Hikâye

Ölüm var!  

 

“Ayna ayna! Söyle bana benden daha güzeli var mı bu dünyada?”

Sabah ritüelleri başlamıştı. Sabah kalktığında ilk kendisine bakardı. Sonra içinden ne kadar güzel olduğunu onaylayınca kahvaltısını yapardı. Kahvaltı yaparken işini düşünürdü. “Ben olmasam hiç bir şey düzgün gitmeyecek. Hiç kimse bir iş yapmıyor. Ben olmasam şirket batar.” diye düşünürdü.

Hazırlanmaya geçtiğinde ise ucuz olan hiçbir kıyafet ona uymazdı. Ucuz kıyafet ya da ucuz hediyeler ona hakaret gelirdi. Baştan aşağıya marka kokan dolabına baktı. Bir kere giydiklerini ayırır ve hiç giymediklerine bakardı. Ayakkabı için dolabı vardı. Yaklaşık beş yüz ayakkabı, her rengin her tonu; ama doyumsuzluk…

Hazırlandıktan sonra aynanın karşısına geçti. “Çok iyisin, hatta en iyisi sensin. Git ve işleri hallet.”

Yolda giderken ne yere bakardı, ne de insanlara. İkisi de ona göre değildi. Herkesten üstün olmak, başını eğmemek anlamına gelmekteydi. Ama kibri önündeki çukuru görmesine engel olmuştu. Adım attı ve o anda yere düştü. “Ahhh!”

Ayağının çıtırt sesi yoldan geçenler tarafından da duyulmuştu. Büyük bir ihtimal ile kırılmıştı. Ama onun derdi ayakkabılarıydı. “Dokunmayın, ellerinizi çekin ayakkabılarımdan. Onlar kaç para biliyor musunuz?” İnsanlar çok şaşırmıştı. Yardım etmek isteseler de edemiyorlardı.

“Bana en pahalı bir hastaneden yardım çağırın!” En pahalı? İnsanlar daha da şaşırmıştı. Sonra baktı olmayacak, sıradan bir hastaneden yardım istedi. Ambulans geldi ve herhangi bir hastaneye gitti. Acilde beklemeye başladı. Kendisiyle ilgilenmeye kimse gelmemişti. Buna sinirlendi. Tam bağıracaktı ki bir anons duyuldu. “Trafik kazası, acil doktorları kapıya gelsin!”

İyice sinirlendi, onun ayağı çatlamış ama kimse bakmıyordu. Kızardı, bozardı, tam ağzını açıyordu ki bir ses duydu: “Anne! Ölme! Gitme!”

Durdu. Sedyede yatan kıza baktı. Henüz yedi yaşındaydı. Sarı saçları kan ile renk değiştirmişti. Annesi ise baygındı. “Allah, Allah” diye sayıklama sesi geliyordu. Onları görünce ayağını unuttu. Ve sonra onların iyi olması için dua etmeye başladı.

Doktorlar ellerinden geleni yapsa da anne vefat etmişti. Kız ise baygındı ve olanları görmüyordu. İşi olmayan doktorlardan birisi yanına gelince kendisini topladı. Ayağı çatlamıştı. Sargıya alındı ve bir hafta istirahat etmesi söylendi. Eve giderken ise tek düşündüğü: Ölümdü.

Bu aralar aklına getirmediği bir şeydi bu. Gelince aynaya baktı. Yüzündeki boyalar onu ölüme karşı koruyor muydu? Ya da ayakkabıları ve elbiseleri… Hayır, hiçbir şey ölümün önüne geçemiyordu. Ölüm varsa nasıl bu kadar üstün olabilirdi?

Boyalarını temizledi, elbiselerini yıkamak için makineye koydu ve düşünmeye başladı. Bedenim de bir gün toprağın altına girecek, o zaman ben de herkes gibiyim. Kimden üstünüm? Ya da dış görünüşümle niye insanlara üstün görünmeye çalışıyorum. Ben de onlar kadar insanım. O zaman bu davranışımın sebebi ne? Bunları düşünerek uykuya daldı ve artık hayata, insanlara karşı daha farklı duygular besliyordu.

 

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*