Kapak

Mehmet Tahiri Mutlu (1900–1977)  

 

Mehmet Tahiri Mutlu, 1900 yılında Ispar­ta’ya bağlı Atabey kazasında doğdu. Ço­cukluk yılları manevî değerleri ön plânda tutulan ve dinî hassasiyetleri olan bir aile ortamında geçti. Askerlik çağı gel­diğinde Kurtuluş Savaşı verilmektey­di. Mehmet Tahiri Ağabey de dört yıl demir yollarında askerlik yaptı. Savaş sonrasında gazilik ünvanı, madalya ve maaş verildi ama o maaşı almadı.

Mehmet Tahiri Ağabey, 1931 yılında akrabaları vesilesiyle Risale-i Nur ile tanıştı. Barla’da Üstad’ı ziyaretinden sonra Risale-i Nur hizmetine girdi. 1942 yılında Ayetü’l Kübra Risa­lesi’nin bastırılması maksadıyla İstanbul’da 44 gün kaldı. Bu sırada Sahaflar Çarşısı’nda Bediüz­zaman’ın eserlerini sordu. İşaratü’l–İ’caz, Hakikat Çekirdekleri ve Lemeat adlı eserlerini buldu ve Üs­tadına götürdü. “Kahraman Tahiri’nin bana getir­diği bir nüsha Lemeat’ı çok kıymettar gördüm.”

Tahiri Ağabey de Üstad ve diğer talebeler gibi Risale-i Nur neşriyle meşgul olmasından dolayı 1943’te Denizli, 1948’de Afyon hapishanelerinde kaldı. Ayrıca 1958’de Ankara, 1960’da Isparta’da hapsedildi. Oralarda da etrafındakilere iman haki­katlerini anlattı. Bu durum Bediüzzaman tarafın­dan şöyle anlatılır: “Çok tecrübelerle ve bilhâssa bu sıkı ve sıkıntılı hapiste kat’î kanaatım gelmiş ki: Risale-i Nur ile kıraaten ve kitabeten iştigal, sıkıntıyı çok hafifleştirir, ferah verir. Meşgul olmadığım zaman o musibet tezauf edip lüzumsuz şeylerle beni müteessir eder. Bazı esbaba binaen, ben en ziyade Hüsrev’i ve Hâfız Ali, Tahirî’yi sıkıntıda tah­min ettiğim halde, en ziyade temkin ve teslim ve rahat-ı kalb, onlarda ve beraberlerinde bulunanlar­da görüyordum. “Acaba neden?” der idim. Şimdi anladım ki; onlar hakikî vazifelerini yapıyorlar, malayani şeylerle iştigal etmediklerinden ve kaza ve kaderin vazifelerine karışma­dıklarından ve enaniyetten gelen hod­füruşluk ve tenkid ve telaş etmedik­lerinden, temkinleriyle ve metanet ve itminan-ı kalbleriyle Risale-i Nur şakirdlerinin yüzlerini ak ettiler, zın­dıkaya karşı Risale-i Nur’un manevî kuvvetini gösterdiler. Cenab-ı Hak, onlardaki nihayet tevazu ve mahviyet­te tam izzet ve kahramanlık seciyesini umum kardeşlerimize teşmil ettirsin, âmîn!”

Tahiri Mutlu, 1953 yılında Bediüzzaman Haz­retleriyle birlikte Barla’ya gitti. Ayrılıştan yaklaşık yirmi yıl sonra yeniden Barla’ya gitmişlerdi. Zübe­yir Gündüzalp de bu seyahate katılmıştı. Hatıra­lardan öğrendiğimize göre, talebelerinin kusurlu hallerine kızan Bediüzzaman Hazretleri, hiddetli ve kızgın anlarında Tahiri Ağabeyi gördüğünde he­men yumuşar, bu mümtaz talebesini tebessümle karşılardı. Ona, “Allah’ın veli kulu” diye hitap ettiği nakledilmektedir.

“Bizi ve Kastamonu şakirdlerini kıyamete kadar minnetdar eden ve müstesna kalemiyle Risale-i Nur’un hemen umumunu bu havaliye yetiştiren ve evlâd ve peder ve vâlideleri ve refikasıyla Risa­le-i Nur’a hizmet eden kahraman Tahirî kardeşim! Cenab-ı Hak hanenizdeki hemşireme, hem bana şifa ihsan eylesin. Hastalığıma ait bir parça size geliyor. Peder ve vâlidenize de benim tarafımdan deyiniz ki: Tahirî gibi kahraman bir şakirdi Risale-i Nur’a yetiştiren ve o vasıta ile defter-i a’mallerine daima hasenat yazdıran bir şakirdi bize kardeş veren o mübarek zâtlar, inşâallah bu saadeti daima idame ettirecekler. Dünyanın cam parçalarını, o elmaslara tercih etmeyecekler. Onlar, hususî dua­larımızda dâhildirler.”

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*