Röportaj

“Çocuğu göstermemek duygusal bir ceza!”

 

Boşanma sayısının artmasıyla birlikte gündemimize yansıyan önemli bir problem; ortada bulu­nan çocuklar. Eğer var ise, boşan­madan en çok etkilenen çocuk oluyor. Boşanmanın çocuklar üzerindeki etkisi Esenyurt Üni­versitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Orhan Çelik ile konuştuk. İstifadenize sunuyoruz

 Boşanma sürecini çocukların en az hasarla atlatması için, ya­pılması gerekenler nelerdir?

Tabii bu çok olumlu bir konu değil; ama hayatın içerisinde, he­pimizin başına gelebilecek olan ve bulunduğumuz çağda fazlaca karşılaştığımız bir konu. Sistem teorisine göre sistemin en zayıf­ları çocuklardır, öncelikle bunun bilinmesi çok önemli. Boşanma anneye de babaya da iyi gelmi­yor. Çocuklarda da çeşitli kaygı bozukluklarına, tepkilere, akut stres bozukluğuna neden oluyor. Dolayısıyla anne babanın bilmesi gerekiyor ki çocuklar bu süreçten etkileniyor. Mutlaka etkilenecek, az veya çok. Bu yüzden “Eş olarak evli kalamamış da olsak en azın­dan anne-baba kalmayı becere­lim” duygusunu kendi içlerinde hissetmeleri; bütün sorunu, bo­şanmanın etkisini, ortadan kaldı­racaktır diye düşünüyorum.

 Birinci madde bu herhalde. Anne-babalık bitmiyor. Biten sadece karı-kocalık durumu…

Evet, annelik- babalık devam ediyor. “Senin annen ve baban olmaya devam edecek. Sadece biz aynı evde yaşamayacağız, sen annenle/ babanla kalmaya devam edeceksin; ama ben seni sürekli görmeye geleceğim. Daha fazla birlikte olacağız.” diye çocu­ğu yatıştırmak gerekiyor. Çünkü bu çocuk için kaygı verici bir du­rum. Çocuğun bir şekilde şart­larının değişmeyeceğini, sadece anne- baba ile ilgili sorun olduğu, ona yansımayacağını, ona ger­çekten gönülden hissettirmek gerekiyor. Başka bir husus; çocu­ğun evini değiştirmemek olabilir. Çünkü zaten aile sistemi değişi­yor. Yaşanan ebeveyn tek kişiye düşüyor. Eğer yaşadığı yeri değiş­tirmezsek bu duruma daha kolay alışabilir. Bir de anne ve babalar çocuklarını piyon olarak kullanı­yor. “Babana söyle şöyle yapma­sın”, “Annene söyle şöyle yapma­sın” şeklinde çocukları piyon gibi kullanırlarsa büyük zarar görürler. Çünkü çocuklar zaten evliliğin iyi gitmediğini görüyorlar ve ken­dilerini iyi hissetmiyorlar. Daha sonra çocuklar kendileri için değil, anne babalarını mutlu etmek için yaşamaya başlıyorlar. Duygusal ritmi bozuk ailelerde daha çok bu şekilde olabiliyor. Bir de anne ve baba da onları kullanırsa veya ayrılma sebepleri konusunda ge­rekli açıklamayı yapmazlarsa ço­cuk kendini suçlu görebilir. Hatta çocuklar “Babamı kızdırdım, canı­nı sıktım veya oyuncak istedim.” gibi düşüncelerden dolayı aile­lerinin boşandığını düşünerek, kendilerini suçlu hissederek bir şekilde çöküntüye, depresyona girebilirler. Bu yüzden ayrılığın sebebi iki tarafın da olduğu bir yerde güzelce izah edilmeli.

 Çocukların ruh sağlığı nasıl etkileniyor bu durumdan?

Şöyle bir durum var. Sinir sis­teminin gelişimi ilk 5 yaşta ger­çekleşiyor. Bundan sonraki gelişim daha az olur. Özellikle çocuk ilk 5 yaş içindeyse, hareketlere çok daha fazla dikkat etmek ge­rekir. Sanki birisini uyandırma­mak için parmak ucunda yürürüz ya, aynı onun gibi. Zaten çocuk­ların durumuna empati yaparak bu süreci yönetmek hem anne için, hem baba için çok önemli. Çocuk olmazsa bir daha eşinle karşılaşmayacaksın evet. Fakat çocuk olduğu için bu süreç olduk­ça dikkatli ve kontrollü bir şekilde yönetilmeli. O yüzden de iyilikle ayrılmalıyız. Tamam, birbirine eş olma durumu bitse de ayrıldığı­mız insanın öfkesini çekmeme­miz, ufak meseleleri bir tarafa bırakıp evladımızın ruh sağlığını ön plâna çıkararak bir ayrılma sürecini düşünmemiz bence en önemlisi. Yoksa evlenmek de mutlu olmak için, boşanmak da. Kaldı ki yapılan çalışmalarda gö­rüyoruz ki eğer aile içinde şiddetli geçimsizlik varsa, çocukların o duygu selinin bozuk olduğu aile­lerde kalmasındansa, ebeveynle­rin boşanıp tek ebeveynli aileler­de yaşamaları ruh sağlığına daha olumlu etki ediyor. O yüzden bo­şanma eğer kaliteli bir şekilde yö­netilirse herkesin faydasına olur. Tabii ki evlenmek, boşanmak için yapılmaz. Evlilik doğal olan bir yoldur. Evliliğin devam etmesi kutsaldır; çünkü orada evlatları­mız yetişmektedir. Ama insanlar bunu yapamamışsa, evlilik in­sanları tedavi etmesi gerekirken hasta eder pozisyona getirirse o zaman boşanma ile evliliği biti­rebiliriz. Ama bu süreç, çocuk ön plâna alınarak ilerletilmeli diye düşünüyorum.

