayarak akıp gidişine dalmışım. Suyun her bir sıçrayışında ben de sıçrıyorum. Kalbim de sıçrıyor. Onun nağmelenişini dinliyorum. Zikir­lerini anlayamasam da, Allah’ın en güzel isimle­riyle akıp gittiğini biliyorum.

O, benim vatanımın en özel bir köşesini süslüyor. O benim vatanıma vuruyor, damgasını. O benim vatanıma ait.

O suyun çevresinde şehit düşmüşler var. Bu vatana ait o damgayı silinmez kılmak için savaşmışlar. Belki kısacık sayılan ömürleri şehitlik mer­tebesine ermekle en kıymetli bir ömür hükmüne geçmiş. Ben onları hissediyorum. Yine oralarda dolandıklarını görüyorum sanki. Bize görünme­yen bir perdenin arkasında, belki hâlâ vatanları için dualar ediyorlar.

Bir dağın başındayım. Burada bir köy var. Gece olmuş ve yıldızlar belirmiş. Hava serin bi­raz. Bacalarda ince bir duman. Bu köy benim vatanımda. Benim vatanımın bir köyü. Bu köy, bu vatanın bizim olduğuna dair bir damga vu­ruyor, buralara. Ahırlardan koyunların, kuzuların melemesi geliyor. Her şey; köyler, insanlar, hay­vanlar, ‘’Bu vatan bizim.’’diyor. Bu aitlik duygu­su beni de sarıyor. Şu yıldızlı gecede, bulutlarla sarmaş dolaş gökyüzünde çizilen manzaralar, sadece şu ana mahsus bir tabloda, o eşsiz res­samın, taklit edilmez turralarını vuruyor, dağla­rın başına.

Rüzgâr dolaşıyor, ağaçların arasında. Ağaç­lar, onun dürtüsüyle cezbeye geliyor, bir uğul­tudur ki, sormayın. Bir zikir ki kalbi derinden sarsıyor. Benim vatanımın ağaçları onlar. Onları dinlerken, kendimi garip, gurbette ve yalnız his­setmiyorum. Her şey tanıdık geliyor. Burası hür olduğum yer. Hürriyeti hissettiğim yer. Yıldızlar bile buradan bir başka görünüyor. Daha parlak. Daha bana yakın. Daha cana yakın.

Gezip dolaştığım çarşılar, çocuklarıma ayak­kabı, elbise, okul malzemesi aldığım dükkanlar, bayramlık aldığım, onların sevincini izlediğim anlar, çarşılar pazarlar, hepsi tanıdık. Yüzler tanı­dık. Ruhlar tanıdık. Evler, yollar, camiler, hanlar, hamamlar tanıdık. Burası benim vatanım çünkü. Toprağına güvenle bastığım, kuşlarını, kumrula­rını, karıncalarını benim bildiğim… Kedileri bile daha bir sevecen. Kucağına gelir senin. Sevdirir kendini. Nazlılıkla elindeki yemekten ister. Sen onu seversin, o da sana naz yapar. O senin va­tanında dolaşan bir kedi. Sanki bu aidiyet duy­gusunu bilir. Bu insanlar bizim insanlarımız der.

Bizim insanlarımız… Duyguları benzer. Kız­gınlıkları, sahiplenmeleri, sevmeleri benzer. Barışmaları, darılmaları, coşmaları, sevinmeleri, benzer. Çünkü onlar, yıllardır bir arada bu top­raklarda, bu kültürle yoğrulmuşlar. Minareler onları çağırır. Camiler onları bekler, onlarla dolar, boşalır. Bayramlar, kandiller, onlarla şenlenir. Yardım ederler, yardımlaşmayı severler. Gözyaş­ları, acımaları boldur. Onlar bu vatanın insanları. Şehit ecdatlarından kendilerine miras kalan bu vatanın elbette ki kıymetini bilirler.

Şehitlerimiz… Ebedi âleme gözyaşlarıyla uğurladığımız can parelerimiz… Bu vatan için can vermekte devam ediyorlar. Her gün birini veya bir kaçını uğurluyoruz. Mahzun ve üzgü­nüz. Bu vatanı böldürtmemek, bütünlüğümüzü korumak için, o çok kıymetli canlarını ‘’Vatan sağ olsun!’’ diyerek tereddütsüz feda eden bu yiğit­lerimize ancak dualarımızı gönderebiliyoruz, he­diye olarak. Vatan toprağı, bu canları kırmızı bir gül goncası gibi bağrına basıyor. Gelen baharın en güzel, en canlı gülleri onlar. Bülbüller, en hisli nağmelerini onların başında seslendirse yeridir. Zira bu güller, vatan için dikildi, bu toprağa…

Vatanımızı bölmek isteyenler bilsin ki, bu toprağın altı, üstünden daha çok kalabalık. Bu toprağın altı şehitlerle dolu. Orada ordular var, hâlâ ‘’Vatanım!’’diyen. Biz bu toprakları, büyük bedeller ödeyerek aldık. Can pahasına… Canan pahasına… Anasını, babasını, kardeşini, bacısı­nı, sevdiğini, sevdalısını bir an bile düşünmedi, o şehitler canını verirken. Geride bıraktıkları, ‘’Ben şehit babasıyım! Şehit anasıyım. Şehit kardeşi­yim! Şehit çocuğuyum! Şehit hanımıyım. Şehit nişanlısıyım! ‘’ diye övünçle, iftiharla tutuyorlar tabutlarının uçlarından. Acıları büyük. Evet, her şey vatan için!

Vatanımızı bölmek isteyen mihraklar bilsin ki, bu vatan bölünmez. Şehit kanlarıyla yoğrulmuş bu topraklar size yar olmaz. Ancak mezar olur. Madem burada ölmek istiyorsunuz, ne ya­pabiliriz ki. Bu topraklar cömert. Size de mezar olur. Sizi de kabul eder. Şimdi ve daha önceki asırlarda olduğu gibi nice dost ve düşman, işte bu toprağın altında. Ama hesapların görüleceği gün, sizler o şehitlerden ayrılacaksınız. Layık ol­duğunuz ne ise onu bulacaksınız.

Rabbim vatanımı koru. Bu vatanın evlatları­nı koru. Şehitlerimiz bu vatanın kurtulduğunu, bölünmezliğinin dost düşman herkes tarafın­dan tasdik edildiğini, o şerefli makamlarından seyretsinler inşallah. Çünkü bunu görmeyi hak ediyorlar.

Rabbim sen bu vatanı bölmek isteyenlerin menhus plânlarını onların başlarına çevir. Onlar­dan tamamen kurtulduğumuzu, yıkılmış, harap olmuş yerlerin yeniden yapılandırıldığını ve vatanımızda anarşi ve terör belasının geri dönme­mek üzere bertaraf edildiğini bizlere de göster. Âmin.

 

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*