Düşünceler

Dünyadaki iki cennet…  

 

İzninizle sizi biraz geriye götüreceğim. Çoğu insanın hayallerini süsleyen bir yere… On dört yaşında bir kızın gözüyle yolculuğumuza başlayacağız. Bir Nisan ayında, bahar kokan bir mevsimde, Müslümanların kalbinde baharı yeşerten bir Zât’ın olduğu yere gideceğiz. Medine’ye… Ardından o kutlu Nebî’nin doğduğu yere, asıl memleketine, Mekke’ye…

Uçağımız Cidde’ye varmıştı. Sekiz saatlik bir mesafeyle o en kutlu Nebî’nin olduğu yere, Medine’ye varacaktık. Yolda cam kenarında, biraz da çocuk kalbimle, babamın bana her zaman anlattığı, annemin adını duyup gözyaşlarına boğulduğu o Zâtın, o kutlu Nebî’nin (asm) olduğu yere gitmek beni ziyadesiyle duygulandırmıştı. Yolda o mesafede başımı cama dayayıp dışarıyı seyrederken, o çöllerden Peygamberimin (asm) geçtiğini hissetmek, o duygu dolu anlar, tarifi mümkün olmayan o saatler…

Ve en nihayetinde vardık huzur kokan beldeye. Otele eşyalarımızı bırakır bırakmaz hemen yola koyulduk. Adeta yerimizde duramıyorduk, sanki o gece, gecenin on ikisini bulan o saatte, o yorucu yolculukla bile olsa, gitmesek bir daha göremeyecekmişiz gibi aşkla, şevkle, hızlı adımlarla vardık mescidin avlusuna… Varır varmaz uzaktan yeşil kubbe göründü, biraz daha yaklaştık, biraz daha… Yaklaştıkça kalbim yerinden çıkacak gibi çarpıyordu. Ve tam dibindeydik yeşil kubbenin, uzun uzun baktık, sanki derinden bakınca Peygamberimizi (asm) görecekmişiz gibi bir hissiyatla bakındık durduk, baktık… Allah’ım bu nasıl bir huzur, bu nasıl bir mutluluk, o kubbenin altında Peygamberimin (asm) olduğunu bilmek, onu hissedebilmek, o avluda oturup o kubbeye bakıp tüm aşkınla, tüm sevdanla, tüm samimiyetinle ağlayabilmek… Çok şükür Rabbim! Ne kadar tarifi mümkün olmayan bir duygu, ne kadar hoş bir hissiyat…

Yıllar geçse de aklımdan, kalbimden çıkmayan en kutsal, en değerli yolculuğum. “Tekrar nasip et” dediğim tek mekan.

Mescid-i Nebevî’de, o kutlu beldede, semalara yükselen Medine imamlarının sesi arkasında, dünyanın en batısından en doğusuna bütün dünyadan gelen çeşit çeşit insanların bir araya gelip bir arada namaz kılıyor olmaları, nasıl müthiş bir atmosfer! Hangi yazı bunu anlatabilir ki… Her secdenin, her bir sevabın katmerleşerek sana döndüğü o mekanda bulunmak…

Medine’de güneş gülümser hep size, çok narin bir havası vardır. Sanki orada bulunan o kutlu Zâtın (asm) farkındadır Medine. Huzur verir adeta size, sıcağı yakmaz, yanan tek şey kalbiniz olur, O’nun (asm) aşkıyla kavrulur.

Namaz esnasında Mescid-i Nebevî’nin avlusunda bir Medine imamının sesi duyulur, bir de çocukların tatlı gülümseyişi…

Hani derler ya: “Bebekler uyurken melekler onlara gülümser.” diye. Belki orada, o kutsal topraklarda, Peygamberim (asm) gülümsüyordur minik bebeklere ve masum çocuklara…

Hem onlara hem de O’nun için gelen, O’nun için yanan ümmetine…

Hüzünlense de kalp, artık ayrılık vakti gelmiş çatmıştır. Bir taraftan Allah’ın en kutlu dediği mekana gitmenin sevinci, bir yandan yeşil kubbeyi bırakmanın hüznü.

Ve yolculuk başlar Mekke’ye doğru…

Uzun olan o yolculukta, Efendimiz (asm) ve Hz. Ebu Bekir’in (ra) yolculuğu geldi gözümün önüne; ne badireler atlatmışlardı varabilmek için Medine’ye! Otobüsle upuzun gelen o yolculukta, o zamanlar nasıl yaya olarak gidilmişti? Kalplerindeki iman aşkı, İslâm hakikatlerini insanlığa götürmek için yaptıkları mücadele geliyordu gözümün önüne…

Ve sekiz dokuz saatlik bir yolculuktan sonra varmıştık Peygamberimin (asm) “Allah’ın yarattığı şeyler içinde en çok sevdiğim yer sensin. Eğer buranın halkı beni zorla çıkarmasaydı, ben kendiliğimden çıkmazdım.” dediği mübarek mekan, Efendimiz’in (asm) dünyaya gözlerini açtığı yer Mekke’ye…

Mekke’ye varır varmaz vakit kaybetmeden Kâbe’nin yolunu tutmuştuk. Otel Kâbe’ye uzak olduğu için minibüslerle gitmiştik. Yine heyecan, yine duygu dolu anlar… Önce uzun bir avlu karşıladı bizi. Kısa olan yürüme mesafesi bize uzunca gelmişti ve sonra karşımızda tüm görkemliğiyle Hz. İbrahim’in oğlu İsmail ile inşa ettiği, Hz. Muhammed’in (asm) her ruhu daraldığında ziyaretine gittiği Kâbe-i Muazzama. Allah’ım ne kadar güzel bir manzara! Hep resimlerde ya da televizyon ekranlarında gördüğümüz; ama ilk defa canlı ve net gördüğüm o mübarek yer…

Adeta gözlerim kamaşmıştı, annem ve babamla uzun bir müddet bakakalmıştık. Sadece bakmıştık.

Her yaptığımız bir tavafta ayrı bir huzur alıyorduk. Mekke’de ibadetlerin, sürekli yürümeye dayalı olmasına rağmen, iki saatlik uykuyla bile dinç olmamız ve yorgunluğu hissetmememiz hiç şüphesiz en merhametli olan Rabbimizin bize yardımıydı…

Ve yine ayrılık vakti. On beş günün dolu dolu huzurla geçtiği zamanlar… Yıl 2011, aylardan Nisan. Hayatım boyunca en güzel baharı yaşadığım günler…

Mekke ve Medine dünyadaki iki cennet… Peygamberimin (asm) ve hatıralarının olduğu kutsal beldeler…

 

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*