Kapak

Yetimlik güzel şey

 

Yaklaşık 8 sene önce yetim kaldım. O zaman he­nüz 16 yaşımdaydım. Bakmayın duygusal bir giriş yaptığıma. Bu yazı acıklı bir yazı olmayacak. Tabiî biraz duygulanabilirsiniz isterseniz, onun garantisini veremem; ama hayır, acıklı bir yazı olmayacak. Ken­dimi acındırmayacağım size. Çünkü tek bir gün bile yetim olduğum için acımadım kendime. Evet, insan özlüyor. Bazen üzülüyor; bazen yoruluyor. Ama emin olun hepsi de, “Göz yaşarır, kalp hüzünlenir, ama biz yine de Rabbimizin hoşnut olacağı şeyi söyleriz. Ey İbrâhîm! Senin ayrılışına çok üzülüyoruz.”1 kabilin­den. Neden mi böyle konuşuyorum? Niye mi bunla­rı anlatıyorum sizlere? Çünkü babası vefat etmek, babasız kalmak değildir. Hiçbir gün olsun babamı sorana, “Babam yok.” demedim. Yalan olur çünkü. Babam var ki benim. Elbette var. Yalnızca başka bir âleme seyahate gitti. Hani bazı insanların babaları yurt dışına falan seyahate gider. Uzun süre kalması gerekir. Ya da eski filmlerde, adam Avrupa’ya işçi ola­rak gider de ailesine, “Merak etmeyin, ben yerleşe­yim sizi de oraya aldıracağım.” der. İşte ben de soran olursa, “Babam inşallah Cennet’e gitti, köşkümüzü hazırlıyor. Vakti gelince biz de onun yanına gideceğiz.” diyorum. O kadar güzel ki bunu söylemek. Bunu söylediğim için o kadar mutlu, o kadar heyecanlı hissediyorum ki…

Bakın burada yetim edebiyatı yapmıyorum. Yetim edebiyatı bambaşka bir şey çünkü. Yetimâne hüzün diye bir kavram var, bilir misiniz? Hani romanlar, şarkılar, filmler insana bazen adım adım bunalıma götüren bir hüzün verir. İşte buna yetimâne hüzün demişler. İşte, yetimlik de böyle yansıtılıyor. Yetim olmak; kimsesiz kalmak, savunmasız bırakılmak, dünyanın bütün kötülüklerine, bütün acımasızlıklarına karşı yapayalnız ve korumasız kalmak olarak gösteriliyor. “Hayat zaten sillesini vurmuş.” deniliyor, “Biz hayata 1–0 yenik başlamışız.” deniliyor. Evet, ben 16 yaşımda yetim kaldım. Ailemde hiçbir destekçim yoktu, her şeyi çekip toparlamam gerekiyordu. “Ben artık hayatta güçlü olamam.” diyebilirdim, demedim. Tek bir gün bile “Neden ben?” diye sormadım. Çünkü hiçbir zaman kendimi yalnız hissetmedim. Beni yaratan, benim üzerimde benden çok tasarrufu bulunanın her şeyi bilerek işlediğine inandım. Ve gerçekten böyle inanınca iyi insanlarla karşılaşıyorsunuz. Biliyor musunuz, Allah hep iyi kullarını yardıma gönderiyor. Hiç öyle dizilerde, filmlerde olduğu gibi yüzde bir şansın yaver giderse diye bir şey yok. Ve ben tek bir gün dahi yetim olduğumdan pişmanlık duymadım. Aksine o kadar sevdim ki yetimliğimi… Her gün ayrı bir hikmetini gösterdi Rabbim. Her gün işler biraz daha iyi gitti. “Demek ki böyle olması gerekiyormuş.” favori cümlelerimden biri oldu. Eminim bu, herkesin hayatında böyle, sadece görebilmek lazım. İmtihanlar herkes için farklı olabilir; ama değil mi ki Yaradan aynı, Rabbimin hikmeti, merhameti ayırım yapmaz kulları arasında. Yeter ki gözünü açsın insan, görmeye, okumaya çalışsın. Yetimâne hüzün veren edebiyata aldanmasın, hissiyatına kapılmasın.

Devamı Bizim Aile Nisan sayısında…

 

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*