 0-5 yaş üzerinde özellikle durdunuz. Ergenlik dönemi için söyleyecekleriniz var mı?

Boşanma ne kadar ileride olur­sa çocuğun etkilenmesi daha az olacaktır. Filmlerde de görülür ya; psikiyatra giden hastaya devamlı şu söylenir: “Biraz çocukluğunuza dönelim.” Çünkü bilimsel araştır­malara göre çocukluk dönemi çok hassas bir dönem ve kişilik ilk 5 yaşta şekilleniyor. O yüzden bu dönemde daha da hassas olmak gerekir. Tabiî ilerleyen dönemler­de kişi daha da olgunlaşacak ve bu süreci kaldırması daha kolay olacaktır, diye düşünüyorum.

 Peki, neden 0–5 yaş en has­sas dönem?

Farkındaysanız o yaşta dü­şüncelerimizi yeterince anlatamayız, çocuk olduğumuz için çok fazla önemsenmeyiz veya ailelere müdahale edemeyiz. O yaşlarda daha bir pasif durumdayız sanki ama bir taraftan da bize hasta olarak gelen insanlara baktığı­mızda bu hastalıklara temel olan şeyin kaynağı bir şekilde o yaşlar­dan etkileniyor.

 Bir de ebeveynden birinin di­ğerine çocuğu göstermeme olayı var. Bu durumun çocuk psikoloji­si üzerindeki etkisi nasıl olabilir?

Bu, çocuğu adeta yetim bırak­mak gibi. Bunlar narsist ve bencil insanların yaptığı şeyler. Neden çocuğu göstermemek? Bu açık­ça “Ben öfkeliyim, öfkemi çocuk üzerinden eski eşimden çıkara­cağım” demek. Bir kere çocuğun olduğu yerde öfke olmamalı. Çünkü o; senden sonra, sen öl­düğünde sana dua edecek veya senin neslini devam ettirecek in­san. Sen nasıl ona annesini veya babasını göstermezsin veya kar­şı tarafla öfke üzerine kurduğun ilişkiyi çocuk üzerinden yaşarsın? Bu, en ağır cezalardan bir tanesi belki. Bunun hukukî anlamda ce­zası yok; ama duygusal anlamda en büyük cezalardan birisi diye düşünüyorum. Onun için ayrıldı­ğımız eşimizden helallik istemek, birbiri ile yapamadığını anlayıp daha mütevazı bir duruş içeri­sinde olmak ve eski eşin öfkesini üzerine çekmemek çocuk için ya­pılacak en büyük güzelliktir.

 Peki, çocukların okul başarı­ları nasıl etkilenir bu durumdan?

Tabiî düşecektir; çünkü kon­santre olamazlar. Okul başarıla­rına ayırması gerektiği enerjisini “Babam ve annem neden böyle yapıyorlar, neden ayrıldılar, ne­den biz yalnızız, neden benim babam yok, neden annem yok?” sorularına harcar. Çocuğun dün­yası çöküntüye uğrayacak, tabii ki ders başarısı da bozulacak. Hayat bir gelişme süreci, o gelişme ve değişmenin olabilmesi için orta­mın uygun olması gerekir. Ama kaygılarla, psikolojik sorunlarla giden bir hayatta kişinin fiziksel özellikleri bile gelişmeyecektir. Hatta çocuk eğer bu boşanma sürecinden veya ondan sonraki öfke sürecinden etkilenirse hayatına kadın veya erkek almayacaktır. O evlenmeyen insanlar var ya, onlar işte ebeveynlerinin evliliğini po­zitif bir referans noktası olarak görmüyorlar. “Babam annemi mutlu edemedi ki başka bir erkek beni mutlu etsin” diye düşündük­leri için hem hayattaki tercihleri değişecek, hem de bu kurumdan mümkün olduğu kadar uzak dur­maya çalışacaklardır. O yaşlarda yaşadığı şeyler aslında gelecekte böyle bir kuruma olan güvenlerini sarsacaktır. Can sıkıntısıyla, gele­cek endişesiyle, yalnızlıklar içinde onarılmaz bir yaraya neden olur. Ama boşanma sürecini böyle yaşamayabiliriz.

 Peki, bir uzman olarak bu süreci yaşayan aile büyüklerine, anne ve babalara son olarak tav­siyeniz var mı?

Çocukları boşanmaya hazır­larken ilk başta onlara bu ayrılma konusundan sorumlu olmadıklarını söyleyebiliriz. Aslında bi­zim de üzgün olduğumuzu; ama bundan başka seçenek kalmadı­ğını, annesinin babasının yanın­da olduğunu, daha fazla zaman geçireceklerini ifade etmeliyiz. Maddî ve manevî desteğimizi eksik etmemeliyiz. Bir de evlilik konusunda olduğu gibi boşanma­da da aileler çok bu işin içine gir­memeliler. Çünkü bu, aile içinde yaşanan bir süreçtir. Daha fazla insan karıştıkça bu süreç giderek bozulmaya başlıyor. Mümkün ol­dukça karşı tarafın öfkesini çek­meyerek süreci yönlendirmeye çalışmalıyız. Allah kolaylık versin bu yolda olanlara.

 

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*