Hikâye Nurdan Sayfalar

Tüyleri ürpertecek bir sukut-u insaniyet!  

İnsan, hemşire misilli mahremlerine karşı fıtra­ten şehvânî his taşıyamıyor. Çünkü mahremlerin simaları, karâbet ve mahremiyet cihetindeki şefkat ve muhabbet-i meşruayı ihsas ettiği cihetle, nefsî, şehvânî temâyülâtı kırar. Fakat bacaklar gibi şer’an mahremlere de göstermesi caiz olmayan yerlerini açık saçık bırakmak, süflî nefislere göre, gayet çir­kin bir hissin uyanmasına sebebiyet verebilir. Çün­kü mahremin siması mahremiyetten haber verir ve nâmahreme benzemez. Fakat meselâ açık bacak, mahremin gayrıyla müsavidir. Mahremiyeti haber verecek bir alâmet-i farikası olmadığından, hayvânî bir nazar-ı hevesi, bir kısım süflî mahremlerde uyan­dırmak mümkündür. Böyle nazar ise, tüyleri ürper­tecek bir sukut-u insaniyettir!

(Bediüzzaman Said Nursî, Lem’alar)

Kur’ân, merhameten, kadınların hürmetini muhâfaza için, hayâ perdesini takmasını emreder; tâ hevesât-ı rezîlenin ayağı altında o şefkat mâden­leri zillet çekmesinler, âlet-i hevesât, ehemmiyetsiz bir metâ hükmüne geçmesinler. Medeniyet ise, ka­dınları yuvalarından çıkarıp, perdelerini yırtıp, beşeri de baştan çıkarmıştır. Hâlbuki âile hayatı, kadın-er­kek mâbeyninde mütekàbil hürmet ve muhabbetle devam eder. Hâlbuki açık saçıklık samimi hürmet ve muhabbeti izâle edip, âilevî hayatı zehirlemiştir. Hususan, sûretperestlik, ahlâkı fena halde sarstığı ve sukùt-u ruha sebebiyet verdiği, şununla anlaşılır: Nasıl ki, merhûme ve rahmete muhtaç bir güzel ka­dın cenazesine nazar-ı şehvet ve hevesle bakmak, ne kadar ahlâkı tahrip eder; öyle de, ölmüş kadınla­rın sûretlerine veyahut sağ kadınların küçük cena­zeleri hükmünde olan sûretlerine hevesperverâne bakmak, derinden derine, hissiyât-ı ulviye-i insani­yeyi sarsar, tahrip eder.

(Bediüzzaman Said Nursî, Sözler)

Ey kurtuluş isteyenlerin tahassungâhı olan Alla­hım, beni şeytanî şehvetlerden kurtar; beşeriyetin kazuratından temizle.

(Bediüzzaman Said Nursî, Mesnevi-i Nuriye)

Aziz hemşirelerim, katiyen biliniz ki, daire-i meş­ruanın haricindeki zevklerde, lezzetlerde, on derece onlardan ziyade elemler ve zahmetler bulunduğunu, Risale-i Nur yüzer kuvvetli delillerle, hadisatlarla is­pat etmiştir. … Onun için, daire-i meşruadaki keyfe iktifâ ediniz ve kanaat getiriniz. Sizin hanenizdeki mâsum evlâtlarınızla mâsûmâne sohbet, yüzer si­nemadan daha ziyade zevklidir.

(Bediüzzaman Said Nursî, Lem’alar)

Hakikî ihlâs ile hakikî bir fedakârlık taşıyan valide­lik şefkati sû-i istimal edilip, mâsum çocuğunun el­mas hazinesi hükmünde olan âhiretini düşünmeye­rek, muvakkat fâni şişeler hükmünde olan dünyaya o çocuğun mâsum yüzünü çevirmek ve bu şekilde ona şefkat göstermek, o şefkati sû-i istimal etmektir. Evet, kadınların şefkat cihetiyle bu kahramanlıkları­nı hiçbir ücret ve hiçbir mukabele istemeyerek, hiç­bir faide-i şahsiye, hiçbir gösteriş mânâsı olmayarak ruhunu feda ettiklerine, o şefkatin küçücük bir nu­munesini taşıyan bir tavuğun yavrusunu kurtarmak için arslana saldırması ve ruhunu feda etmesi ispat ediyor.

(Bediüzzaman Said Nursî, Lem’alar) 

Dördüncü taife ki, çocuklardır. Bunlar hamiyet-i milliyeden merhamet isterler, şefkat beklerler. Bun­lar da, zaaf ve acz ve iktidarsızlık noktasında, mer­hametkâr, kudretli bir Hâlıkı bilmekle ruhları inbisat edebilir, istidatları mesudâne inkişaf edebilir. İleri­de, dünyadaki müthiş ehval ve ahvâle karşı gelebi­lecek bir tevekkül-ü imanî ve teslim-i İslâmî telki­natıyla o masumlar hayata müştakane bakabilirler.

Mademki o masumlar hayatın dağdağalarına atı­lacaklar, mademki insandırlar. Elbette küçük kalble­rinde çok uzun arzuları olacak ve küçük kafalarında büyük maksatlar tevellüt edecek. Madem hakikat böyledir; onlara şefkatin muktezası, gayet derecede fakr ve aczinde, gayet kuvvetli bir nokta-i istinadı ve tükenmez bir nokta-i istimdadı, kalblerinde iman-ı billâh ve iman-ı bil’âhiret suretiyle yerleştirmek lâ­zımdır. Onlara şefkat ve merhamet bununla olur. Yoksa, divane bir validenin, veledini bıçakla kesmesi gibi, hamiyet-i milliye sarhoşluğuyla, o biçare ma­sumları mânen boğazlamaktır.

(Bediüzzaman Said Nursî, Mektûbat)

 

Lügatçe:

Hemşîre: Kızkardeş, bacı.

Mahrem: Nikah düşmeyen, şeriatçe evlenilmesi yasak edilen.

Şehvânî: Şehvete dair, şehvetle ilgili.

Sukut-u insaniyet: İnsanlıktan ayrılma, çıkma.

Alet-i hevesat: Gelip geçici istekler, arzular âleti; he­vesât âleti.

daire-i meşrua: Meşru daire, dînin uygun gördüğü helâl daire.

îmân-ı billah: Allah’ı, onun kâinatta tecelli eden bütün sıfat ve isimleriyle beraber kabul ederek O’na inanma.

iman-ı bi’l-âhiret: Âhirete iman.

hamiyet-i milliye: Millet için, milli gayeler uğruna fe­dakarlıkta bulunma, çalışma, gayret etme.

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*