Tefekkür Dünyası

Asrın devası Nur kelâmında  

 

Asrın insanını maddî ve manevî boyutta inşiraha kavuşturan bilimsel ve psikolojik araştırmalar devam ededursun, tazeliğini her zaman koruyan Kur’ânî tedavi yöntemleri tüm insanlığa hitap etmesi ve kolay uygulanabilirliğiyle vazgeçilmezliğini daima muhafaza etmektedir. Zira Hz. İmam-ı Ali’den (ra.) nakledilen hadis-i şerifte en hayırlı ilacın Kur’ân-ı Kerim olduğu buyrulmaktadır. Aynı zamanda “Kur’ân ilacın ta kendisidir” hadis-i şerifini de burada hatırlayabiliriz. Ancak günümüz gelişmeleriyle ortaya konan çareler, marazları tedavi etmekten ziyade geçici çözümler üretmektedir.

Hususan helaket ve felaket asrının insanında ekseriyetle depresyon, kaygı bozukluğu gibi duygu durum bozuklukları ile müteellim bir halet vuku bulmuştur. Pek çokları tarafından dile getirilen “Müminlerde depresyon olamaz, olmamalı, imanın zafiyetinden meydan bulan bu gidişata ne yapmalı?” gibi ifadeler algı ve malumat hatasından kaynaklanmaktadır. Çünkü depresyon hastalığı azamî derecede biyolojik bir problemdir, yani depresyon çeşitlerinden ekserisi fiziksel bir sıkıntıdan meydana gelmektedir.

Bunun yanı sıra insanda oluşan olumsuz, pesimist ruh haleti; kişinin kendini ve hayatı anlamlandırırken oluşturduğu hatalı şemalarından vuku bulmaktadır. Keza insan bu dünyaya gönderiliş amacını kendi âleminde çözümleyemediği takdirde, yani yaradılış gayesini idrak etmek noktasında geri kaldığı zaman depresif bir şekilde amaçsız ve olumsuz duygu durumlarının yaşanması çoğu kez kaçınılmaz olmaktadır.

Psikolojik destek kliniklerinde uygulanagelen psikoterapilerde, psikanaliz sürecinde geçmişte çözülememiş olan problemler hakkında konuşarak; danışan her ne kadar rahatlatılmaya çalışılsa da kısa vadede bu yaklaşımların faydası görülüyorken uzun vadede derinlemesine bir etki oluşturan tedavilere ihtiyaç duyulmaktadır. İşte bu noktada bazı uzmanların görüşüne göre ‘inanç tedavisi’ devreye girmektedir. Keza depresyon gibi rahatsızlıklarda yapılması uygun görülen tedavi şekillerinin yanı sıra inanç terapilerinin olması çözüme ulaşmayı yakınlaştırmakla beraber uzun vadede etkili alternatif bir çözüm olduğu uzmanlar tarafından ifade edilmektedir. Ayrıca Bediüzzaman Hazretlerinin bu görüşün verimliliğini destekleyen bir tespiti de şöyledir: “Hazık (uzman) mütedeyyin hekimlerin tavsiyelerini tutmak, ehemmiyetli bir ilâçtır. Mütedeyyin hekim, elbette meşrû dairede nasihat eder ve vesâyâda (tavsiyelerde) bulunur.”

Esasen inanç faktörü ve iman; bu rahatsızlıklarda en verimli bir ilaç hükmündedir. Hatta iman sinirsel rahatsızlıklarda koruyucu bir hekim vaziyetinde hastalıklara mukabil bir ilaç ve kalkan gibidir. Evet, imanla nurlanmış bir nazar, niyet ve düşünce iklimiyle; tüm yaşanılan psikolojik problemlere mukabil perde arkasındaki hikmetleri okuma imkânı yakalanacak ve “Hayat musibetlerle, hastalıklarla tasaffi eder, kemal bulur, kuvvet bulur, terakki eder, netice verir, tekemmül eder; vazife-i hayatiyeyi yapar.” hakikati idrak edilmeye başlanacaktır. Binaenaleyh imanlı bir şuurla yapılan enfüsî tefekkürler; duygularımızı ifrat ve tefrit dengesizliğinden kurtararak vasat dengeye getirmeye bir adım teşkil edecek ve imanî bir dürbünle yaşanan hadiselere karşı geliştirdiğimiz tahliller, ruh dünyamızın kemâlâtına vesile olacaktır. İşte bu esnada mihenk olarak Kur’ân’ın bu asırdaki en beliğ tefsiri olan Risale-i Nur imdadımıza yetişmektedir. Çünkü Risale-i Nur okumaları derunundaki enfüsî ve afakî tefekkürlerle bakış açımıza imanî bir perspektif kazandırmaktadır. Aslında Nur kelamı okumak, bütün duygusal, psikolojik ve sosyal problemlerimizi tedavi eden bir süreci doğurmaktadır, diyebiliriz. Ama bu tedavinin tesirini arttırmak, elbette oradaki hakikatleri yaşantımızda aktive ettiğimiz takdirde hayatımızı nurlandıracak ve bizim kalbî ve aklî marazlarımızın iyileşmesine bir vesile olacaktır.

