Kelimat Çiçekleri

Mele-i âlâ’da alkış sesleri  

 

Karar vermek… Verilen gençlik nimetini hangi yönde kullanmak için karar vermek… Camları veya elmasları seçmek… Rabbinin rızasını düşünerek, “Bismillah” diyerek camları elinin tersiyle itip elmasları seçmek… Ve dershane yoluna koyulmak… Vedalaşarak çıkılan bu yolda aile, arkadaş, memleket geride kalsa da; gözde hasret yaşları olsa da sebatla yola devam etmek… Zahirî sıkıntılara aldırmayıp sadakatle yürümek… Çünkü biliyoruz ki; “Zaman İslâmiyet fedaisi olma zamanıdır.” Fedaisi olduğumuz İslâmiyet ve Risale-i Nur ruy-i zemindeki bütün muazzam meselelerden daha büyüktür.

İşte bu büyük mesail olan Risale-i Nur’un âli beyanatı ile ruhlarımız teskin, hakiki dersleriyle kalplerimiz tatmin oluyor.

Sonra koşuşturmak… Okul, dershane, mümessil toplantısı, semt dersleri, okuma programları vs… Bazen yorulmak… Bazen de nereye yetişeceğini bilememek… Tam bu yorgunlukla Risaleyi alıp kanarcasına okumak… Okumak… Okumak… Ve yeniden dirilmişçesine kalkıp, dersanedeki nöbetini yapmaya koşmak.

Ve akşam dersinde kardeşlerle hep birlikte şu mektubu okumak:

“Nur ve feyiz hazînesi, irfan ve kemâlât menbâı olan Risâle-i Nur’u bir dakikamızı bile boş geçirmeden, mütemadi ve devamlı bir şekilde her gün ve her saat okuyacağız ve bu uğurda geceli gündüzlü çalışacağız, inşaallah.”1 Ve ardından yorgun gözler canlanıp, “Sadakte Üstadım” dercesine heyecanla başları kaldırmak… Tüm kardeşlerle göz göze gelip aynı heyecanı paylaşmak…

Böyle geçen günler, haftalar, aylar, yıllar… İşte bu yaşananların ardından bir veda vakti daha… Aileden ayrılırken yaşaran gözler şimdi, dershaneden ve canından çok sevdiği nur kardeşlerinden ayrılmaktan dolayı yaşarır. Sicim sicim yaşlar dökülür. Fakat kimse birbirini üzmek istemediği için gözyaşlarını saklamaya çalışır. Ve akıllara hemen Risale-i Nur’daki şu tesellikâr sözler gelir:

“Birimiz şarkta, birimiz garpta, birimiz cenupta, birimiz şimalde, birimiz âhirette, birimiz dünyada olsak, biz yine birbirimizle beraberiz. Kâinatın kuvveti toplansa bizi yüksek üstad Said Nursî’den ve Risale-i Nur’dan ve bizi bizden ayıramazlar. Zira biz Kur’ân’a hizmet ediyoruz ve edeceğiz. Ahiret hakikatine inandığımız için, mânevî olan bu sevgi ve tesanüdümüzü elbette hiçbir kuvvet sökemeyecektir. Çünkü bütün Müslümanlar saadet-i ebediye makarrında toplanacaklardır.”2

Dershane hayatı bitmiş değildir. Dershane hayatı bitmez. Asıl şimdi başlamıştır. O halde şimdi uzun soluklu olan bu hayatta vazifemiz nedir?

“Şimdi en esaslı vazifemiz, bataklıktan kurtulmak isteyen ehl-i dînin, karanlıktan usanmış, gıdâsız kalmış kalplerin yardımına koşmak, kendimizden başlayarak Nurun dellâllığını yapmaktır. Bilhassa ve bilhassa şurası çok ehemmiyetli ve pek mühimdir ki, en başta ve en evvel Risâle-i Nur’u dikkat ve tefekkürle devamlı olarak okumak ve o muazzam eser külliyâtındaki Kur’ân ve îman hakîkatleriyle kendimizi teçhiz etmek ve bu esas ve şartlarla, o hârika eser külliyâtını bir an evvel ikmâl etmektir.”3

Vazifeyi hatırlayınca tam bir gayret ve sebatla adım atmak… Ve tebessüm etmek Üstadın şu sözlerini hatırlayınca:

“Cenâb-ı Erhamürrâhimîn, onların emsallerini çoğaltsın, bu vatana medar-ı şeref ve saadet yapsın ve onları da Cennetü’l-Firdevsde saadet-i ebediyeye mazhar eylesin. Âmin.”4

Unutmayın ve kat’iyyen bilin ki; Mele-i Âlânın hadsiz sakinleri, bugün Risale-i Nur’u ve siz nurlu gençliği alkışlıyorlar…

 

Dipnotlar:

1- Asa-yı Musa, s. 242

2- Şualar, s. 470

3- Tarihçe-i Hayat, s. 538

4- Şualar, s. 263

 

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*