Evet, Risale-i Nur kazandırdığı nuranî bakış açısıyla kâinatta cereyan eden her şeye güzel bakmayı öğretmekle, güzel düşünce ufkuna sahip olmaya büyük bir vesiledir. Hal-i hazırda bu durum çok mühim bir meseledir. Zira asrın insanının pesimist kimliğinden necat veren bir düşünce öğretmenliği yapmaktadır Nur Külliyatı. Çünkü icra ettiği bu ulvî vazife “Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır” hakikatini yaşatmakta ve karamsarlık prangalarını kırarak insanlığın ümit filizlerini sümbüllendirmektedir. Nitekim Nur talebelerinin “Sebeb-i saadetim Risale-i Nur’dur” beyanı ile de bu eserlerin saadet, mutluluk ümit aşılayan bir tiryak formülünü içinde barındırdığı, hakikatleri yaşayan timsallerce de kanıtlanmaktadır.

Saadete erişmenin güzel niyet ve düşünce merkezli bir yaşam ile mümkün olduğunu insanlığın rehberi olan Peygamber Efendimiz’in (asm) şu beyanıyla da nakledebiliriz: “Bana cennet ehli gösterildi. Cennet halkının ekseriyeti ‘bühül’ olanlardı” diye buyurmuşlardır. Sahabe: “Bühül kimdir Ya Rasulallah?”diye sormuşlar, Peygamberimiz (asm): “Kafalarının arkasında kötü niyet ve fikir taşımayanlardır” cevabını vermiştir.

Güzel görüp, güzel düşünmek öyle ehemmiyetlidir ki üzüntüden yani düşüncenin yanlış tasarruf edilmesinden en kötü bedenî rahatsızlıklara dahi maruz kalınabilmektedir. Zira üzüntü ile benliği yıpratmak ve hadiselere karşı sürekli olumsuz yaklaşımlar geliştirmek; sağlığı ve saadeti kemiren bir hastalığa benzetilmektedir. En büyük rahatsızlıkların dahi ana kaynağının ekseriyetle negatif düşüncelerden oluştuğunun tespit edilmesinin yanı sıra niyetlerimizdeki, zanlarımızdaki yanlışlıklar da kaderî boyutta müthiş engebelere sebep teşkil etmektedir. Örneğin ülseri olan 12.000 hasta üzerinde yapılan bir araştırmada hastaların beşte dördünün üzüntüden ve stres kaynaklı, yani düşünce bozukluğundan dolayı ülsere yakalandıkları nakledilmektedir.

Bu araştırma ve tespitlerden anlaşılan o ki; ruh ve beden sağlığını korumak; bilinçaltımıza güzel düşünce ve niyetleri nakledip beyindeki sinyalleri doğru kanalize ederek ruh ve vücut mekanizmasının sağlıklı bir bütünsellik balansını yakalamasını sağlamak; menbalarımızı sahih ve selametlilerden yana tercih edip ona göre disipline olmaktan geçmektedir.

Sözlerin en güzeliyle ruhlarımızı tedavi etmenin ne kadar ehemmiyetli olduğunu bildiren birkaç mühim beyan ile maksadımıza hâsıl olup, kelamımızı sonlandıralım:

“Bizler için şimdi her şeyin iyi tarafına ve güzel cihetine ve ferah verecek vechine bakmak lâzımdır ki, mânâsız, lüzumsuz, zararlı, sıkıntılı, çirkin, geçici haller nazar-ı dikkatimizi celb edip kalbimizi meşgul etmesin.”1

“Allah sözün en güzelini, birbiriyle uyumlu ve bıkılmadan tekrar tekrar okunan bir kitap olarak indirdi. Rablerinden korkanların, bu Kitab’ın etkisinden tüyleri ürperir, derken hem bedenleri ve hem de gönülleri Allah’ın zikrine ısınıp yumuşar. İşte bu Kitap, Allah’ın, dilediğini kendisiyle doğru yola ilettiği hidayet rehberidir.”2

Dipnotlar:

1. Şualar

2. Zümer Suresi

 

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*